Köşe Yazarları

Size benzer


Nerede yaşıyorsunuz?

Bir kentte mi?

Hiç düşündünüz mü?

Belki de yaşadığınız kent sizde yaşıyor!

Siz vaktin birinde bu dünyadan göçüp gidince, o kent de olmayacak; kentten geriye kalanları başkaları yaşayacak.

O kent aynı kent olmayacak; en azından kokusu değişecek…

Ne St. Petersburg Dostoyevski’nin kentidir,

Ne Liverpool Beatles’ların kenti; ilk kez sahne aldıkları Cavern Club’da hala şarkıları çalınmasına rağmen havası yoktur.

Kim diyebilir ki Roma Sezar’ın Roma’sıdır diye; İspanyol Merdivenlerinde kimler oturur?

Aşk Çeşmesi’ne 20 cent atan Japon kızının gladyatörlerle ne ilgisi var?

Sanki Floransa Galileo’nın şehri… evinin önünden turist otobüsleri geçer bilmem kaç milletten hepsinin aklı başka yerde…

Uzaklara gitmeyelim Lefkoşa’da kalalım; o duvarlarla çevrilmiş ne yaptığını bilmeyen, elden ele dolaşan aptal Lefkoşa’da.

Bu şehir ne Remzi Okanların, ne Jon Rifatların, ne Lokman Hekimlerin kentidir.

O kent, onlarla birlikte silinip gitmiştir ya da bir sis gibi dağılmıştır.

Necati Özkanların, Dr. Küçüklerin, Rauf Denktaşların kenti de değildir bu şehir.

Çoroniklerin, Altı Parmakların, Ahmet Beceriklilerin, Mehmet Ali Tatlıyayların hatta kokusuna öldüğü Haşmet Muzaffer Gürkanların şeheri değildir artık.

Kavazoğlularının, Ayhan Hikmek ve Muzaffer Gürkanların şehri de değildir söyleyim.

Ve bu böyledir…

Siz selametle bu dünyadan göçüp gittiğinizde, arkadan gelen yeni kuşaklar sizin kentinizde yaşamayacaklar.

Aynı kentte bile olsalar başka bir kentte yaşamış olacaklar!

İstanbul ne Atilla İlhan’ın, ne Çetin Altan’ın İstanbul’udur ne Nazım Hikmet’in, ne Ara Güler’in İstanbul’u…

Haliyle bir kenti yaşarken, aynı zamanda o kent sizi yaşamaktadır.

Kapısı penceresi, sokağı meydanı size benzemekte, sizi anlatmaktadır; siz de onu anlatmaktasınız.

Siz olmadığınızda başkalarına benzeyeceğinden kuşkunuz olmasın.

Lefkoşa’da Sarayönü Meydanındaki Dikili Taş Salamislilere benzer mi?

Taş deyip geçersiniz işte; belki de bu yüzden sürekli başınıza taşlar yağmaktadır bilemem…

Sokaklar tel örgülerle bölündüğünde o sokaklar o dönemin insanlarına benzerdi çünkü kalpleri zaten bölünmüştü; kim yadırgamıştı sokakların bölünmesini?

O sokaklar öylece durup kaldı bugüne kadar.

O zaman,

Bölünmüş bir kent size benzer; bundan sonra kime benzeyecek kim bilir. İsterseniz, yani, canınız böyle isterse sonsuza kadar böyle kalabilirsiniz.

Bölünmüş yüzleriniz bu bölünmüş kente yakışıyor,

Bölünmüş kent de size yakışıyor!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı