Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Son 48 saat…

                                                                                                                                                       Artık sona geldik. Anketlerin, öngörülerin noktalanacağı, gerçek anketin ortaya çıkacağı, kimilerinin sevinip, kimilerinin üzüleceği sonuçları görmemize aylar, günler değil sadece 48 saat kaldı. Hani o meşhur deyimdeki gibi, ak koyun kara koyunun belli olacağı sonuçlara saatler kaldı…
Özellikle son iki haftadır bazı adaylarda yaşanan yükselişe karşı, bir adayın düşüşüne, bir diğerinin oylarının ise, aynı oranı koruduğuna şahit oluyoruz…
Bir diğer tespit ise, artık herkes seçimin iki turlu olacağı yönünde hemfikir. Yani ilk turda, adaylardan hiçbirinin kazanmak için gereken, %50+ oyu alamayacağı anlaşıldı. Görünen o ki, ilk üçe girecek adayların oyları birbirlerine çok yakın olacak…
Bizim ülkemize özgü bir seçim stratejisi var. Bunu hemen her seçim döneminde hatırlatırız. “Seçimler son gece kazanılır” diye. Özellikle de son gece yapılan birtakım “duygusal” nokta operasyonları ile belli bir adayın ihtiyacı olan oyların toplanmasına çalışılır. Birçok kez de bu tür operasyonların olumlu sonuç verdiğine şahit olduk. Ancak bu kez bu tür duygusal operasyonların eskiye göre pek işe yaramayacağını görüyoruz. Yani seçmenin büyük çoğunluğu  artık eskisi gibi birtakım gerekçelerle gelecek 5 yılını birisine ipotek etme konusunda pek gönüllü görünmüyor. Ha, hiç mi etkilenecek seçmen yok, tabii ki var ama, eskisi kadar çok değil…
Baştan beri hep bu seçimlerin zor geçeceğini biliyorduk. Kazanan adayların, daha doğrusu ikinci tura kalacak adayların, belki de son sandık açılıncaya kadar belli olamayacağı bir bilinmezlik yaşanıyor…
Adayların kesinleştiği ve propaganda sürecinin başladığı o ilk günleri hatırlayın. Toplumda seçim sonuçlarına yönelik farklı algılar vardı. Mesela Eroğlu’nun, işi ilk turdan bitireceği yönünde bir algı yayılıyordu topluma. İkinci aday için, Sibel Siber ve Mustafa Akıncı arasında gidip geliyorduk. Özersay içinse hakim olan kanı, önceleri %3-5, ardında %8-10 arası bir orandı. Peki seçime saatler kala toplumda hakim olan zihniyet bugün de aynı mı diye sorsam, kaçınız “evet” der…
Eroğlu, son günlere hayli sıkıntılı giriyor. Hele de geldiği partinin üyelerinin, başka adaylara desteklerini açıklamaları, dağılma olarak değerlendiriliyor. Bırakın ilk turdan kazanmasını, ikinci tura bile kalamayacağı konuşuluyor. Güvendiği kaleler bir bir yıkılıyor. Geçmişte “oy deposu” olarak görülen ve blok oyların sandığa yansıdığı beldelerde bu defa tam tersi gelişmeler yaşanıyor… Çatalköy, Alsancak ve son olarak da Lapta… Lefkoşa’da Ortaköy ve Kaymaklı yok gibi… İskele, Akıncılar ha keza… Eroğlu’nun “vatan, millet, bayrak” söylemleri artık eskisi kadar rağbet görmüyor. Ve en önemlisi, tabanın hafızasında, son iki seçimdir partilerine yönelik yapılan tüm darbeler çok taze… Eskiden, bırakın açık açık konuşmayı, kapalı kapılar arkasında bile Eroğlu’nu eleştirmekten korkanlar, şimdilerde bunu açık açık gazete sayfalarında yapıyorlar. Kısacası sağdaki iki partinin desteğini alarak yola çıkan Eroğlu’nun hesapları, bu kez tutmayacak gibi görünüyor…
TDP-BKP destekli aday Mustafa Akıncı ise, ilk günkü havasından çok şey kaybetmiş gibi görünüyor. Özellikle son düzlüğe girilirken ilk günlerde yakaladığı trendi birden yitiriverdi. Hatta düşüşe geçtiği yönünde iddialar da var. Bunda, özellikle tv programlarındaki agresif tavrı ile Kıbrıs konusundaki bazı söylemlerinin etkili olduğunu söyleyebiliriz…
Bağımsız aday Kudret Özersay bu seçimlerde, taraflı tarafsız herkesin en çok konuştuğu aday oldu. Oy verecek olanın da, vermeyecek olanın da gündeminde Özersay hep oldu. Tahminler konusunda hepimizin en çok yanıldığı bir aday oldu Özersay. Bu seçimlerde ilk turu geçer veya geçmez onu bilemem ama, aldığı sonuç ne olursa olsun, seçim sonrası da konuşmaya devam edeceğimiz, hatta yeni siyaset anlayışına yöne verebilecek bir isim olarak toplumun gündemini oluşturacağı kesin. Adaylığı ilk açıkladığı gün pek şans verilmeyen Kudret Özersay, gerçek anlamda bağımsız duruşu ve söylemleri ile herkesi şaşırtan bir ivme yakaladı. Bugün arkasında büyük bir destek olduğunu söyleyebiliriz…
Ve son olarak CTP adayı Sibel Siber. Adaylığı ilk açıklandığında aleyhinde yayılmaya çalışılanları tersine çeviren ve geçen süre zarfında, duruşu ve sevecen tavırlarıyla topluma kendisini kabul ettiren Sibel Siber, partisi içerisinde yaşanan ve en büyük dezavantajı olarak gösterilen “ayrışmayı” bir kenara süpürmeyi bildi. Gerek konulara hakimiyeti, gerekse vücut dili ve de çok eleştirilmesine rağmen kadın duruşu, hanesine artı olarak yansıdı. Özellikle son haftalardaki çalışması ile yarışta iddialı duruma gelen Siber, ilk turun favorileri arasındaki yerini almayı başardı… Sibel Siber, diğer adaylara göre ikinci tur için şanslı görünüyor…  
Bu tablo son 48 saate değişir mi bilemem ama, değişmesi biraz zor gibi geliyor bana…

YERİN KULAĞI VAR

GENÇ SEÇMEN ARTIŞI GÜZEL:1654 yeni seçmen. Toplam seçmen sayısının yaklaşık binde biri gibi bir artış olmuş. Bir yılda böyle bir artış güzel. Ülkenin kaderini belirleyecek olanlar arasında gençlerin çoğalması umut verici. Geçmişten eğer memnun olsaydık, böyle düşünmeyecektik. Ama ne yazık ki, sahip çıkılan vatanın durumu ortada…

UBP PARAMPARÇA: UBP’li Lapta Belediye Başkanı Fuat  Namsoy, arkasından da UBP desteğiyle kazanan Çatalköy Belediye Başkanı Mehmet Hulusioğlu dün, Kudret Özersay’a desteklerini açıkladılar. Yurt dışında olduğu bir sırada, evinin kapısına Eroğlu posteri asılan Mehmet Zafer’in durumu malum. UBP desteğiyle seçim kazanan birçok belediye başkanı aynı durumda. Yerel seçimlerde özellikle kaybetmeleri için çalışılanlar ha keza. Benim şu anda gördüğüm tek bir gerçek var, Eroğlu isminin, bir kez daha partiyi paramparça ettiği. Bundan sonra toparlanması da zor görünüyor.

ORADA BİRİ VAR MI: Türk Lirası’nın sadece yıl başından bugüne değer kaybı yüze 17 olmuş. Geçen yıla oranla bu rakam yüzde 45. Neredeyse eldeki para yarı yarıya erimiş. İnsanlar bir yıl öncesine göre yüzde 45 fakirleşmiş. Ama seçim derdi gözleri öylesine karartmış ki, ülkede bir hükümet ya da ekonomi bakanlığı olup olmadığı kuşkulu duruma gelmiş. Ne döviz alım satımlarında TL’yi sabitleme çalışması var, ne kayıpları çalışanlara verebilme gayreti, ne de faizlerle ilgili bir düzenleme. Sanki seçim karın doyuracakmış gibi…

YOK ARTIK:
Derviş Eroğlu, propaganda sürecinde Rumların talep ettiği köylerden bahsederek, vatandaşta korku ve endişe yaratıp, oy toplamaya çalışıyor. Yani bir yerde seçmene, “beni seçerseniz yerinizden yurdunuzdan olmazsınız” diyor. Önceki akşam Mağusa mitinginde, bu kez “Mağusa’yı da Rum’a teslim ediyorlar” sözleriyle dikkat çekti. Kazanmak için her yol mübah belki ama, yok da bu kadarı…

BİR BİLDİKLERİ VAR:
UBP’nin eski ağır topları, İrsen Küçük, Hakkı Atun ve İskele eski belediye başkanı Halil Orun, bu seçimlerin Derviş Eroğlu için zor geçeceği konusunda hem fikir. Bu eski siyasetçiler,  partilere yaptığı müdahalelerden, yaşattığı bölünmelerden, kendi parti adayı aleyhine çalışmasından dolayı Eroğlu’na karşı propaganda yürütüyorlar. Hatta o kadar eminler ki, Eroğlu’nun ikinci tura kalamayacağını söylüyorlar…  

SİYASET HER ŞEY DEMEK DEĞİL: Cumartesi günü Pile’de Rum ve Türk çocuklar, futbol maçı yapıp, sonrasında birlikte yemek yiyecekler. Güzel haber… Umarız planlandığı gibi dostça başlar ve biter. Küçük futbolcular da, geleceği düşmanlık üzerine kurmaya çalışanlara, böylece ders vermiş olurlar.  

ZİRVEDEKİLER
Ali Bizden:”Müzakere masasında haklarımızı en iyi korumayı vaat edenlerin söz ettiği değişim, mevcudu korumak, ilerlememek, gelişmemek, dünyanın bir parçası olmamak vaadidir. Bu “değişim vaadi”, “BİZ BÖYLE EYİYİK” demenin yeni bir şeklidir. Korumacı, statükocu değişim vaadi, yeni bir gelecek tahayyülü olmayan, var olanı olduğu gibi kabullenip değişim kavramını var olana mahkum etme vaadidir”…

DİPTEKİLER

Güven Duygusu Nasıl Kaybolmasın: Deli dana insandan insana bulaşmıyor, güzel. Peki hangi etlerden bulaştığını nasıl bileceğiz? Ya da bu iki hasta arasında ortak nokta ne? Bunlar hala muallakta. Yapılan açıklamalar kimseyi tatmin etmedi. Sanki milletçe çiğ et yermişiz gibi, çiğ etten uzak durmamız tavsiye ediliyor ve maalesef böyle ciddi bir konu bile, münferit bir olay gibi geçiştirilmeye çalışılıyor.  Ondan sonra neden siyasetçilere güven yok diye hayıflanırlar.