DünyaEğitimTürkiyeYaşam

Linç kültürü için Sosyal ve siyasal psikoloji uzmanları ne diyor?


Ankara’nın Çubuk ilçesinde Pazar günü gerçekleşen şehit cenazesi törenine katılımı sırasında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir grubun önce sözlü, ardından da fiziki saldırısına uğraması, linç kültürüne dair tartışmaları yeniden gündeme getirdi.

Kılıçdaroğlu’na yönelik linç girişimi bununla da sınırlı kalmadı, gruptan uzaklaştırılarak götürüldüğü güvenli evin çevresi de öfkeli kalabalık tarafından “yakın o evi!” sloganları eşliğinde sarıldı. Ana muhalefet partisi lideri ancak zırhlı bir araç eşliğinde bir saat sonra bölgeden çıkarıldı.

Organize linç kültürü Türkiye’de sosyal psikoloji çalışmalarında ne yazık ki yeni bir konu değil. Gayrimüslim vatandaşların ev ve işyerlerine saldırıları içeren 6-7 Eylül olayları, 1959 yılında İsmet İnönü’ye yönelik linç girişimi, 1993 yılında Sivas / Madımak’ta aydınların bulunduğu otelin “Allah’ım bu senin ateşin” nidaları eşliğinde yakılması belleklerde halen canlılığını koruyor.

Öte yandan, Kuzey Kıbrıs’ta sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşım nedeniyle sınır dışı edilen modacı Barbaros Şansal’a da iki sene önce İstanbul Atatürk Havalimanı’nda uçaktan inişi sırasında linç girişiminde bulunulmuştu.

“Linç Rejimi”

Türkiye’nin Linç Rejimi isimli kitabında bu konuyu etraflıca inceleyen Tanıl Bora, “Linç, en aşikâr medeniyet kaybıdır. Linçin sıradanlaştığı, kolektif bir utanç yaratmadığı, infiâl uyandırmadığı bir toplum, toplum olma vasfını yitirir,” der ve ekler:

“Linç deneyimi, girişim ve ajitasyon ‘aşamasından’ itibaren, kitleyi, kalabalık içindeki insanları güruh haline getirir. Güruhlaşmanın meyli, lincedir.”

Sabancı Üniversitesi’nden sosyal psikoloji uzmanı Prof. Nebi Sümer’e göre; insanlar normalde tek başına yapamayacakları şeyleri, grup etkisi altında bireysel kimliklerini unutarak, ondan sıyrılarak, farkında bile olmadan yapabilirler ve bu durum futbol fanatikleri arasında da sık görülür.

Euronews Türkçe’ye konuşan Sümer, “Örneğin Nazi suçluları yargılandıkları mahkemede konuşurlarken, kendilerine bağlı grupların böyle davranacaklarını öngöremediklerini belirtmişlerdi. Yakalanan kişinin galeyana geldiğini söylemesi de bunu doğruluyor,” diyor.

Sümer, daha önce biriktirilmiş nefret ve önyargı sonucunda bu tür grupların karşı grubu şeytanlaştırdığını, insanlıktan çıkardığını ve topluluk dinamikleri altında bunun saldırganlığa dönüşebildiğini kaydediyor. “Örneğin Nazilerin Yahudileri insan olarak görmemesi gibi,” diye ekliyor.

Sümer’e göre, yerel seçim döneminde Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ile Milliyetçi Halk Partisi’nin (MHP) kurduğu Cumhur İttifakı’nın, CHP ve İYİ Parti’den oluşan karşı kampı “Millet” İttifakı yerine “Zillet” İttifakı olarak nitelendirmesi ve kendilerinden olmayanları PKK ile özdeşleştirmesi, kendi yandaşlarını saldırıya hazır hale getirdi.

“Hükümetin daha önceki açıklamalarında Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğine vurgu yapılması bu açıdan oldukça talihsiz; zira saldırgan güruh arasında bir kadının da “yakın Alevi’yi” diye bağırdığı söyleniyor. Yöneticilerimizin insanları şeytanlaştırmak yerine örnek olması gerek,” diyor Sümer.

Bu açıdan, halkın içindeki bir toplulukta ajitasyona yol açan unsurlar arasında yönetenlerin kullandığı söylem ve medyanın büyük rolü var; zira bu şekilde hedefteki kişinin “cezalandırılmasında” söz konusu güruh hukuku devre dışı bırakarak bizzat sorumluluk üstleniyor.

Farklı tepkiler geldi

Uzmanlar, Erdoğan’ın Pazartesi günü yaptığı açıklamayla şiddetin hiçbir türlüsünü tasvip etmediğini söylemesini önemli buluyorlar; keza ancak bu şekilde kendisiyle özdeşleşenlere model olarak benzeri cinnet hareketlerinin önüne geçilebilir.

Bununla birlikte, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ise, “CHP Genel Başkanının seçim döneminde kullandığı dil ve kurduğu ittifaklar sebebiyle protesto eden vatandaşlarımıza terörist muamelesi yapılmasını asla kabul edemeyiz,” şeklinde bir açıklamada bulundu.

Linç girişimini halkın tepkisi olarak nitelendiren Altun, şehit yakını olan bu kişilere “bir grup öfkeli marjinal insan”, “organize suç şebekesi” muamelesi yapılmasını yanlış bulduğunu kaydetti.

Linç olgusuna hoşgörülü davranılması ve olağanlaştırılmasının, güruhlara daha geniş bir manevra alanı yaratabileceği, uzmanların dikkat çektiği bir diğer boyut.

Kılıçdaroğlu’na saldıranlar içinde ismi geçen Osman Sarıgün’ün AK Parti üyesi olduğunun ortaya çıkması sonucunda, AK Parti Ankara İl Yönetim Kurulu, Sarıgün’ün kesin ihraç talebiyle tedbirli olarak İl Disiplin Kurulu’na sevkine karar verdi.

“Şehit cenazesi gibi aşırı öfke ortamlarında, bu iklimi yaratanlar, sırf bir tane daha oy almak için toplumu aşırı gerip kutuplaştıranlar birincil dereceden sorumlu,” diye kaydediyor Sümer.

MHP lideri Devlet Bahçeli, Kılıçdaroğlu’na “yüzde 9 oy aldığın Çubuk’ta ne işin var senin?” demesi ise tepki çekiyor.

2014 yılında Bahçeli’yle “Dersim” konusunda tartışmaya giren dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu, Bahçeli’ye “buyurun gidin, bu söylediklerinizi Dersim’de söyleyin,” demiş; Bahçeli ise aynı yılın Mart ayında yerel seçimlerde MHP’nin yüzde 1,43 oy aldığı Dersim’i ziyaret edip miting yapmıştı.

Davutoğlu, Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırı hakkında Pazartesi günü yaptığı sürpriz açıklamada, “Beka söylemi ile rakip partileri düşmanlaştırmanın bir sonucudur. Seçimlerde yarışanlar düşmanlar değil, siyasi rakiplerdir” dedi.

Medya kilit öneme sahip

Bu süreçte medyaya da büyük rol düşüyor. Zira, Güneş Gazetesi’nin Pazar günü sayısı, Irak sınırında verilen 4 şehitten İstanbul büyükşehir belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nu sorumlu tutan bir manşetle çıktı. Yeni Söz Gazetesi ise, Pazartesi günü “Kılıçdaroğlu’ndan provokasyon” manşetini kullanarak ana muhalefet liderinin ziyaretini eleştirdi.

Sümer’e göre, medyanın söz konusu olaya ilişkin rasyonel ifadeler kullanması, liderlere sorumluluk çağrısında bulunması, kurban olanları da provokasyona çağırır nitelikte haberlerden kaçınması gerekiyor.

“Zira bu tür linç girişimleri, karşıt bulaşıcı etki de yaratabilir. Barış, uzlaşma dilini ön plana çıkaran bir iklim yaratmalı,” diye ekliyor Sümer.

Kimliksel gurur meselesi

Koç Üniversitesi’nde siyasal psikoloji alanında doktora araştırmacısı Nezih Onur Kuru’ya göre, şiddet olaylarının ve etnik temelli milliyetçiliğin kökünde geleneksel ve otoriter topluluk kültürü yatıyor.

Buna göre; birey olamadan kapalı mahalle ve topluluk kültürüyle yetişen kalabalıklar, kendi grup üyelerine yönelik bir söylenti veya tartışmayı kişisel olmaktan çıkarıp kimliksel bir gurur meselesine dönüştürebiliyor.

Euronews Türkçe’ye konuşan Kuru, “Kemal Kılıçdaroğlu son dönemde CHP’yi Atatürkçü çizgiden uzaklaştırdığı ve Kürt siyasi hareketiyle ortak hareket ettiği iddialarıyla eleştiriliyor. Ayrıca medyada bu iddiaları desteklemek için Kürt ve Alevi kimliğinin vurgulanması CHP liderini günah keçisi olarak hedefe oturtuyor,” diyor.

“Siyasilerin eşit vatandaşlık vurgusu yerine çoğunluğa hitap edebilmek için ötekileştirici mesajları tercih etmesi de bu söylemi meşrulaştırıyor. Dolayısıyla kalabalıklar siyasileri ve onlara bağlı güvenlik güçlerini kendi “mahallelerinden” gördükçe hedef kişi veya gruba yönelik tepki kolayca linç girişimine dönüşebiliyor,” diye ekliyor Kuru.

Uzmanlar, bu tür linç girişimlerinin yinelenmemesi açısından hukuk devleti normlarına uygun hareket edilmesi gereğine işaret ediyorlar.

Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırı yargıya taşındıktan sonra verilen kararın kamu vicdanına uygun olmasının önemine dikkat çeken Kuru, gelecek dönemde de siyasilerin yükselen milliyetçiliğe ötekileştirme yerine eşit vatandaşlık perspektifinden yaklaşması toplumsal barış için gerekli bir adım olduğunu belirtiyor.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı