Daha 6 ay gibi uzun bir süre olmasına rağmen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin fitili ateşlendi ya, konu milletin de gündemine girmeye başladı.
Gazetecilerin çevresi genelde siyasetle yakından ilgilenenlerden oluşur.
Öyle ya, “ne olacak bu memleketin hali” muhabbetleri gazetecilerin etrafında döner hep.
Memleketin haline bir şey olduğu yoktur da nedense gazetecilerden medet umulur ve tumturaklı siyasi yorumlar yapması beklenir.
Üstelik hep bir “perde gerisinde bir şey var” baskısı da üzerimizde.
Her olayın mutlaka “perde gerisi vardır”, biz de bunları bulup, çıkarıp, deşifre etmek zorundayız.
Bulamadığımızda da “pee ama sen nasıl gazetecisin” sokuşturmasına maruz kalırız.
Türkiye’de pek yaygındır ve bize de sirayet etmiştir.
Dünyadaki her kötü olayın arkasında mutlaka Amerikan emperyalizmi vardır.
Seneler önce, Condoliza Rice’ın ABD Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Washington’da, dünyanın çeşitli yerlerinden gelen gazetecilerin sorularını yanıtlamıştı Rice.
Kıbrıs sorununu sormaya çalışmıştık ama hak getire Afrika’dan gelenler kendileriyle ilgili sorular sorup duruyorlardı. Soruların çoğu da “niye bize daha çok yardım yapmıyorsunuz” mealindeydi.
Gana’dan gelen bir gazeteci ateşli bir şekilde ve yüksek sesle “halkımız sıtmadan ölüyor siz ise topu topu 10 milyon dolar yardım yaptınız” demişti.
Hayretten küçük dilimizi yutuyorduk çünkü aynı gazeteciyle öğle yemeğinde aynı masada oturuyorduk ve bize uzun uzun “Amerikan emperyalizminin ülkesinde sıtmayı gizlice nasıl yaydığını” anlatmıştı.
Geçtiğimiz gün Kürt kökenli bir milletvekili de benzer absürt duruma düştü.
Düzenlediği basın toplantısında IŞİD’in Amerikan emperyalizmi tarafından yaratıldığını ve silahlandırıldığını söylemiş.
Oradan bir cevval gazeteci de “ama Amerika Kobani’de size yardım ediyor” deyivermiş.
Kürt kökenli milletvekili eveleyip gevelemiş “hiçbir şey göründüğü gibi değildir” gibisinden cümleler kullanmış.
Cevval gazeteci altta kalır mı “nasıl yani Kürtler çocuklarına Obama adı veriyor, Biji Serok Obama sloganı atıyor, Amerika Kobani’deki direnişçilere silah göndermedi mi!!!”
“Bunu basın toplantısından sonra yüz yüze konuşalım” diye çevirmiş milletvekili.
***
Neyse, konuyu dağıttık, toparlayalım.
Amerikan emperyalizmine veya Türkiye’nin işgalciliğine bağlamadan Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili son durum raporu veriyorum.
Elimde anket falan yok.
Yazının başında belirttiğim gibi sadece gözlem ve muhabbete dayanıyor raporum.
Mustafa Akıncı yarışa iyi başladı ve Lefkoşa kent kökenli seçmeninin bir kısmını etkiledi.
Geçmişte farklı partilere oy verip de “Akıncı’ya oy vereceğim” diyenlerin sayısı epeyce fazla.
Kudret Özersay sessiz ve derinden gidiyor. Ne tür temaslar yapıyor bilmiyorum ama sanal medyaya aldanıp da yüz yüze görüşmeleri ihmal ederse işi zor.
Eroğlu henüz resmen aday olmadığı için değerlendirme dışı bırakıyorum.
Sibel Siber belli ki önceliğini CTP seçmenine verdi. Bölge toplantılarıyla CTP’lileri motive etmeye çalışıyor.
Kadın ağırlıklı bir destekçi grubunun olduğunu görüyorum.
Sibel Siber’in akıbetini bence iki şey belirleyecek.
Birincisi “makamdan makama uçuyor” şeklindeki negatif propagandayı önlemesi için Meclis Başkanlığı’ndan istifa edip etmeyeceği.
İkincisi de İkinci Cumhurbaşkanı Talat’ın ortaya koyacağı performans.
Siber eğer erken zamanda adaylık için Meclis Başkanlığı’ndan istifa ederse ve Talat’ın da fiili tam desteğini alırsa dengeler değişebilir.
Ama şimdilik popüler olan Akıncı’dır.
Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili benim de son raporum budur…
































