“Siyasi eşitlik” de izahı gerektirir - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Siyasi eşitlik” de izahı gerektirir

Vakti zamanında 2004 yılına  doğru gidilerken, siyasi gelişmeleri “Köşemizde” doğru   değerlendirme kuşkusunda günü gününe yakından izler ve  2. Cumhurbaşkanı Talat’a “ucu açık müzakerelerle soruna varmak mümkün değildir, en az Hristofyas’lı Rum tarafı kadar bizim de kırmızı çizgilerimiz olmalıdır”  derdik..

Nitekim “ilkesizlik” olarak  adlandırdığım o  rastgele müzakere süreciydi ki sonuçta Annan planı gibi “karmakarışık” ve “aleyhimize” bir çözüm şeklini nasılsa referanduma kadar götürme başarısı gösterdiydi!


GERİ dönüşü olmayan aşamada ise “inşallah referandum safhasında kabul görmez” tesellisine  sığınmaktan öte bir hayırduamız da olamadıydı!

Neyse ki Rum tarafının “hayır”ı ile duamız kabul gördüydü de büyük bir felaketin eşiğinden dönülmüş olunduydu!

YANILGIYA düşülmesinin nedeni, “kırmızı çizgilerimizin” olmamasındandı! “Yeter ki Federal sisteme varılsın” düşüncesi yanı sıra “yeter ki artık bir çözüm olsun” arzuları sadece TC’e sembolik mahiyette tanınan “garantörlük” hakkı ile teselli bulduydu..

Anastasiadis’le Akıncı arasındaki müzakereler başladığında da “kırmızı çizgilerimizi masaya koymalıyız” dedikti..

Dedikti ama insafla yazalım: Zaten siyasi partilerimizle halkın bu konuda ortak görüş birliğinde “kırmızı çizgilerini” oluşturan “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, TC’nin etkin ve fiili garantisini içeren” ulusal bir çözüm alternatifi bütünselliği vardı..  Ki bugün de bu slogan “olmazsa olmazımızdır.”

AKINCI son dönemlerde işte bu “kırmızı çizgimizin” temelini oluşturan “siyasi eşitlikten” çok sık söz eder oldu.. Açık seçik diyor ki siyasi eşitlik olmazsa çözüm de olmaz!”

(…Doğruluğu kanıtlanmış  yolda herkes sorgusuz sualsiz  ve sağlıkla yürür..   Bu güven duygusu ayni zamanda  ulusal birlikteliği sağlayan pekiştirmedir. Ki Kıbrıs Türk halkının Solda ve Sağda cepheleşmeye değil, sağlanan bu görüş bütünselliğinde çözüme gidecek yolları birlikte yürümesi gerekir..)

ANCAK eklemeliyiz. “Siyasi eşitliğin” de artık Türk tarafı olarak “nedir ne değildir” sorularına cevap vermesi yönünden  “açılıma” ihtiyacı vardır.

Ki böyle bir saptama ayni zamanda  “çözüm sistemini” de ortaya çıkartacak faydayı sağlayacaktır. Bekliyoruz diyelim..

**********

HADİ SORALIM BARİ!

Türkiye’nin katkılarıyla ancak denkleşen ve ancak “kamu görevlilerinin”  maaşlarıyla bazı sektörlere yönelik parasal desteklemelere yeten KKTC bütçesine acırım!

Çünkü bu türlü çeşitli atraksiyonlar sonunda sağlanan “KKTC bütçesinin” en büyük payına ortak olan “maaşlar kalemi,” günlük harcamaların “okus pokus” hokkabazlığında çarşı pazarda buhar olup kaybolmaktadır!

hatırlatalım: Yeni yıla girerken 13. Maaşlarla birlikte  ceplere giren paralar katlandıydı!

Sonrasında alış gücünün çok daha fazla artması beklenirdi! Hatta “sıcak” denen paranın piyasayı ateşleyeceği düşünülebilinirdi! Bu nedenle “pahalılığın” da otomatik olarak düşmesi beklenirdi!

Hiç biri olmadı! Aksine “artan maaşları” yutan “pahalılık” dövizde düşüşler yaşanmasına karşın artış bile gösterdi..

ŞİMDİLERDE Türkiye’de olanları “bu pahalılık sendromu içinden izliyorum.

Devletin “tanzimli satışlara” soyunmasının çözüm olmadığını hatta yerel seçimlere yönelik “propaganda unsuru” olduğunu zannediyorum. Önemli olanın “üretim tüketim-ithalat ihracat” dengelerinin kurulması gerektiği de zaten bilinen gerçek..

YANİ oradaki tedbirlerin tırnağının  bile burada lafı edilmez.

Ancak “pahalılık, fırsatçılık, kazık atma” tutun ki ortak sorunlarımız!

Piyasaya, Rum tarafından gelenlerle birlikte akan “sıcak paraya” karşılık fiyatlar artarken;  bir liralık “indirimler” bile   millete “ucuzluk” diye yutturuluyor!

Oysa  hep beraber görüp yaşıyoruz: “maaşlara” karşılık “çarşı pazar fiyatlar yönünden yükseklerde seyrediyor..  Ki insanlar “çare olarak”  pek çok ürünü, parasını yuroya çevirip Güney’deki marketlerden almakta!

BU gidişin sonu yoktur! Kış geldi miydi “yağmurlar, seller, rüzgârlar,” yaz geldi miydi sıcaklar, susuzluk derken; artık KKTC’de hiçbir mevsim kalmadı ki “tarım kesimine yar olsun!”

Kaldı ki et sorunu hâlâ askıda ve tabi pahası da devamda!

KISACA  TC yardımları da olmasa bu ülkede nasıl bir üretim politikasıyla fiyat istikrarı sağlayacağının feci durumu bile düşünülemezken, doğrusu ya “peki ama ne olacak hep öyle geldi böyle mi” gidecek diye soralım bari!

**********

KISACA TAKILDIKLARIM:

Çilekler, üzümler, zeytinler, karpuzlar kavunlar, laleler sümbüller derken… Artık memlekette adı verilecek ürün  kalmadığından sıra geldi “eşeklere!” Ki Makarios bir zamanlar “Kıbrıs’ın asıl yerlileri  eşekleridir” derdi! Nihayet ve artık Büyükkonuk’ta da “eşekler günü” yapılmakta! Hem de iç turizm adına!

HA turizm mi? Bir süre önce “dıştan gelenler  çok, ama oteller boş” dendiğinde takıldıydım! Ülkeye her giren ziyaretçiyi yada günü birlik kişiyi “turist” diye kayda geçirirseniz bir yılda bir milyon değil, iki üç milyon turist sahibi olursunuz da yine sorulur: “Öyleyse oteller niye boş!” Nitekim şimdi de soruyorlar zaten:  “Oteller niye boş?”

STATİSTİKLERE göre yaşlıların en yoğun ölümleri Ocak Şubat aylarındaymış.  Gerçek olmalı çünkü  çok yakınımızı tanıdıklarımızı kaybettik bu iki ayda.. Her gidenin,  yerinde bıraktığı boşluğu, arkasından gelen yaşlılar dolduruyor! Sıraya girip gitmek için tabi!

Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar