Artık insanların selamlaşmaları da değişti.. Çok değil bir yıl önce karşılaşıldı mıydı eş dost arkadaşlarla falan.. Karşılıklı uzanan eller birbirleri içlerinde kenetlenircesine kapanır, samimiyetle sevginin belirtilerinde aşağı yukarı sallanırken, kırık kahkahalar işitilirdi yüzler gülerken..
Hal hatır sorulurdu.. Nasılsın denir, karşılıklı temennilerle seslendirilen “sağlık afiyet” kelimeleri samimi sevinçler yaratırdı…
YA ŞİMDİ? Yine karşılaşıyoruz eş dostla.. Yine buluşuyoruz bazı mekânlarda.. Yine sohbet ediyor, hal hatır soruyoruz biri birlerimize..
Dolanıp durduğumuz yine ayni yollar.. Arabamız, işimiz gücümüz, hobilerimiz, bir ömür taşıdığımız alışkanlıklarımız.. Hep ayni…
FAKAT hayır! Artık hep ayni değiliz.. Çok huzursuzuz çokk!
Belki ayni hayatı, değişmeyen mekânlarımızda ayni insanlarla yine birlikte yaşıyoruz ama artık çok farklıyız.
Geldik mi bir araya bir ikimiz, beşimiz falan, “ne olacak bu hallerimiz” diyoruz birbirimize.. BENZİNİN mazotun dayanılmaz pahasından söz ediyoruz.. Çarşıdaki domatesin hıyarın yine baskın pahaya satıldığından.. Yetmeyen maaşlardan dolayısıyla gitgide silkeleyip iteleyip hayatımızdan çıkarıp atmak zorunda kaldığımız pek çok yaşamsal madde yoksunluğundan söz ediyoruz!
Üniversitede okumuş, mezun olmuş evdeki işsiz evladın “ne olacak” sorusuna verilemeyen kırık hayatına kilitlenmiş çaresizliğine üzülüyoruz..Hayat artık çok daha zor diyoruz..
***
ABARTTIĞIMI sanmıyorum. Biraz geriye gidip bakın, günlük yaşamlardan lavlar gibi akarken yürekleri yakan şu trafik kazalarına.. Bir haftada 81 trafik kazası olmuş. 3 ölü 14 yaralı varmış… Ölümle sonuçlanan çarpışmalar gitgide artmakta! VE ORMANLARIMIZ yanmakta! Dört beş günün içinde 16 orman yangını çıkar mı? Artık çıkar!
…VE akaryakıtın pahasından dolayı 118 köyde toplu taşımacılık durur mu? Durur!
40 bin sterlinin aylık taksiti 17 bin TL olursa kim nasıl ev, araç, yada ihtiyacı olan zorunlu beyaz eşya satın alabilir ki?
Pahasından yanına yaklaşılmaz olan tüp gazın var mı amanı?
Yedi günde nasıl çıkar 26 yangın? Çıkar çünkü yurttaşın içidir yanan, kıvılcımları yakar geçtiği yerleri!
VEBÖYLESİ küçük bir adada hiç akla mantığa sığar mı ceza davalarıyla sarmalı 22 bin 607 kişinin mazbata mağduru olabileceği! Olur!
…BİLİYORUM ama: Çok uzun sürmüş de olsa, bu kötü günler de geçecek.. Nitekim Kıbrıs Türk halkı nicesini yaşarken atlatarak geldi bugünlere..
Olumsuzluklarla kaim yaşamların diyetini müstahak olmadığı halde bu cefakâr halkın ödemek zorunda kalması elbette ne temenni edilendir ne kabul edilen..
***
FAKAT İTİRAF DE ETMEMİZ DE GEREKİR:
Mesela bu ülkede İngiliz sömürge yönetiminden beridir 2. Sınıf ve azınlıktaki bir toplum olarak yaşarken, üzerimizden “Barış Harekâtı” gibi tarihi bir “istiklal savaşının” geçmesine karşın hâlâ “nasıl bir çözüm istediğimizin kararına da varmış değiliz!”
YANİ bu konuda ne siyasi kaderimizi tayin edecek kadar “biziz” ne de “ulusal bütünsellikte” görüş birliğine varacak kadar bilinçliyiz!
Tam aksine: Görüş ayrılıkları nedeniyle parçalanmalarla oluşan Siyasi Partilerimizi bile; ayrı gayrı “çözüm modelleriyle” savunma haklarından doğan ulusal “parça körçeliğin” üzerine inşa ederiz!.. Dedikten sonra bir başka olaya takılayım:
***
Sn. ÇAVUŞOĞLU NE DEDİ? Önce hakçasına vurgulamak gerekir:
Son yıllarda Türkiye’nin son Dışişleri Bakanlarından biri olan Çavuşoğlu ayni zamanda TC için talih de olmalıdır..
Kendilerini çok yakından tanımıyorum. Fakat yanılmıyorsam Antalya Milletvekili olduğu dönemlerde KKTC’ye gelmiş, TC’liler ayağında “Annan Planına evet” dedirtme kampanyanlarına katılmıştı.. BU NEDENLE kendilerine sempatim yoktu.. Ki o kampanya sonucunda Türk tarafı Annan Planına “evet” derken her halde artık bugün Ankara’nın da çok iyi tanıdığınca Rum tarafı “hayır” diyerek bütün çözüm umutlarını yıkmıştı!
HER halde ama artık “Rum-Yunan ikilisinden ne dost ne de post” olamayacağını Sn. Çacvuşoğlu da anlamış olacak ki o eski çözüm ısrarlarının ısrarlarının yerine bir “Maraş açılımıyla” “iki egemen Devlete dayalı çözüm” alternatifini oturttu..
BELLİ ziyaretinin bir nedeni de Ege’de başlayan Yunan yayılmacılığının Kıbrıs’taki yansımalarının yoklamasını yapmaktı.. Nitekim bazı yerleri gezdi ve demecinde şöyle dedi:
“KIBRIS’ta ezberleri bozduk. Bundan sonra egemen eşitlik var, siyasi eşitlik değil”dedi.. ***
…YANLIŞ ama ilkeli” olmak, çoğu “doğrulardan” daha evladır.. Kaldı ki savunulan “yanlış” da değildir. “Egemen iki Devlete dayalı çözüm modelinin lanse edilmesidir!
Anlıyoruz ki Annan planından bu yanadır Sn. Çavuşoğlu da Rum’dan umudunu kesmiş adada iki ayrı devleti kaim kılacak çözümü savunuyor!
FAKAT: Bu koşullarda bu Devlet zafiyetinde!.. Halkın burnundan soluduğu, hayatına kahrettiği, eksik olsun böyle yaşama dediği koşullarda “Egemen Devleti” tesis etmek o kadar kolay olmayacak!
ÖNCE iş, aş para.. Geleceklerin güvencesi gerek.. Doğu Akdenizi Rusya-Ukrayna savaşına nazire ikinci bir cephe yapmayacak siyasi çözümler gerek…
KISACA çocuklarımıza müjdeler olsun. Bize dedelerimizden kalan Kıbrıs siyasi sorunu mirasının sahipleri bundan sonra onlar olacaklar… İnşallah çözümsel barışı sağlarlar…
































