1974 öncesi gazeteciler iyi anımsarlar: Toplumun her katında sürekli “sistem” tartışması yapılırdı..
Fakat kimseler özlenip aranan “sistemin” ne olduğunu formüle etmezdi yada edemezdi! . Mesela: ***
BAZILARIMIZ için bugün de devam eden tartışmalarıyla “sistem siyasi çözümsüzlüktü!”
Bazılarımız için, “sistemi ikame edecek yönetselliğin dolayısıyla “yöneticilerin beceriksizliğiydi!”
Bazılarımız için en kolay teşhisiyle “bizatihi sistemin sistemsizliğiydi!” ***
VESSELAM kimseler “sistem” dediğimizin toplum için yasaların işlevsel uygulamalarıyla denetimlere dayanan devlet ciddiyeti olduğunu çokluk seslendirmezdi… Dolayısıyla “sistem arayışları” günah keçisi aramaktan öte anlam ifade etmezdi!
Çünkü bizzat “devletin bekasından yetkili ve sorumlu olanlar” kendi yarattıkları sorunların üzerine çarpı işaretleri çekerek; balığın baştan kokmasına nazire, asıl sorumlu olanların kendileri olduğunu tabi ki kabullenmezlerdi!..
***
BU GÜN DE ÖYLEDİR: Memleketin bozuk düzenleriyle iyi yönetilmediğinden şikâyet eden iktidara ve muhalefete mensup yönetici takımları, “görev” dediğimiz o makamlardan daha dün ayrılsa bile, bugün dıştan bakarken şöyle söylenirler:
“Memleketi yönetemiyorlar!”
***
ÖMRÜMÜZ BU ALDATMACAYLA GEÇTİ: Yani sistem tartışmalarıyla..
Mesela “Kooperatifçilik” hemen her devrede sözünü ettiğimiz “sistemin” bir asli unsuru oldu!
Ki ne zaman “ekonomik darboğazlara girsek “bizi ancak kooperatifçilik paklar” dedikti.. *** NİTEKİM “Yönetimler” dönemlerinde 1970 de Başkanının Dr. Küçük yardımcısının Denktaş olduğu “Geçici Türk Yönetiminin Yürütme Kurulu” oluşurken İsmet Kotak’ı yeni ihdas edilen “Kooperatif İşleri Üyesi” olarak atadılardı ki ilk görevi “Koop. kuruluşlarında yolsuzlukları, kısaca hırsızlıkları meydana çıkarıp sonrası olayları önlesin diye!”
***
DÜNKÜ YAZIMDA ANLATACAĞIM DEDİMDİ: Okuyanlar hatırlayacaklardır: Kooperatiflere kayyum atanan Deniz Dana’dan söz ettiydim.. Şu anda Koop’larımız burunlarına kadar borcun içine batmışlar.. Daha şimdiden diyor Kayyum Deniz Dana 100 milyonu zaten uçup gitti, asla yerine dönemez!
Kaldı ki Kooperatifler ve “Koopçuluk” o 1970 hayalleriyle yeniden diriltilirken; “Kıbrıs Türk toplum ekonomisinin lokomotifi” olacaktı!
***
OLAMADI! KKTC olduğunca “bırakın yapsınlar, bırakın yürüsünler” felsefesine dayalı yeni bir sosyoekonomik döneme sürüklendi. Kollektif bilincin ve yatırımların yerini kaynağı bile belli olmayan “özel sektör yatırımları” aldı. Ki çoktandır sadece çarpık kaçak yapılaşmalardan değil, imar iskân planlarına aykırı yapılaşmalardan da söz ediyoruz!
Sahiller çok katlı binalarla dolmakta.. Ekilecek topraklarda evler iskân alanları oluşmakta…
“Dörtlü Koalisyon Hükümeti” döneminde yeniden yapılan “imar iskân planları” çoktan çiğnenmiş… Memleket “parası dolayısıyla sermayesi olanlar tarafından parsel parsel kapatılmakta… ***
NEREYE KADAR? Artık cevabı verilemeyecek sorunlardan biri daha!
Kİ ne diyorduk? “Bu memleketi yeniden yaratmak için uğruna kooperatifler kurduktu..” “Nereden buldun” diye sorduktu.. “Tek karış toprağın ihlalini dava yaptıktı..” …Şimdi tüm yaptıklarımızı yıkıyoruz! ***
CUMHURBAŞKANI TATAR’LA İLGİLİ KİTAPLAR ÜZERİNE DÜŞÜNDÜKLERİM…
Bu ülkede 24 saat ve durmadan makine gibi çalışan dolayısıyla günü saatı geldi mi o emeğin o alın teriyle ıslanmışlığın sonucu olması gereken “kitaplarını” peş peşine yazıp yayımlayan bir “Bülent Feyzioğlu” vardır ki tutun ki alnı öpülesi bir yazarımız yurttaşımızdır…Nitekim: ***
BASKIDAN yeni çıkmış, henüz mürekkep kokulu son kitaplarından ikisini geçen gün getirdi. İki kitap da Sn. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ı anlatıyor. Hayatını, ailesini, siyaset yollarındaki yürüyüşünü, kısa süre de olsa Kıbrıs Türk halkının siyasi davasını nasıl savunduğunu, uluslar arası toplantılardaki konuşmalarını, iki egemen devlete dayalı çözüm tezini ve Maraş’ın açılışını anlatıyor… ***
YANİ KİTAPLAR ÇOK YÖNLÜ: Hem kapsamlarında Sn. Tatar’ın biyografisi var hem henüz kısa süreli diyeceğimiz siyasi hayatıyla ilgili ilkelerine bağlı icraatlarının anlatımları var.
(İşte sevgili dostum Feyzioğlu’nun ustalığı burada.. Amacına uygunluğunca ne yazması ne anlatması gerektiğini çok iyi biliyor..)
***
PEKİ ÇOK ERKEN OLMADI MI? Böylesi kısa süreli bir siyasi hayat hikâyesinin hem de iki ciltlik kitaplarla Kıbrıs Türk tarihine kayıt düşmesi çok erkene çekilmiş bir “takdim” olmadı mı?
Kİ henüz kendileri 2. Kez bile Cumhurbaşkanı seçimlerine aday olma süresini doldurmadı.. Yani “tamam mı devam mı” kimseler bilemiyor.. ***
FAKAT Sn. Tatar kendini anlatan, dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı dönemi görev ve icraatlarını dünya aleme takdim eden iki ciltlik hacimli kitabıyla adeta, “daha bu başlangıçtır” dedirtiyor.. ***
YENİ BİR POLİTİKACI TİPİ Mİ? Evet öyle.. Nitekim göreve geldiği günden beridir “politikacı” kimliğini Ankara ile özleştiren fakat bunu yamalama ve sahte bir politika olarak değil, kişisel inancıyla bütünleştiren tutumuyla Sn. Tatar, daha görevinin ilk günlerinde “nevi şahsına münhasır” olduğunun ispatını çakan “Cumhurbaşkanlarından” olduydu..
DAHA başında inancını, “Ankara ile birlikte hareket edilmezse Kıbrıs Türk davasının başarıya ulaşmasının mümkün olmayacağına dayanan” bir felsefe ile yoğuran Tatar, sonuçta “Denktaş’ın ilan ettiği Kıbrıs Türk Devletini” önüne koyduğu “egemen” sözüyle pekiştirirken, (itiraf edelim ki) 47 yıl sonra Kıbrıs Türk davasına dünyasal bir siyasi kimlik kazandırdı…
Ki dikkatinizi çekerim: İki asrı aşkın süredir Rum tarafını Yunanistan’la birlikte besleyen karşı görüş “enosistir” ki Türk tarafı ilk kez Sn. Tatar’la o zehire, “egemen Türk devleti” panzehiriyle cevap vermektedir..
***
İŞTE Bülent Feyzioğlu’nun derleyip yayına soktuğu Sn. Tatar’a ait hemen her şeyi içeren söz konusu iki ciltlik kitaplarda, “Egemen Kıbrıs Türk Devletine” kadar giden yeni siyasi gelişme ve tutumların, Sn. Tatar imzalı icraat ve hatıralarıyla mücadelelerinin anlatımları vardır…
***
ÖTE YANDAN: Meclis’te yine yıllar öncesinden kalmışlığıyla o bitmeyen hiziplerin yeni versiyonları sahneleniyor..
Bir tanesi devre devre gündeme sokulan “nisap sorunu!
Ben yazımı yazıp yollarken “yeni yasama yılını” sabote etmek için Meclis’e girmeyecek muhalefetin dolayısıyla “yasama yılının ilk gününün nisap sorunu tartışılıyordu..
VE Sn. Tatar şöyle diyordu konuyla ilgili olarak: “Meclisin bu sancılarla devam etmesi zor!”
SİZCE de artık Başkanlık Sistemine geçilmesi devri gelmedi mi?
Ey çilekeş memurlar sevinmeyin pek fazla Türkiye’den sizlere belki selam gelecek!
***
Oysa Kıbrıs Türk halkı o hatıraları yaşamayan önce “tarihini” yaşadı dolayısıyla varoluş tarihini yazdı..
Kaldı ki nostaljiye ayıracak tırnaklık zamanı yoktu! Nitekim yarım asırdır da en büyük hakkı olmasına karşın geleceklerine yönelik hayal bile kuramıyor!
MESELA hellimini AB’ye nasıl satacak? Bilemiyor ki o satışlarından sağlayacağı gelirlerinin ulusal getirilerini hayal edebilsin..
***
NİTEKİM ARTIK BİR DE HELLİM SORUNUMUZ VARDIR: Tutun ki Rum tarafının çabasıyla “Kıbrıs helliminin” AB’de tescili Kuzey’deki Türk halkı için de dedemin dedesinden kalma hayvancılığımıza nazire süt ve süt ürünleri yönünden bizim için bulunmaz fırsat olmalıydı..
Aylar önce AB standartlarına uygun hellimin nasıl üretileceği, yüzde kaçının keçi sütü olacağı gazetelerin manşetlerinde salınırken biz de “köşemizde” komşuda pişer bize de düşer umudunda “aman bu fırsatı değerlendirelim” diyorduk.. ***
İLK HABERLER GELDİ AMA: KKTC de yıllık 155 milyon litre süt üretilmekteymiş. Bu sütün en az yüzde 60’ını mamül hale getirip satmak zorundaymışız..
Tutun ki “AB’ye yönelik hellim üretimi bu sorunu izale edecek önemdeymiş…” ***
FAKAT O DA NE? Çok kısaca AB standartlarına uygun hellimi üretecek ne doğru dürüst bir hazırlık yaptık ne de AB’nin hellimle ilgili KKTC’deki denetim mekanizması durumunda olan “Burcai Veritas” adlı görevli örgütle temasa geçtik..
Üstelik Türk tarafına hangi evsafta sütten hellim yapılması gerektiğine yönelik bilgi vermediği için teessüflerimizi de bildirdik!
Ki Kıbrıs hellimi olması için evsafını saptama yönünden hazırlanan 30 soruya doğru cevap verilmesi gerekirmiş!
Düne kadar bunu sadece AB ile ilişkileri düzenlenme görevindeki bürokratlardan başka kimsecikler bilmiyorlardı ama!
***
ACELE ETMEDEN YAZAYIM. Zaten 47 yıldır biz bu adada “kaybetmek” üzerine oynuyoruz!
Kazanımlarımız olmasa da kaybetmiyorsak bunun nedeni her defasında TC’nin müdahalesiyle “batışın” kıyısından dönmemizdir..
Öyle de artık sorulası değil midir? Kaç zaman daha? Kaç zaman daha Kuzey’deki varlığımızın teminatını “asker” sağlayacak?
Kaç zaman daha o teminatın yerine “sosyoekonomik büyüklüğü ikame edemeden” rastlantılar içinde yaşayacak, Rum’un Güney’de kendinden arta kalan fırsat kırıntılarının peşinde koşacağız?
***
MESELA Özker Yaşın.. Öteki nam’ı adıyla “Terzioğlu” bakın 1970’ler “Topluma gazel” şiirinde ne diyor:
“GÖRÜŞMELERDEN sonuç sıfıra sıfır demek.. YA senin kaderindir ey toplumum beklemek.
İsmet Paşa atanmış inanıp bay Jhnson’a
Ne yazık bunun için atmamış Rum’a kötek!
Neticede kabaklar başımıza patladı.
Yıllardır yaptığımız dertlere dert dert eklemek.
Denktaş’la Klerides ne konuşurlar bilmem
Elbet güzel oluyor buluşup kebap yemek.
Şu tazminat işini bir sıraya koymadan
Doğru mu göçmenlere geriye dönün demek.
Rumlar koşar adımla geliyor hedefine
Biz hedefsiz kalmışız işimiz emeklemek…
***
ARADAN yarım asır geçti. Var mı bir değişiklik?
































