Kıbrıs sorununa kendi içimizde hem siyasi partiler hem de STÖ değerlendirmeleri yönünden nasıl yaklaştığımızı biliyoruz. Dağınıkça da olsa dillerimize pelesenk “federasyon” başlığı altında türlü çeşitli görüşlerimizin “atışları” hep “serbesttir!” İsteyen dilediğince görüş beyan edebilmektedir! Hatta meydana düşen Cumhurbaşkanı adaylarımızın ortaya koydukları çözüm alternatiflerinin bile kuyrukları birbirine değmemektedir!
Kısaca özgür, egemen ve demokratik Türk halkı olarak siyasi kaderimizi kendimizin belirleyeceği irademizle hareket edebilmekteyiz… Fakat buna karşın ve sizce de ortada bir “boşluk” yok mu?
ANKARA NE DİYOR? Annan Planı bozgunundan sonra Kıbrıs siyasi sorunu Türkiye cephesinde “suskunluğa” gömüldü! Hatta dünyaya meydan okuyup ayar veren Erdoğan’ın bile gündemine uğramaz oldu! Eğer Doğu Akdeniz’deki Münhasır ekonomik Bölgeler sorunları yaşanmasa doğrusu KKTC adı özel günler dışında çok da telaffuz edilmeyecek! Bu “bigane” tutuma bakıldıkta sanırsınız ki Ankara’nın siyasi görüşü şudur: “Kıbrıs sorunu sizin sorununuzdur. Ben size istediğiniz her türlü desteği her alanda veririm. Fakat sorunu çözüme götürmek sizin görevinizdir…” Gerçekten öyle midir? Yoksa kerhen sürdürülen bir politik taktik midir? Mesela: Ne diyor KKTC’deki bazı çevreler? Maraş’ı Rum’a iade edelim, çözüme katkı sağlasın! Bu konuda nedir Ankara’nın görüşü? Var mı bilen?
Yahut ne diyor bir kesim? İyi niyet gösterisi olarak Türk askeri çekilsin! Ne düşünüyor Ankara bu konuda? Var mı bilen?
Veya diyor ki Eroğlu ben seçilirsem iki yılda çözümü sağlarım! Ankara’da aynı görüşte mi? O zaman diğer adaylar açık eksiltmeye gidip süreyi bir yıla kadar indirirlerse! Pekala ne diyor Ankara pembe vaatlere?
“Paranı pulunu, Elçini programlarını istemeyiz, hepsini topla çek git” diyen çevrelere ne diyor Ankara? Var mı bilen?
Birleşik Kıbrıs’ta federal sistemi istiyoruz da aynı görüşü mü paylaşıyor Ankara?
Nihai çözümde Güzelyurt verilecek mi? Karpaz Rum’un kantonu olacak mı? Kuzey’in toprak varlığı yüzde 25’lere mi çekilecek? Kıbrıs Türk halkı “he” derse Ankara da kabul mu diyecek?
Veya desek ki “ey Ankara Doğu Akdeniz’de muzırlık yapmaktan vazgeç müzakereleri berbat ediyorsun!” Ankara, “hay hay emirleriniz olur” mu diyecek? Var mı bilen? Ve ilahi…
BU KADAR BİLİNMEZLİĞE KARŞIN: Kendimi bağlamış olan düşüncemi yazayım mı? “Ya Kuzey’de barışçı çözüm diyerek dövün dövün dövünen kesimler çözüm aşamasında “son söz benimdir” deme olasılığı yüksek olan Ankara tarafından işletiliyorlarsa! Düşünmeye değmez mi?
**********
Ayranımız yok içmeye: (Ne yapılsa ne önerilse beğenmez, sistem dediğimizi kapımızdan sokmayız!)
Çalışmalarla tasavvurlar yirmi yıl önce başladıydı. Memleketin “Fiziki Planı” çıkartılacak hem çarpık yapılaşmalar önlenecek hem de tarım ve iskân alanları yeniden belirlenecekti…
Mesela sahillerin yüz metre ötesinde olması gereken inşaatların ölçümlerini okus pokus yaparak denizin sıfır noktasından başlatamayacaklardı!.. Yüz metrelik ölçümler “Sahillerin” tanım ve coğrafi yapısallığının bittiği yerden başlatılacaktı…
Veya emirnamelerle pek çok toprak atıl duruma getirilemeyecekti!
Rum’un malıdır diye alınıp satılırken rant ekonomisi oluşturulamayacaktı!
Kamu malları seçimlerde sandıklara yansıyacak oylar uğruna şuna buna peşkeş çekilmeyecek, okul hastane gibi kamuya hizmet verecek müesseseler için kentlerde köylerde yerler ayrılacaktı…
Meralar, ormanlar korunacaktı…
NE OLDU? Benzeri pek çok “fiziki gözetimle” planlı programlı çalışmalar askıya alındı! Ta ki memleketin bir başından girip öteki ucundan çıkılırken artık “müdahale edilecek tek karışlık yeri kalmasın!”
TRAFİK SORUNU BU CİNAYETİN SONUCUDUR! Yeni yeni yollar yapmak yerine, yapılacak yolların üzerlerine evler apartmanlar yaptılar!
Arabalar çoğaldıkça tıkanan yollara çare bulunacağına, sürekli trafik cezalarını artırdılar! Sonuçta gün geldi o cezaların parasal faturaları ne trafik kazalarında ölenleri geri getirebildi ne de trafik felâketlerini önleyebildi!
PLANSIZ PROGRAMSIZ KALKINMA DA ESERİMİZDİR! TC ile KKTC arasında sayılarını unuttuğumuz mali ve ekonomik protokoller imzalandı. “Bizim koşullarımıza uymaz” denilerek bir teki çalıştırılmadı! Sonuç: Turizm festivallerine pastelli sucuk taşıyoruz! Üniversite mezunlarını binlercesi ile işsizliğe mahkûm ediyoruz…
HİÇ DEVAM ETMEYELİM! Eğitime bakıyoruz nanay! Sağlık? Geçtiğimiz hafta Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği Başkanı söylüyordu: “Kimse sistemsizliği sisteme dönüştüremedi!”
Tabii ki dönüştüremez! Sistem “metodolojidir…” Vazgeçilmez “prensiptir…” Uygulama safhasında fedakârlıktır… Sistem devlet inancında büyüdükçe memleketi kalkındıran sihir ve keramettir… Sistem yaratmak ruh ister!
NEYSE: Neyse ki ilk kez bu yıl “çiftçiler” bereketli yağmurlardan dolayı çok iyi hasat yapacaklarının müjdelerini verdiler. Eğer önümüzdeki bir iki ay içinde beklenmedik bir kaza olmazsa çiftçilerimizin yüzü gülecek. Bu ülkede gülmek büyük olaydır! Çünkü güldürmüyorlar!
**********
Kısaca takıldığım (İki arada bir derede kalan muhtarlarımız!)
En kabadayısından ya seçimlerden seçimlere gelirler gündeme çok canları sıkıldığı için, “dönüp biraz da bize bakın” diye feryat ettiklerinde! Bu kez ikincisi ile geldiler gündeme! Muhtarlar Birliği Başkanı Hüseyin Barbet bir açıklama yaptı: “Doğumlardan ölümlere kadar her bir işi muhtarlar yapıyorlar. Buna karşılık hizmetlerinin karşılığını alamıyorlar. En az asgari ücret kadar parasal katkı istiyoruz…” Düşündüm: Haklılar mı? Evet! Anayasa’ya göre de angarya yasaktır! Para her şey olmasa da yerine bir başka karşılık konmadan emeğin, görevin karşılığıdır. Vereceksin kardeşim! BUNA KARŞILIK: Muhtarlık müessesinin reorganizasyona ihtiyacı vardır. Bir kere böyle “muhtarlık” olmaz! Büyük yerleşim yörelerine gidin. Her hangi bir mahallede on tane ev gezip “muhtarınız” kimdir diye sorsanız “bilmem” diyecekler! Çünkü: Muhtarlara kompüter çağında dedelerinin dedelerinden kalma “muhtarlık oyunu” oynatıyorlar! Muhtarlar mahallelerinin “yetkili sorumlu devlet memurları” olamıyorlar! Muhtarlar mahallelerinin altyapısını, temizlik tertibini, dirlik düzenliği üslenemiyorlar çünkü hem yetkileri hem parasal güçleri kısıtlıdır! Muhtarlar mahalle sakinlerinin sorunlarını bilmiyorlar çünkü “öğrenme ve çare üretme” fonksiyonuna sahip değiller! Muhtarlıklar nasılsa İngiliz’den beridir elde kalmış müesseseler olarak sürdürülüp götürülen “laf ola beri gele” müesseseler olarak eskimişliğin çaresizliğini yaşıyorlar! KISACA: Daha iyisini beceremeyecek, Muhtarlarla muhtarlıkları işlevlerine uygun hale getiremeyecekseniz ilga edin gitsinler. Görevlerini Belediyeler de yaparlar!
































