Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sıkıntılı dönemler arifesindeyiz!

Kaç kere “Allah kahretsin” dediğimi bilmiyorum ama sonlandıramadığım muhakkak! Nedeni ortada: Türkiye’deki darbe girişimi ve sonrasında, geliştikçe kuşkularla korkuları beterince artıran olaylar! “Bir bu darbe eksikti, o da gerçekleşti” diyorum! Tek tesellimizle beklentimiz bundan sonrası dönemlerde istikrar ve aydınlık günlerin gelmesine vesile olması. Türkiye’nin dünyada “layık olduğu” yerini alması..

ANCAK TC’deki olaylardan azade değiliz. Nitekim pek çok olumsuzluğu içeren gelişmesiyle KKTC’yi de etkilemeye başladı! Yakında “dövizin” yanı sıra zaten bir ayağı çukurda olan “ekonominin” de olaylardan nasibi alacağı muhakkak.

Ancak asıl “büyük kuşku” yaratan olay müzakereler sürecince Rum tarafının TC’deki bu darbeyi ve kaotik ortamı bahane ederek muzırlık dozunu artırmasıdır! Nitekim buna yönelik seslerini 20 Temmuz’da Güney’de yapılan “anma törenlerinden” dolayı işitmeye başladık! Yunanistan’la birlikte irili ufaklı yetkililer “temenni ve uyarılarda bulunurlarken,” satır aralarına sıkıştırdıkları ifadelerinde, çözüm umudu değil, 42 yıl sonra da olsa masada Türk liderliği ve Türkiye ile hesaplaşma zamanını müjdelediler!

Anladık ki ne Kuzey’deki mülklerini unuttular ne de feragat edecek niyetleri var! Yani beynimize enjekte edilmek istenen “kendi içinde özgür ve egemen iki kurucu devlet” olgusu çok abartılı bir umut oluyor!

Mesela Çipras “adil çözüm” dedi! “Doğusu biz de adil çözüm” diyoruz da Kuzey üzerinde sürdürülen “görüşmelerde” nasıl bir adalet dağılımı tasavvur ettiklerini anlayamıyoruz! Çünkü Yunan Dışişleri Bakanı Kocaş da “istilanın etkileri kabul edilemez” dediydi! Nedir bu “kabul edilemez” dedikleri Kuzey’deki durum? Nedir çözümün içine sokmak istedikleri Kuzey’deki hakları? Mesela:  1974’den sonra Türklerin kullanımında olan Rum mülkünün iadesi mi?

Türkiye’nin garantörlük hakkının lağvedilmesi mi?

Rum nüfusun AB’nin dört özgürlük ahkâmlarında Kuzey’e dönmesi, sahipliğini Kuzey üzerine sermesi mi?

Kıbrıs Cumhuriyetine dönüş mü? Hepsi mi?

Tabi arada 1974’de Makarios’a yapılan darbe sırasında büyük kıyıma uğrayan komünistlerin halde hâlâ yüreklerinde acılarını sızı olarak duydukları için gerçekleri seslendirenleri de var. Mesela  Hristofyas bunlrdan biri: Dedi ki  “kötülüğün öncüleri şu anda devletin dümenindedirler!” Dedi demesine ama Disi’den de fena zılgıt yedi!

TÜRKİYE’YE DÖNECEK OLURSAK. Kıbrıs’taki müzakerelere nasıl önemince ve kararlılıkla odaklanacağını bilmiyoruz. Ancak son darbe olayı ile birlikte Amerika’nın arkadaşlığı ve AB üyeliğinden umudunu kesen Ankara her halde “müzakerelerde” onaylamadığı maddelere öncesinden daha sert karşı çıkacaktır çünkü politik manevra alanı daha bir genişleyecektir.

Buna karşın müzakerelere neresinden baksanız öyle bal kaymak gitmediği ortada!. Arızaları da arttıkça artıyor! Zaten Sn. Akıncı da ne diyor: “Bu ortamda çözüm müzakereleri yapmak çok sıkıntılı oluyor!”

KKTC DE KRİZLER ANAFORUNA DÜŞEBİLİR.

Türkiye’deki durumlar, müzakerelerdeki tereddütler öyle de KKTC’nin sosyoekonomik yapısı mı farklı? Ki kaç dönemdir ayni filmi seyrediyoruz!

Devlette kırılma Yorgancıoğlu Hükümeti ile başladı, Kalyoncu Hükümetiyle devam etti, Özgürgün Hükümeti ile kulvar değiştirdi fakat durum vaziyetler değişmedi! Her iki koalisyon hükümeti de cicili bicili “Hükümet Programları” yapmalarına karşın, icraat yapamadılardı! Ayni sürecin 3. Özgürgün Hükümeti de “galiba yapamayacağız” çaresizliğine düşmüş olacak, vaziyetleri vaatlerle, dört beş yıl sonraya sarkıtılan planlarla idare etmeye çalışıyor! Oysa Türkiye ile de ilişkilerin düzeldiği bu dönemlerde asıl beklenen “devlet çarklarının dönmesi, halkın beklentilerine cevap verilmesi ve yatırımların önünün açılmasıyla birlikte memleketin kısır döngüden kurtulmasıydı!

Oysa şimdilerde bu “beklentiler” memleketteki ekonomistlerimizin, darbe  ve KKTC’deki etkilerini dikkate alarak yaptıkları tavsiyelerle, sabun baloncukları gibi uçup patlayıverdiler!  Mesela “borçlanmayın” deniyor! Borçlanmadan yatırım olmayacağına göre “yatırımdan da kaçının” deniyor!

Nedir bu tavsiyelerin toplamından sonraki görünümü: “İşsizlik, darlık, ödeme zorlukları, donduğu için çalışamayacak olan  para sirkülasyonu.

Mesela bu yaz turizm için büyük umutlar yakıldıydı! Bakıyoruz KKTC için gelirler yönünden ayrı bir yere sahip olması gereken casinolar bile  TC’den KKTC’e gelmenin zorlaştığı gerçekte mayna etmişler!

ZUHURAT: Eskiden çok sık kullanılırdı çünkü hayatlarımız hep “ansızın” dediğimiz istenmeyen olayların başımıza tebelleş olmasıyla geçerdi! Bugünler de tam ifadesiyle “zuhurat dönemidir!” Çok iyi idare edilmez, dikkatli davranılmazsa KKTC krizler anaforuna düşebilir, büyük iflaslar yaşanabilir…

KISACA TAKILDIĞIM: (YAPILIR MIYDI GÜZELİM KUMSALA O YOL?)

Mağusa Belediyesi olması gerekenleri “yapmıyor” demiyoruz, yapamıyor! Bütçesi yok, borcu çok! Fakat yapmaması gerekenleri niçin yapıyor anlamadık! Mesela:

Sen kalk ta Genç Bronz devrinden kalma Enkomi’nin uzantısı olan ve bir zmanlar bataklık iken kimbilir kaç yüzyılda oluşmuş “tarihi” kumsalı ile Glapsides plajını  “yürüme parkuru” yapacağım diyerek tam ortasından karpuz gibi böl! Sonra getir dozerlerini o güzelim kumsalı kaz dağıt, üzerine de havara ser!

Hadi o yürüyüş parkurunu Salamis Anayolundan başlayarak bataklık alandan geçirdin, ta geldin Glapsides’in kıyısına.. Dur be kardeşim. Elli metre daha öteye gidecek diye kumsalı berhava etmene gerek var mıydı! O güzelim doğal bütünselliği kabak gibi doğraman mı gerekirdi?

Ve soralım. Yol, trafik, alt yapı dökülürken ve bunlara beledi hizmetler verilmezken  o yürüyüş yoluna kaç para harcadın? Açıkla ki en azından, “meğer çok bir para harcanmamış tesellisinde avunalım!”

Not: Yarın kışta Tsunami gibi dalgalar o yolu vurup vurup aşarken nasıl tarumar olacağını da göreceğiz!