Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Son gelişmeler: (Amerika’yı efkâr bastı!)

Son gelişmeler: (Amerika’yı efkâr bastı!) Motivasyonun belirli konularda insanları sürekli ve türlü çeşitli metotlarla uyararak bir dürtü, bir eylem yahut bir inanç yaratmak kullanıldığını  biliyoruz.

Başından beridir “hemen çözüm” diyenleri de “falan yılın falan ayında çözüm olacaktır” diyenleri de bu nedenle anlıyoruz! Çünkü “nasıl bir çözüm” sorusuna cevap veremiyorlarsa da amaçlarının insanları “çözüme” alıştırmak olduğunu biliyoruz!

ANCAK: Başından beridir çözüm süreciyle ilgili uzlaşıya varılan konular halkla paylaşılmadığı için mesela geçtiğimiz gün Sn. Akıncı’nın “2016’da çözüm beklediğine” ilişkin saçıklamasını de bu nedenle, “sadece halkı çözüme motive etmek için söylenmiş sayıyorum! Ve geliyorum Amerika’nın Asya, Avrupa işlerinden sorumlu Dışişleri Bakanı yardımcısı bayan Nuland’ın Kıbrıs’ı ziyaretine. (Tabi ondan önce hem Asya’nın hem AB’nin ne hallerde olduğunu hatırlatayım! Dolayısıyle ABD’nin Victoria Nuland’ının ne kadar başarılı olduğuna da dikkatinizi çekeyim!)

Nuland Sn. Akıncı ile de görüştü. Basına yaptığı açıklamada ise “ABD’nin çözüm için çok hevesli olduğunu ve bu konuda yardımcı olacağını” söyledi. Dahası “müzakerelerde ilerlemeler” olduğunu da vurguladı.

OYSA: Ayni zaman dilimi içinde Rum sözcü Hristodulidis “Yönetim ve mülkiyet konularında bazı uzlaşılara varıldığını ancak mülkiyetle ilgili ilk söz hakkının “kullanıcıda” mı yoksa “mal sahibinde” mi olacağı konusunda görüş ayrılığının devam ettiğini söylüyordu!” Yani “bizim taraf” halkı “çözümde umut verici ilerlemeler olduğu yönünde motive ederken, Rum tarafı açık ve net “falan konuda uzlaşı yok” diyebiliyor! Bu tezatı başından beridir yaşıyoruz!

ÖTE YANDAN: Ayni gün ABD’nin eski Dışişleri bakanı şimdilerde Avrupa ve Avrasya işlerinden sorumlu müsteşarı Albright da adaya geldi. Yani anlayacağımız siyasi trafik de yoğundu ilgi de! Hatta onca ilgiye karşın sanırsınız ki bu ziyaretler çözüme an kala, “çözüm sonrası nasıl bir strateji saptanacağına” ilişkindir. Buna karşın kuşku ile yine soruyoruz: “Gerçekten iki halk iki kurucu devlette tek federasyon çatısı altında buluşacaklar mı?”

“Ve Dikkat diyoruz: “Türkiye yeni uyanıyor! Nitekim artık daha sık soruyorlar: “KKTC’deki TC kökenliler geri mi dönecekler?” Aynen Annan planında olduğu gibi evet!. Ve aynen o günkü gibi “parasal tazminatlarla!”

SONUÇ: 2222

DURDURUN ZAMANI! (DEVLET OLMAYI DEĞİL, İKTİDAR OLMAYI SEVDİK!)

Yıllar önce yapılması gerekenleri savsaklaya savsaklaya 42 yıl yedik! Ama ne derler? “Alma mazlumun ahını çıkar zari zari!” Tutun ki “mazlum” durumuna getirdiğimiz Kuzey Kıbrıs’tı. Ve evet!

Evet, 1974’den sonra “adına” ganimet de desek olagelen yağmalamanın önüne geçilemezdi!

Evet, toprağa tırnakların geçirilmeden ter akıtılmadan sahibi olmak kolay olmayacaktı!

Evet bizim olmayan sanayi tesislerine patron olunamayacaktı!

Evet, Güney’den gelen 50 bin göçmene karşın Güney’e giden 150 bin göçmenin geride bıraktıklarını değerlendirmek mümkün olmayacaktı!

Evet, alnı şakkımıza haksızca vurulan “işgalci, korsan devlet” suçlamalarının altından kalkmak kolay olmayacaktı!

Evet, yığınla siyasi hata nedeniyle yediğimiz ambargoyu kaldıramadan altında ezilmekten kurtulamayacaktık!

Tabi ki tüm bunlar kendine özgü Kıbrıs sorunu kaynaklı tarihi süreçte dıştan baskıları da yanına alarak gelişen ve hâlâ pişmanlık duygularımızda utançları ile yaşadığımız kaçınılmaz olaylardı.

Fakat bu olumsuzluklar Kuzeye devlet olarak sahip çıkmamızı bu kadar olumsuz etkilememeliydi! Ki biz “Otonom devleti” de kurduktu, “Federal Devleti de!” Bu arayışlarımız siyasi yönden adada yerimizin ne olması gerektiğinin dünya aleme gösterilen ispatıydı. Fakat ne BM’ler yardımcı oldu bize ne de AB!

SONUNDA DEVLET OLDUK! Fakat “devlet olmayı değil, iktidar olmayı sevdik.” Oysa iktidarlar gelip gidici devlet kalıcıdır!

Kalıcılığa sistem çakmadan, “hükümetlerin gelip gitmesi” KKTC’yi kurtaramazdı! Nitekim şimdi soruyoruz: Bu kaçıncı hükümet? Bu nasıl hükümet? Acaba ömrü ne kadar olacak? Halkın beklentilerine cevap verecek mi? Reformları gerçekleştirecek mi? Kurumlarımızı, denetim mekanizmamızı, sağlık servislerimizi, eğitim müesseselerini çalıştırabilecek miyiz? Devleti çekip götürecek bir “kamu görevlileri” yaratabilecek miyiz?  

VESSELAM: Yıllar “seçmek ve seçilmekle” geçti! Seçim kampanyaları ile geçti! İktidar muhalefet kavgaları ile geçti! Sen-ben çıkarları üzerine kurulu fırsatçılıkla geçti! Mütegallibenin toplumu peringa balıkları gibi kemirmesi ile geçti!

Artık durdurun bu uğursuz, bu mendebur “zamanı!”

KISACA TAKILDIĞIM. (HERKES DE BÖLGECİLİK YAPILDIĞINI SANACAK!)

Nihayet yeni seçim yasasının ne kadar iyi olduğunu buldular! Diyorlar ki “çarşaf sistemi ile artık “bölgecilik” yapılamayacak!”

Güldüm tabi! Çünkü KKTC’nin malül Gazimağusa’sında yaşamamış olsaydık inanacaktık! Ve sanacaktık ki ilçelerden seçilip Meclis’e giden milletvekilleri kendi bölgelerine devlet olanaklarını götürmek için birbirlerini çiğniyorlardı! Sanacaktık ki mesela bizim milletvekilleri devletin Mağusa’ya ve ilçe köylerine yatırımların her türlüsünün götürülmesi için Meclis’te adeta savaşıyorlardı! Sanacaktık ki Lefkoşa ile Girne’yi trafik ve çarpık yapılaşmadan milletvekillerinin “bölgecilik” hırsı korudu!

Sanacaktık ki 42 yıldır Güzelyurt’a hastane yapılması için canla başla çalışıyorlardı.

Sanacaktık ki sayelerinde tüm bölgelerimiz tertemiz, pırıl pırıldır!

HAYIR: “Sandığımız” değil bildiğimiz tek şey vardır: Milletvekillerimiz Meclisi bile çalıştırmayı başaramadılar!” Buna karşılık evet, bölgelerinde oy almak için eşi dostu “işe aşa paraya” kavuşturdukları oldu! Hepsi o kadar!