Hürriyet gazetesinden Cansu Çamlıbel’in Sn. Akıncı ile yaptığı röportajı okurken çözüm umuduna sardığım düşüncelerimle “müzakereler iyi devam ediyor” demeyi çok isterdim. Sonuçta “nasıl olursa olsun yeter ki çözüm olsun” demediğim için peşin yargılarla “çözüm istemiyorlar” kampına konmuşluktan da kurtulmuş olurdum!
Ne var ki röportajda “çözüm umudunu” göremedim! Üstelik son zamanlarda Güney’in hep bir ağızdan bağıra çağıra türlü çeşitli söylem ve açıklamalarını da dikkate alırsak, o “çözüm” bir kez daha Rum’un barikatından döner diyorum!
Buna karşın söz konusu röportajda anlamadığım bir iki konuyu dürtmek istiyorum. Mesela şu “nüfusumuz” olayı! Çok önemlidir çünkü telafuz edilen rakamlar doğruysa çözüm biline ki “cemaat” esamesindeki Türk nüfusla “toplum” yapısallığındaki Rum halkı arasında gerçekleşecek. Önce şunu hatırlatayım.
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti federasyon değil, Birleşik dediğimiz “üniter” yapıdaydı. Çünkü 1960’da Kıbrıs’ta Türk ve Rum toplulukları adanın her yanına dağılmış vaziyette ve karma köylerde yaşıyorlardı. Oysa bugün Sn. Akıncı’nın da vurguladığı gibi “Kuzey’de ve Güney’de iki Kurucu Devletten” oluşacak bir federasyon gerçeği vardır. “Kurucu devletler” ise hem Federal Cumhuriyeti oluşturacaklar hem kendi içlerinde kendi kendilerini yönetecek özerklikte” olacaklar.
TAKILDIĞIM OLAY. Şimdilerde oluşturulmak istenen federal sistemde iki devlet söz konusudur. Çözüm olması için her iki kurucu devletin de siyasi eşitliği olmalıdır. Güney Rum yönetiminin kabul etmediği “konulardan” biri de budur! Çünkü hem mülk hem de nüfus yönünden bariz şekilde Türk mülk ve nüfusunun üzerinde bir çoğunluğa sahiptir. Azınlığın çoğunlukla ortak olamayacağı gerçekte, Rum tarafı neden Türk tarafına “siyasi eşitlik” tanısın?
Çamlıbel bu nüfus olayını sorduğunda Sn. Akıncı şu cevabı verdi: “Konuşulan oran (4’Rum’a 1 Türk oranı) şu andaki Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum vatandaşları ile ilgilidir ve 220 bine 800 bin rakamlarının matematiksel ifadesidir. Nüfusun sabitleneceği ve Kıbrıslı Türklerin eriyip yok olacağı demeç ve köşe yazılarını gerçekten hayretle okuyorum. İnanılabilecek gibi değil. Ortada çok büyük bir çarpıtma çok insafsız bir propaganda var. Nüfusun sabitlenmesi kesinlikle söz konusu değil…”
Sn. Akıncı keşke bu açıklamayı bu tip spekülatif haberlerin insanların kafasını karıştırmadan yapsaydı. Fakat karışıklık hâlâ devam ediyor. Şöyle ki:
Biz bugüne kadar nüfusumuzun 350 bin falan olduğunu zannediyorduk. Meğer bir camiye sığacak kadarmışız! 220 bin! Bu rakamlarda bir gariplik olmalı çünkü seçmen sayımızla da bağdaşmıyor! Tutun ki gerçektir demiş olsak, “yahu diyeceğiz biz bu nüfusla bu adada ne köy oluruz ne kasaba!” 8 yüz bin kişi ile 220 bin kişinin ne siyasi eşitliği olur ne de ekonomik birlikteliği! Tam moral kırıcı bir olay. Çünkü Kuzey’i bu nüfus ve mülkle Rum nüfus ve mülk çoğunluğu baskısı altında korumak ve yaşatmak mümkün değil… (Sn. Akıncı’nın röportajını yorumlamaya devam edeceğim.)
ELEKTRİK TC’DEN KAPLO İLE GELECEKSE SAKIN SU’YA BENZEMESİN!
Özgürgün hükümetinin programının gerisinde kaldığı kusur sayılan bir gerçektir! Buna karşılık sadece Türkiye ile geçmişte bozulan ilişkileri yeniden ve istikrarlı biçimde kurması bu kusurunu bağışlatır. Çünkü “yapacağım” deyip “yapamayacaklarını” da işte o TC ile oluşturulan iyi ilişkilere bağlı “anlaşmalarla” yapabilecek. Buna da çok ihtiyacımız vardır çünkü çözüm olsun olmasın kayıplarımızla eksikliklerimizi süratle telafi etmemiz gerekir.
Bu cümlemin içine Bayındırlık ve Enerji Bakanı Sunat Atun’un açıklamasını koyuyorum. Diyor ki Sunat Atun, “önümüzdeki günlerde TC ile yenilenebilir enerji, deniz altından kaplo döşenmesi, denizde ve karada gaz ve petrol araştırmalarına yönelik işbirliği protokolü imzalanacak…”
Bizimkisi gibi adaların en büyük sorunu “su ve enerjidir.” Ve Kıbrıs coğrafyası itibarı ile her ikisinden de mahrumdur. Tutun ki elektrik enerjisi elde etmek için satın aldığımız akaryakıt, iki santralın kahrını çekmek külfeti de ulandı mıydı, KKTC bütçesini sallayan giderleri oluştururlar.
Susuzluktan ne durumlara düştüğümüz zaten malûm. Dolayısıyle Denize döşediği borularla bize su akıtan Türkiye hay hayda deniz altına döşeyeceği kablo ile elektrik de verir.
ANCAK: Sakın ola su’ya yaptığımızı bu kez elektrik akımına da yaparız! Kaldı ki o su olayı henüz kapanmadı. Hem geleceğine inanmadık, en küçük alt yapısını oluşturmadıktı hem Türkiye’ye bağımlı olacağız saçmalıklarıyla işleri rölantiye aldıktı. Nitekim bugün oldu hâlâ çeşmelerden akan suyu içebilecek duruma gelmedik kaldı ki sulamada kullanalım!
Bu nedenle bu elektrik gelir, gelir de eğer yine “TC bizi esir alacak” diye feryat koyuverenlerin sesleriyle boğularsak yahut fiyatı konusunda su’da olduğu gibi sürüp gidecek tartışmaların içine düşersek, gelmesin daha iyi. Ha gelecekse bugünden her türlü hazırlığı yapılmalı üstelik halka mal edilmesi için de proje aşamasında propagandası da yapılmalı..
KISACA TAKILDIĞIM: (GAZİMAĞUSA BELEDİYE’SİNİN AÇIK PAZAR İNŞAATI BAŞLARKEN.)
Kaç zamandır yazmak istiyordum. Gazimağusa Belediyesi’nin şimdilerde Perşembe Pazarı” olarak bilinen “açık Pazar projesi.” Üstü kapatılacak, çevresi oto park yeri olarak yeniden düzenlenecek. Büyük bir proje olmasına karşın çok gerekliydi hatta geç bile kalındı. Bittiği zaman Mağusa mükemmel denilecek bir “açık pazar” kazanacak.
Bu haberi neden “köşeme” taşıdım. Gereksiz ve faydasız işleri eleştirirken güzel ve faydalı işleri de alkışlamasını bildiğimiz için.. Eğer söz konusu Mağusa’ya yatırımsa ve akla mantığa sığarsa elbette Sn. Arter’e de takdirlerimizi sunmayı biliriz..
































