Köşe Yazarları

SİNE-İ MİLLETTEN MECLİSİ MEBUSUNA

Eşref Çetinel yazdı







Olay düz mantıkla şudur: “Eğer bir siyasi parti başkanı Meclis’teki iki milletvekiline bile kendini kabul ettiremiyor ve aldığı kararları uygulattıramıyorsa zaten bir liderde olması gereken “basiret ve dirayet yoksunudur” ki böylesi durumda politikayı bırakması gerekir!




Halkın Partisi Başkanı Sn. Özersay’dan söz ediyorum. Geçen hafta Sn. Özersay aslında;  bir koalisyon hükümeti oluşturma uğruna ilgili parti Başkanlarının nasıl mide bulandırıcı faaliyetlerde bulunduklarına bakıldığında, Meclisi boykot ederek “sinei millete” dönme kararı vermesi, olağan bir tepki olmalıydı! Kİ ilk aklıma gelen, neredeyse toplumsal bir teamül haline getirilen erken seçimlerle zırt pırt kurulan koalisyon hükümetlerini de Kıbrıs Türk seçmeninin çoktan “parlamento dışı muhalefet” şerhinde boykot etmesi gerekirdi!



YANİ Sn. Kudret Özersay’ın belki yeni seçimi zorlayacak “sinei millete” dönme kararında bir kusur yoktu! Kaldı ki artık Kıbrıs Türk halkı bünyesinde arka arkaya durmadan “Hükümet kurup hükümet bozmak” gibi maskaralık haline getirilen bir toplumsal kusura da artık “dur” demek vakti çoktan geldiydi!

BUNA karşılık Sn. Özersay’ın bu kararına partili iki bayan milletvekili bile katılmadı! (Kİ öncesi yazılarımda vurguladığımca “Özersay’ın hareketini ne denli gerekli ve olağanüstü karşılamış olsam da özellikle zamanlama yönünden Siyasi Partilerin ve Milletvekillerinin yerlerinin hâlâ Meclis olduğunu savunduydum..)

OYSA Sn. Özersay hem partisinden hem Kıbrıs Türk seçmenlerinden; aslında hepimizin kabul ettiğince, “bu bozuk düzenlerden, bu politika hokkabazlıklarından, Vekillerin Bakanların daha koltuklarını ısıtmadan istifa etmek zorunda kalmalarından” kaynaklanan istikrarsızlıklara bir son verilmesini, bunu bizatihi halkın iradesinin gerçekleştirmesini istemesinden öte bir amacı yoktu! Galiba olayın eyleme sokulmasından korktuk ama! Neden?

***

“ZAMANLAMANIN” ZAMANSIZLIĞINDAN!

Halk pahalılıkla boğuşan, her doğan yeni günle birlikte biraz daha fakirleşen, çevresi gitgide tehlikeli olaylara gebe kalmış mıntakalara dönüşen olağanüstü koşullardan korktu! Olancasının üzerine yeni sorunlar yıkmaktan korktu!

YOKSA bu oyun oynanırdı! Hatta parlamento dışı muhalefet şerhi bile kullanılırdı!

Sonuçta Sn. Özersay’ın da “sinei millet” dediğinin siyasi partilerden oluşmuş klikler olduğunu bilmemesine imkân yoktur! Ki Meclis de Hükümet de o alttaki “kaynaklardan” beslenir!

(…Bu yazımı Özersay’ın istifasını görüşüp karar verecek olan Meclis Genel Kurul toplantısından önce yazdım.. İstifa kararı Genel Kurulda kabul görür yada görmez.. Olay siyasi ve toplumsal yapımızla ilgilidir! Çünkü artık bu “parlamenter sistem” oyunundan bizzat oyunun kurucuları ve oynayanları da usandı!

Kİ burada bir başka “Meclis” sorununa atlayacağım: Şöyle: ***

KİM KİMİ HANGİ HAKLA SUÇLAR! “Yüce” dedikleri Meclisimiz çok arbedeli, heyecanlı, olumlu olumsuz oturumlara tanık oldu, bir gerçek!

O “yüce” dedikleri damın altında kavgalar kıyametler de koptu çok tarihi kararlar da alındı, bunlar da gerçek! O Yüce Meclis’te vatan millet uğruna çalışılacağına ilişkin çok yeminler yapıldı, bu da gerçek!

FAKAT o “Yüce Mecliste” seçilmiş vekillerin birbirlerinin gözlerinin içine baka baka birbirlerini “rüşvetle” suçladıkları çok alışılmış suçlamalardan değildi!

Geçen hafta bu da gerçekleşti! Bir Vekil Bakanlık görevindeki bir başka Vekili Meclis kürsüsünden “rüşvetle suçladı!”

Çok ağır ithamdı. Eğer “vekil dokunulmazlıkları” ile “kürsü özgürlükleri” söz konusu olmasa ve olay sıradan bir toplumsal vaka olarak gerçekleşseydi, olay türlü çeşitli nedenlerle polis tarafından yargıya taşınırdı! Oysa kimsenin gıkı çıkmadı ne etki gördü ne tepki!

FAKAT DİKKAT! Meclis’te cereyan eden bu olay sıradan insanlar arasında olmadı! Sıradan suçlama da olamazdı çünkü itham edilen Devletin Bakanı, eden Vekildi!

KALDI ki son zamanlarda siyasiler arasında adeta “hesaplaşmalara” varan bu tip karşılıklı suçlamaların hemen tümünde ucu Devlete” değen yolsuzluk, rüşvet, ihale kıyakları gibi olaylar ağızlarda sakız gibi çiğneniyorlar!

FAKAT ne olursa olsun, bir Vekilin bir başka vekili Meclis kürsüsünden böyle bir “iddia” ile suçlaması asla olağan değildir! Ki Meyhanede olsa bıçaklar çekilir, kahvehanede olsa tavla kâğıt masaları havalarda uçuşurdu.. Oysa Meclis’ten çıt sesi bile işitilmiyor! Ki artık böyle suçlamalar bile vız gelip tırıs gidiyor! DOLAYISIYLA yoksa diyoruz, önemli olan kim ne söylerse söylesin heybeyi doldurmak mıdır artık görevi vekillerimizin! Nefsi müdafaa yapılmadan da bu fikrimiz değişmeyecek!

***

KISACA TAKILDIĞIM: (ARTIK KABIMIZA SIĞMAZ OLDUK!

Seller gibi yıkar aşarız dağları bile!) Şöyle ki Lefkoşa’nın Belediye Başkanı Mehmet Harmancı son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde alenen Ankara’nın müdahalesinin olduğunu hatta artık müdahalelerin siyasi partiler kurultaylarına kadar taşındığını iddia etmekle kalmadı; telefonla TC’deki Maltepe forum’a da katılarak bu iddialarını seslendirdi de!

ÖYLE YA! Ankara, bizden sorumlu koordinatörlerimiz falan… Bırakın işlerimize karışmayı! Bırakın periyodik aralıklarla parasal katkıda bulunmayı! Bırakın adadaki Rum-Yunan ikilisine karşın garantörümüz olarak bekçiliğimizi yapmayı…

Kaşın üstünde bile gözün vardır demek hakkına sahip olamaz! Ne verdiği paraların hesabını sorma hakkına sahiptir KKTC Meclisinde rüşvet iddiaları havalarda uçuşurken… Ne de o paralar şu veya bu makamlarca çar çur edilirken! Verecekse verecek ama burnunu işlerimize sokmayacak! Var mı dünyada öylesi Jandarmalık!”

 









Başa dön tuşu