Benim gibi Yaz henüz bitmeden efkar basıp daralanlar için, yılın en acıklı dönemi geldi çattı. Okulların açıldığı, ayağı denizden yavaşça çekip, bütün yaz yüzüne bakmadığımız eciş bücüş çorapların içine tıkıştırma gayretine girdiğimiz bir dönemi yılın. Trafiğin yeniden sinir krizi geçirttiği; okulların açıldığı, akşam dışarıya çıkarken üzerimize bir şey almanın zorunlu hale geldiği günlerden geçerken, rutin gündemlerimize dönüyoruz işte bir bir. Sizi bilmem ama ben, tezgahta mandalinayı gördüm mü; burnuma okul kokusu gelir hâlâ. Ne okulu severim ne Sonbahar’ı. Anlayacağınız Kış lobisinin üzerime oynama nedeni budur. Varsın oynasınlar… Annem bana ezelden beri hep şunu söyler ne zaman ağlama moduna geçsem: Üzülme hayatım, bitsin ki yeniden başlayabilsin…

Biten her şeyin yeniden başlaması; Yaz’ın yeniden gelmesi kadar mutlu etmez beni hiç kuşkusuz. Zira size şimdi uzunca bir liste sıralayabilirim, değil yeniden hayatımıza girmesi; gündemimizden bir daha girmemek üzere çıkmasını istediğim. Bir süredir görüşmememizin hatırına, ilk yazıdan içinizi şişirmek istemediğim için, şimdilik o listeyi kenara alayım. Ancaaaak atlamak istemediğim kimi başlıklar da yok değil pek tabii. Meclis açıldı mesela, ne mutlu… Baş döndürücü hızda yasalar yapıp hayatımızı daha yaşanabilir kıldıkları için ne kadar teşekkür etsek az olan vekillerimiz; Meclis başkanını seçmek için oy veriyorlar bu yazı yazıldığı anlarda. Daha doğrusu seçemiyorlar. Çünkü ben safı “UBP krize oynamak istemeyecektir” yorumları yapadurayım; Meclis grubunda üzerinde mutabık kaldıkları Zorlu Töre’yi başkan yapmak için ortaya atan UBP’liler, yakın geçmişte yaşanan Resmiye Eroğlu Canaltay krizini unutmuş olacak, yine “bile bile lades” diyerek ağzımı açık bırakıyorlar ne yalan söyleyeyim. Oysa kurultay döneminde Ünal Üstel’in yanında yer alan “devrik başkan” Faiz Sucuoğlu’nun “ben de varım” demesi, kurultay geride kaldığından olacak, pek karşılık bulmamış belli ki. Elbette siyasette daima dün dün; bugün de bugündür ve dahi sizi amaca ulaştıran her yol da mübahtır. Mamafih; dengeler de mühimdir ve hesap kitap düzgün yapılmadığı vakit olacaklardan bu yazının yazarı ile okuyucuları asla mesul değildir.
Ama ben size başka bir tahmin söyleyeyim. Bugüne kadar pek çok patron görmüş geçirmiş bir insanımız olarak; patronlar kimseyle kötü olmayı sevmiyor. Bu olayda Üstel’i de bir patron olarak düşünecek olursak; Töre ile ters düşmeyi göze alamadığı için seçilemeyeceğini bile bile O’nu öne attığını; turlarca seçilemeyince “biz elimizden geleni yaptık” kozunu oynayıp köşesine çekileceğini öngörmek ciddi zul geliyor. Lakin Töre’nin nasıl bir sürecin ardından seçildiğini unutmayan hafızam, sık sık o dönemi hatırlatıyor bana. Seçilemeyen de; sürecin getirisi seçilmeler de; minareyi dik göstermiyor ne yazık ki. Demem o ki; yine kısır bir döngüye giriverdi işte ülke gündemi… Sanki seçilecek isim asgari ücretlinin alım gücünü yükseltecek, sanki bu seçim komedyası dağılınca serzenişlerimizin yerini şen kahkahalar alacak…
Mide Bulandırıcı Mutlu İnsanlar (!)
Neredeyse 43 yıllık ömrümün kendini bildiğim döneminde hayatımın şöyle bir akışı oldu. Param olduğunda istediklerimi yapmak için zamanım; istediklerimi yapacak zamanım olsa, bunları gerçekleştirecek param olmadı. Dolayısıyla yetişkin hayatım için planladığım dünya turunun üzerine soğuk su içeli de hayli oluyor. Bu yıl her şey yolunda gitti de; detaylarını daha sonra paylaşacağım şekilde, kendimi uzunca bir tatil sürecinin içinde buldum. Öyle ki; bir noktada ne yalan söyleyeyim gelen yorumlardan falan korkar oldum. Nazarlara gelmeden bitirmek neyse ki mümkün oldu da size bu satırları yazabiliyorum. Ailemin yanında geçirdiğim 3 haftalık Ege tatilinin ardından, Ada’ya 1 haftalık selam çakıp ver elini Avrupa… Tamamı tatil olmayan, pek çok görüşme ve bir konferans içeren seyahatin keyifli olduğu kadar sinir bozucu olduğunu da belirtmeden edemeyeceğim. Zira; bizimki gibi anlık delirmelerin işten bile olmadığı coğrafyardan gerçek istikrarın hakim olduğu ülkelere gitmek, öyle her babayiğidin harcı değilmiş, öncelikle bunu anladım. Gözü karartıp bu deliliği yapacak olanlara tavsiyem; sinirlerinizi mutlu insan görmeye alıştırmanız yönünde olacak. Bebe belik, çoluk çocuk herkesin bisiklet tepesinde olduğu; trafik namına bir şey görmediğim, havası temiz, eğlencesi bol Berlin’de; ne yalan söyleyeyim bizdeki kadar Mercedes de görmedim. Bu Almanlar gerçekten çıldırmış. Zira yurttaşlarıyla belli ki güvene dayalı bir ilişki kurmuşlar. Anlaşma temelde basit: Erk; toplum olma zeminini hakkıyla tesis etmek yanında; yurttaş olmaktan mütevellit tüm haklarını da teslim etmiş. Karşılığında ortak yaşam kurallarına uymasını istiyor ahaliden. Ne yalan söyleyeyim bu yazılı olmayan çerçevenin dışına çıkanını görmedim. Buna karşılık bir noktadan sonra asap bozacak kadar gülen surat gördüm. Son 10 yılda; kurulacak bir rakı sofrasında Ankara/İstanbul arkadaş nüfusundan fazlasını Almanya ve dolaylarına kaptırmış bir jenerasyonun üyesi olarak ne yalan söyeyeyim burnumun direği de biraz sızladı vallahi.

Berlin’e kadar gitmişken bir gece de partilememek sanırım büyük hakaret olurdu. Kimsenin bir diğerine bakmadan rahatça dans ettiği, günlük kıyafetler, underground kültür namına aranabilecek her şeye sahip eski bir fabrika binasından bozma clubda yaklaşık 6 saat aralıksız dans ettikten sonra, şehrin diğer ucuna metroyla dönerken, en ufak bir tekinsizlik hissetmemek; çoğunluğun elinde bira ve içki bardaklarıyla bindiği metro vagonlarında sadece kıkırdamaların yükselmesi de içimi cızlatan başka bir konuydu ne yalan söyleyeyim.
Tedirgin Ettiğiniz Her Kadının Hesabını Soracağız!
Çocuk ve kadınların güvende olmadığı Türkiye’den nefes kesen , kahreden haberler gelirken; toplumun her kesiminden kadın, kendi taciz hikayelerini paylaşıyor. Sanırım sokakta, yolda, evde; sadece cimsel kimliği nedeniyle tekinsiz hisseden kadınlar, sosyal statüsü ne olursa olsun, aynı endişeyi taşıyor… “Ya benim başıma da gelirse…” Maalesef durum ülkemizde de artık pek parlak değil. Bugün gerektiği kadar yüksek sesle tepki vermediğimiz her şeyin zaman içinde ne kadar yaygın hale geldiğini gördüğümüzden, şimdilik en basit haliye ben de endişemi payaşmakla yetineyim.

I’m Back
Yaklaşık 1.5 yıldır ara verdiğim televizyon programlarına bundan böyle Kanal T’de devam ediyorum. Bir süre nadasa bıraktıktan sonra girdiğim stüdyoyu ne yalan söyleyeyim çok özlemişim, sizleri de… İşin heyecanı, gündem koşturmacası ve stresi bir yana; yorumlarınızın verdiği mutluluğu anlatacak kelime yok. Güne Dair programında, hafta içi her sabah 07.30-09.30 arası yine günü gündemi birlikte yorumluyoruz. Rejide Örsan Balıkçıoğlu ve İlker Doğrul; geri planda ise pek çok medya emekçisinin katkı koyduğu Güne Dair’de buluşalım.
Sonbahar rutinlerimize dönmektir demiştim… Havadis yazıları da buna dair… Unutmadan söyleyeyim; ben rutinlerim olmadan yaşayamam :))
Hoşbulduk!
































