Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Siyasi Partilerin Maronit Politikası Ne?

İki hafta önce Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı Gürpınar’ın (Ayia Marina) 1974 yılında yerinden edilmiş Maronit sakinlerinin üç ay içerisinde geri köylerine dönüşün başlayabileceğini söylemişti. Kulislerden duyduğumuz kadarıyla Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti de bu işi destekliyormuş. İnşallah doğrudur. Ama onlar desteklese de desteklemese de Sayın Akıncı’nın bu açıklaması Maronitler için çok önemlidir.

 

Kıbrıs’taki Maronitlerle tanışmam bundan 30 yıl kadar önce olmuştu. Bazı avcı arkadaşlar tarafından 1988 yılında Kormacit’deki Yorgo’nun lokantasına götürülmüştüm. Zamanla orada bu topluluktan bazı kişilerle sıkı bir dostluk geliştirecektim. Köyün nüfusu o tarihte 250-300 civarındaydı. 2003’e geldiğimizde ise aynı nüfus 140 kişi civarına düşmüştü. Yaşlanan köylüler bir bir ölüyor ve adeta gözümüzün önünde bir tarih yok oluyordu. 2003’ten önce Kuzey’deki serbest dolaşımları sınırlandırılmıştı. Köylerinden kuzeyde başka yere gitmek için izin almaları gerekiyordu. Bu da onlarda abluka psikolojisi yaratıyordu. 1999’da son çocuğun güneydeki Ortaokul’a gitmesiyle birlikte köyde hiç bir çocuk kalmamıştı. 2008 yılında bir belgesel için köye gittiğimde yaşlı bir ihtiyar, köyde çocuk görmeyi uzun yıllar çok özlediğini, şimdi ise çocukların köyü sıklıkla ziyaret etmesine rağmen artık gözleri görmediği için onları hala daha görmediğini söylemişti bana. 2003 yılından sonra mobilitenin tamamen serbest kalması ve kapıların açılmasıyla köye bir çeşit dönüş başlayacaktı. Onlarca ev kısa zamanda toparlanacak, sokakların isimleri üç dilde yazılacak, bütün dini yerler elden geçecekti. Köyün nüfusu hafta sonları 600 civarına kadar çıkmaktadır. Şu an köyde Üç çalışan kilise, küçük bir manastır, Kültür merkezi, üç Kahvehane, sanat merkezi de dahil olmak üzere birçok yer kullanıma girmiştir.

 

Adadaki en son Ortaçağ Arapçası da bu köyde konuşulmaktadır. Ve UNESCO tarafından tehlike altındaki dillerden biri olarak kabul edilmektedir. Son zamanlarda gençlere bu dil öğretilmeye çalışılsa da kısıtlı bir başarı elde edilmiştir. Yeni nesiller bu dili günlük hayatlarında kullanmadıkları taktirde, çok yakında tarihe karışacaktır.

 

Niye bunları yazdım. Maronitler Kıbrıs sorunundan dolayı ara dayağı yemiş toplulukların başında gelmektedirler. Ve eğer yakın bir tarihte tarihsel köylerine dönmezlerse asimile olup gideceklerdir. Osmanlı döneminin başında 19 olan köylerinin sayısı, 1878’de başlayan İngiliz döneminde sadece beşe düşmüştü. Bu sayı 1960’a gelindiğinde dörde düşecekti. Maronitlerin şu anki nüfusu 6,000 civarındadır ve Kıbrıs’ın her tarafına dağılmış durumdadırlar. Kuzeyde devamlı yaşayan nüfus azalmasına rağmen hafta sonu sakinlerinin nüfusu artmaktadır. Diğer üç köyün de açılmasıyla birlikte bu insanların tarihsel yerleşim yerleriyle birlikte kültürlerine bir nebze olsun sahip çıkacaklardır. Aksi olması demek “etnik temizlik”in tamamlanması anlamına gelecektir. Bunun da sorumlusu bizler olacağız.

 

Niye bizler diyorum. Bugüne kadar hatırladığım kadarıyla hiç bir siyasi parti programında onlarla ilgili ne yapılması gerektiğine dair hiç bir önerme görmedim. Varsa bile kamuoyuyla yeteri kadar tartışılmamış demektir. Özellikle sol ve Barışçı partilerden bu toplulukla ilgili yeteri kadar ses duymadığımızı söylemek durumundayım. Takip ettiğim kadarıyla sadece YKP Maronitler ve diğer azınlıklarla ilgili de siyaset yapıyor. Ama Meclis’te bulunun partilerin Maronitlerle ilgili ne gibi bir politikaları olduğunu bilmiyoruz. Veya belkide hiç bir politikaları yoktur. Sevgili dostlar bu insanlar geri köylerine dönemezse gerçekten tarihe geçecek büyük bir “etnik temizliğin” suç ortakları olacağız. Kuzeye dönememe onların güneydeki var oluşlarına da büyük darbe indirmiştir. Yakın bir tarihte tamamen Rumlaşma tehlikesi altındadırlar. Bu da 1200 yıllık Kıbrıs’taki Maronit dilinin ve varlığının sonu demektir. Onun için son 60 yıldır ara dayağı yiyen bu küçük Katolik Arap topluluğuna el uzatmamızın zamanı çoktan gelip de geçmiştir.