Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sn. Akıncı’nın konuşması önemliydi

Geçtiğimiz onca müzakereler sürecinden sonra şunu anladık mı? “BM’lerden siyasi sorunları çözme konusunda hiçbir ülke umuda kapılmasın bu dünya örgütünden ne köy olur ne kasaba!

Ve şunu da anladık mı? Hele bundan sonra eğer Türkiye’de köklü bir rejim değişikliği olmazsa, Rumların yanında yer alan AB’den kimseler tırnak kadar himmet ve anlayış beklemesin zaten bu Avrupa dediğiniz kafayı islamofobiyle bozdu bundan sonra ne Türkiye’ye dokunur hayrı ne bize!                      Ve her halde tüm müzakereleri sonuçsuz bırakan, masada olmadık muzırlıklar yapan  Rum tarafını da anladınız mı diye sormak abes, kamıştan maşa Rum’dan paşa olmaz biline! Geriye ne kaldı? El elde baş başta bir biz kaldık tek başımıza!

       Sn. AKINCI NE DEDİYDİ: Geçen haftaya yukarıdaki gerçekler içinde bu kez de Sn. Akıncı’nın eğer ileride değişmez yahut değiştirtmezlerse   ODTÜ’de yaptığı konuşmasıyla  baktık.

“BM’ler parametrelerine bağlıyız” diyordu. Fakat “eğer yeni bir müzakere süreci başlarsa artık masaya kendi parametrelerimizle oturacağız”  da diyordu!”

“Ne olursa müzakerelerle olacak diyordu. Hatta ayrılık söz konusu olsa bile!” “Bu konuda çok netim” dediğine de  özellikle  vurgulama yapıyordu..                                                        ”50 yıl daha ucu açık müzakerelere devam edemeyiz uyarısında bulunuyordu..”

Kısaca Sn. Akıncı “müzakereler başlarsa koşa koşa giderim” yerine, “durun bakalım diyordu hem Rum cephesine hem de BM’lere: “Artık benim de koşullarım vardır, oyunu oynamaya devam edeceksek bu oyunda benim koşullarım da olacak!”

       PEKİ Daha önce yok muydu o koşullar? Olsa bile çok azını biliyoruz. Hatta hâlâ Rum tarafına Kuzey’den hangi ödünleri verdiğimizi, BM’ler kasasında kilitlidir denilen haritada sınırların nereden geçtiğini de bilemiyoruz! Ancak “Annan planı benzeri olduğunu” tahmin ediyoruz.

KESİN BİLDİKLERİMİZ: Bunların ötesinde kesinlikle bildiğimiz şudur: “Türkiye’nin garantilerinden ödün vermeyeceğimiz bir, siyasi eşitliğimiz olmazsa olmazımızdır iki..

Çözüm için bu iki unsurun yetip yetmediğini de doğrusu yine bilmiyoruz ancak diyoruz ki “Güvenliğimizle siyasi eşitliğimizi sağladık mı öteki kayıplarımıza tahammül etmek belki de mümkün olacaktır..”

SON SÖZ: Ancak Sn. Akıncı’nın bu yarı  uyarı niteliğindeki konuşması yazık ki  seçim kararı dalgalanmaları içinde yeterince tartışılma şansı bulmadı! Oysa siyasi partilerimizin, STÖ’lerinin, sendika, birlik derneklerin Sn. Akıncı’nın bu konuşmasıyla ilgili  neler düşündüklerini, görüşlerini doğrusu çok merak ediyordum…

 


 ŞAKA MAKA DERKEN AL SANA SEÇİM!

“Şaka maka kap yıka” derken basbayağı 7 Ocak’ta seçim olacak!

Yıllardır olagelen erken seçimlere hiç yabancı değildik! Fakat  “biri iktidar diğeri ana muhalefet partisi başkanı olan iki politikacının birbirlerine hodri meydan çekmeleri nedeniyle seçim kararı alındığını ilk kez gördük!

BU konuda aslında kafam karışıktır. Erhürman laf ola beri gele mi “hadi ocakta çık karşıma da boyunu göreyim” yollarında meydan okuduydu? Blöf mü yapıyordu “UBP’i sıkıştırayım” derken! Yoksa İlk seçimle UBP’nin tepe taklak gideceğini mi hesaplamıştı? O zaman bu nasıl bir hesaptı? Hangi kamu yoklamasını yapmış, hangi anketlere dayanmıştı?

       UBP cephesine gelince! Çok açık seçiktir
Özgürgün başbakan olalı beridir  sustu sindi,  ortağı Serdar Denktaş’ın hep perde önünde olmasına hiç “ aldırmadı, vakta ki Erhürman “hodri meydan” dedi, uyandı mı ayıldı mı bilinmez, çünkü daha bir süre önce “devri iktidarları döneminde ekonominin hiç olmadığı kadar iyi olduğunu söyleyerek  rüyasını anlatırken; “öyleyse dedi benden de hodri meydan!” Tabi en çok şaşıran Serdar Denktaş oldu ama fesi de yere vurmadı! Varım dedi!

 

ŞİMDİLERDE anketlere göre yüzde otuz “kararsız ve sandığa gitmeyecek” bir seçmen kitlesi var. Büyük orandır. Merak şu: “Yedi siyasi partinin  bu seçimde kaçı barajı geçecek? Özellikle küçük ve yeni partiler seçime nasıl hazırlanacak?…                             Çok amiyane ve yakışıksız olacak ama cevabını yazayım mı? “Beni hiç de gailesi tutmadı! Bu ülkeye 17 tane üniversite de çoktur, yedi siyasi parti de çoktur, sayısını bilmediğimiz gazeteler de çoktur! Bilirsiniz nerde çokluk orada bilmem ne!


KISACA TAKILDIKLARIM:      

Mesela ben kırk yılı aşkın süredir (gazetecilik köşecilik) falan yapıyorum 1974’ler sonrası “mülk mübadeleleri” konusunda çok da laflar ettik ama  hiç mi hiç hatırıma gelmedi, “toplayın halktan parayı çok değil 20 milyar sterlin, ödeyin Rum’un Kuzey’deki mülkünü sorun şıp diye bitsin!..”    Bu öneri de zaman zaman  Güney’in nimetlerinden söz eden bizim Ticaret Odası Başkanımız Fikri Toros’un! Tek tesellimiz “iyi ki müzakerecimiz olmadı!”                                                                                                ***

DÖNEM “at martini yer gök inlesin” dönemi. Malum seçim kapıda! Ve ne dedi Sn. Ataoğlu: “KKTC’de turizmden, eğitimden sonra sağlıkta da çok üst noktalardayız!”                         La havle vela kuvvete illa billah!  “Kızma, sinirlenme, birden ona kadar say oğlum Eşref, kafi gelmezse yüze kadar say!”                                                            ***

CEZAEVİ: İnsan yaptığı cezaevi ile gurur duyar mı? 765 kişilik hapishane yapıyoruz diye dünyayı velveleye verdik!  “Demek gelecekte suçlar o  kadar çoğalacak ki  belki  bu yenisi de sığmayacak”  diye kara kara düşünüp ağlamak varken, ihale tamamlanmış diye zil takıp oynuyoruz!