ManşetRöportaj

“Sokak çalgıcısı olmak isterdim”

O bir müzik üstadı, inşaat ustası, asansörcü… Şarap ve peynir yapar, resim çizer, dağarcık ve müzik aleti imal eder… Her parmağında bir marifet… Aytaç Çağın

Nezire Gürkan

Adı kemanla özdeşleşti. Kime sorsanız, keman sanatçısı veya Kıbrıslı ifadesiyle “kemaneci” der. Aslında esas müzik aleti keman, ama onunla kalmadı. Piyano, akordion, ud, flüt, gitar, klarnet, zurna da eklendi; belki dahaları. Müzik üstadı oldu. Kırktan fazla beste yaptı. Korolar, orkestralar kurdu, ilk kez çigan müziği icra etti. Müzik öğretmeni olarak okullarda yüzlerce insana dokundu.  Folklor da ilgi alanı; hem çaldı, hem oyun araştırmaları yaptı. Buraya kadar genellikle bilinenler. Ama onun bilinmeyenleri de var. Evini yapacak kadar inşaat bilgisine sahip bir usta ve asansör kurma uzmanı aynı zamanda. Dahası; şarap ve peynir yapımı, makrome, kara kalem resim, müzik aleti imalâtı da var. Rumca, İngilizce, İtalyanca, Fince, Arapça da yabancı dilleri. On parmağında on marifet demek az kalır.

Aytaç Çağın

Çocukluğundan başlayarak hep çalıştı… Hayali sokak çalgıcısı olmak

Aytaç Çağın,  dedesinin 4.5 liraya (KL) aldığı kemanla 7 yaşında başladı müzik hayatına. İlk birkaç yıl farklı hocalardan, 9 yaşından sonra işin erbabı Bedelyan’dan aylık 1 lira ücret karşılığı ders aldı. Nota öğrendi, sınavlara girdi. Sonra arkası geldi, hemen hemen tüm aletleri çaldı. Öğretmen Koleji’nden mezun olduktan sonra müzik öğretmeni olarak farklı bölgelerde görev yaptı. Bakanlık bünyesinde çalıştı. Haksızlığa uğrayınca daha 37 yaşındayken 1984’te emekliliğini verdi.

Çocukluğundan başlayarak hep çalıştı. İlk ve ortaokul yıllarında Deniz Kırtasiye’de, lise yıllarında inşaatta ve elektrikçi yanında. Emekliliğiyle birlikte hırdavatçıda çalıştı, lokanta açtı, Telsim’de istasyon kurulumu yaptı, asansör kurdu, Güney Kıbrıs’ta çalıştı. Son 10 yıldan beri sağlık sorunları nedeniyle çalışamıyor artık. Ama kendi bahçesinden aldığı ürünlerle şarap, sirke ve likör yapıyor, peynir imal ediyor, kara kalem resim çiziyor. Şimdilerde 71 yaşında, Kuzucuk’taki evinde sakin bir hayat sürüyor. Yakın hedefi evinin yanına müzik aletleri imal edeceği bir atölye kurmak. Hayali ise sokak çalgıcısı olmak…

Tüfek icat oldu…

Neden hayal olsun ki, kemanı alıp köşede çalarsınız!

“Bu ülkede o kadar kolay değil sokakta müzik yapmak. İnsanlar dilencilik olarak bakıyor bizde bu tür faaliyetlere. O yüzden hayal gibi. Zaten salonlarda, mekânlarda bile bizim gibiler için çalışmak zor. Org var artık! Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu…”

Toplumlararası çatışmalar, eğitime ara verildi

Lefkoşa’da 1947’de doğdu. İlkokulu Lefkoşa’da 3 farklı okulda okudu. Yenicami, Haydarpaşa ve Atatürk ilkokulları. O dönemin özelliği.  Ardından Bayraktar Ortaokulu ve Lefkoşa Türk Lisesi. Lisede bandonun kurucuları arasında yer aldı, klarnet çalmayı bu dönemde öğrendi. Sonradan bu bando, Mücahitler bandosuna dönüştü.

Ancak lise eğitimi toplumlar arası çatışmalar nedeniyle kesintili oldu. Aralık 1963’de eğitime yaklaşık bir yıl ara verildi, ardından sıkıştırılmış eğitimle bir eğitim yılında iki yılı tamamlayarak 1965’de mezun oldu.

1963 olaylarına ilişkin anıları hâlâ canlı. 21 Aralık olaylarını başlatan ilk kurşunların tanıklarından. Rumların Girne kapısında Atatürk heykeline ateş açmaları üzerine bölgede protesto eylemi düzenleyen, 2’si yaralanan lise öğrencileri arasında yer aldı.

Göçmenlik başladı

Çatışmalar, Rum saldırıları göçmenliğin de başlangıcı oldu. Küçük Kaymaklı’dak evlerini apar topar boşalttılar. Kardeşi ve dedesi dâhil 5 kişilik aile, evlerini terk etmek zorunda kalan diğer Türkler gibi ilk geceyi Şahin sinemasında sandalyede geçirdi. Komşunun evine de konuk oldular bir süre. Sonra Nuri Efendi Sokak’ta oda oda kiraya verilen bir eski binada, aylık 7 liraya oda tuttular. 5 kişi bu odada kaldılar bir süre, yaşam normale dönene kadar.

Bir çanta gıda karşılığında inşaatta çalıştı

Kıbrıs Radyo Yayın Korperasyonu’nda çalışan babasının, çatışmalar nedeniyle tüm Kıbrıslı Türkler gibi işe gitme imkânı kalmayınca, evi geçindirmek için çalışmaya başladı. Lise eğitimine de zaten ara verilmişti. 17 yaşında inşaat işçisi oldu. Tütün fabrikasının hastaneye dönüştürülmesi için başlatılan inşatta çalıştı bu dönem. Her işi yaptı. Morgda ceset gördüğünü hâlâ ürpererek anlatır. Yokluk yılları, çatışma var. Emeği karşılığında para değil, kuru gıda götürdü eve, herkes gibi.

Ayrıca elektrikçi Talat Usta’nın yanında da çalıştı aynı dönemde. Az da olsa maaşla. Ailenin geçinmek için paraya ihtiyacı var. Böylece hem inşaat yapımını, hem elektrik işlerini öğrendi. Zaten yıllar sonra evini, lokantasını bu hayat birikimiyle inşa etti.

Bu dönem özel polis de oldu. 737 yaka numarası ile mücahitlere takviye olarak görev yaptı. Silah taşıdı, nöbet tuttu.

“Önce vatan” dediler, üniversiteye izin vermediler

Bir yıllık aranın ardından lisede eğitim başladı. Sıkıştırılmış eğitimle yıl kaybına uğramadan 1965’te mezun oldu.

Öğretmeninin de teşvikiyle çok başarılı olduğu kimya alanında eğitim almak istedi. Diploma ve ilgili evrakları göndererek İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’ne kayıt da yaptırdı ancak “önce vatan” diyen dönemin yöneticileri yurt dışına çıkmasına izin vermediler.

Kolej’de 3 yıl

Üniversite eğitimi olmayınca, 1967’de sınavı ilk sıralarda kazanarak Öğretmen Koleji’ne girdi. Bugünkü Öğretmen Akademisi. İş garantili, geri ödenmek üzere 10 KL aylık verilen bu okula giriş için gerekli 500 KL’lik kefalet belgesini de, ilkokul yıllarında yanında çalıştığı Kemal Deniz imzaladı.

“Kolej’de okurken yurt dışı yasağı kalktı. Artık gidebilirdik üniversite eğitimi için. Ama ben Kolej’de. Yine de gitmek istedim. Okul Müdürü Reşat Ebeoğlu git diye teşvik etti. Ama Sancaktar’dan izin almak gerekirdi. Sancaktar Kale Bey’in yanına gittim, beni kovdu. Böylece üniversite hayalim bitti.”

Piyano ve akordion çalmayı da Kolej yıllarında kendi çabasıyla öğrendi.

Lefke ilk durak… Mehter takımının davullarını yaptı, kıyafetlerini dikti

İngilizce branşından mezun olmasına rağmen müzik öğretmeni olarak ilk tayin yeri Lefke’ye gitti. Yıl 1970. Yaklaşık 5 yıl burada kaldı. 1974 savaşını da burada yaşadı, esir düştü.

Hem ilkokulda, hem lisede müzik öğretmeni olarak görev yapan Aytaç Çağın, Lefke’deki görev yıllarını hayatının en güzel dönemi olarak aktardı. Burada koro, orkestra, folklor ekibi kurdu; ülke için bir ilk olan mehter takımı oluşturdu. Mehter takımının davullarını kendi yaptı, kıyafetlerini evde dikti.

Çaldığı müzik aletlerine Lefke’de zurnayı da ekledi. Bu köyde Mehmet Çetereisi’nden ders aldı. Gaziantep’e giderek zurna yaptırdı. O da başkalarını yetiştirdi. Öğrencilerinden İbrahim Arap hâlâ zurna dendiğinde akla gelen ilk isimlerden.

Maliye bakanının uyarısına rağmen emekli oldu

Lefke’den sonra Gençlik Dairesi’nde folklor eğitmeni olarak Lefkoşa’ya tayin oldu. Ancak bu görevi sevmedi. Öğretmenliğe dönmek istedi. Güzelyurt, Gönyeli ve Lefkoşa okullarında görev yaptı. Son olarak da 1981’de Eğitim Bakanlığı’na alındı. Burada kadro sorunu dâhil kasti haksızlık yaşadığı düşüncesiyle emekliliğini verdi. Dönemin Maliye Bakanı Salih Coşar’ın erken emeklilikle yaşanacak mali sorunlar konusunda uyarısına rağmen kararından dönmedi ve 1984’te, daha 37 yaşındayken emekliye ayrıldı.

Folklorda milat

Folklor alanında da otorite kabul edilen Aytaç Çağın, 1972 yılından itibaren bu konuda çalışmaya başladı. Kıbrıs Türkü’nün Türkiye’deki yörelerin oyunlarını oynadığı bu dönemde, bir yandan ekipler kurup eşlik ederken, diğer yandan araştırmaya başladı. Köyleri dolaştı. “Öğretmen arkadaşlardan köylerde oyun bilenleri, alet çalanları öğrendim” diyor. Kemanı ve teybiyle kayıtlar yaptı. Sonradan bu çalışma genişledi, Mustafa Serdengeçti, Erbil Çinkayalar gibi isimler de katıldı.

İzmir’de düzenlenen folklor festivaline 1973’te Antep oyunlarıyla katılmaları orada tepkiyle karşılandı. Bu arada zaten oyun derleme çalışmaları başlamıştı. Bir yıl sonraki festivale Kıbrıs oyunlarıyla katıldılar. “Haziran 1974 bu anlamda milattır” diyor. Bu ilk ekibin kadın elbiselerini Sütlüce’de tezgâhta, erkek elbiselerini Mevlevi Tekkesi’nden örnek çizerek diktirdiler. Bu çizimler hâlâ arşivinde, kalın bir dosya olarak duruyor.

Bakanlığın görevlendirmesiyle birçok kez Londra’ya giderek ekip kuran, Has-Der’in de kurucuları arasında yer alan Aytaç Çağın, Folklorla ilgili uluslararası toplantılarda yaptığı konuşmaların metinlerini de arşivinde saklıyor.

Emeklilik… Yapmadığı iş kalmadı

Emeklilikle birlikte hayatını kazanmak için sürekli çalıştı. Önce hırdavatçı yanına girdi. Ardından emekli ikramiyesiyle lokanta açtı. İnşaatı kendi yaptı, biftekten dönerle ilgi odağı oldu.  Sonra asansör işine girdi. İtalya’da kurs aldı, sertifika sahibi oldu. İtalyanca öğrendi. Yaklaşık 10 yıl asansör kurdu. Hatta kapıların açıldığı 2003’te Rum Çalıma Dairesi’ne başvurarak, Güney’de de asansör işi yaptı. Telsim’de de çalıştı, direklerin üzerinde. 5 yıl süreyle istasyonların kurulmasında görev aldı. Ve sağlık sorunlarıyla birlikte 2007’den itibaren iş hayatına son verdi.

Kuzucuk köyünde sakin bir hayat sürdüren Aytaç Çağın, şimdilerde Kıbrıs Sanat Derneği Başkanı. 40 kişilik koronun şefi. Eşi, Mağusa TMK öğretmenlerinden Şerife Çağın da aynı koroda. O da kudüm çalıyor.

Dut ağacından bağlama, ahşaptan tambur, kamıştan ney imal eden, dağarcık yapan Aytaç Çağın’ın bu günlerdeki hedefi, evinin yanında bir atölye kurup müzik aleti üretmek, kurs vermek.

Evinin duvarlarını süsleyen kara kalem resim çalışmalarına devam eden Aytaç Çağın’ın hayatında yok yok. Bahçesindeki üzümlerden şarap, haruptan likör ve pekmez, sirke, talar peyniri yapıyor.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı