Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sibel Siber’li CTP’nin toplantısı: (Hangi adaylar Cumhurbaşkanlığı’na daha yakındırlar!)

Sibel Siber 3 bin kişinin katılımıyla yaptığı toplantıda tutun ki Cumhurbaşkanı adayı olarak ilk iddialı mesajını verdi. Zaten bu iş öteden beridir CTP’nin işidir. Slogansa slogan! Katılımsa katılım! Gösteri ise gösteri! Görkemse görkem… Şimdileri bilmiyorum ama öteden beri yeri göğü inletmesini bilen dinamik bir “gençlik potansiyeli” var.

İşte bu olanak ve avantajları arkasına alan Siber geçtiğimiz akşam Atatürk Spor Salonunda hem “manifestosunu” yani “bildirisini” sundu hem de seçim arifesinin ilk büyük gövde gösterisini yaptı. Bu “gösteri” biraz da son zamanlarda önceleri fısıltıyken, gitgide taraftarlarınca daha yüksekten seslendirilen “Akıncı’nın Cumhurbaşkanlığı yolundaki iddiasına”, “yavaş ol biz de varız” uyarılı cevaptı!
PEKALA EROĞLU FAKTÖRÜ: (Ben hiçbir seçim sonucunu doğru tahmin etmediğimi her seçim sonrasında açık seçik yazdım. Nedeni şudur: Ya inatçı bir saplantı haline gelen “bu aday seçilmelidir” düşüncemden dolayı yahut da “mantık gereği sonuç bu olmalıdır” dediğime takılıp kalmamamdan dolayı! Yani seçim kampanyaları sırasında olagelen türlü çeşitli atraksiyonları görmek istemediğim için sonucu da göremememden!) Bu nedenle “Eroğlu faktörü” derken “kazanacak yahut kaybedecek demiyorum! Sadece başından beri yazdığımı yazıyorum: Neydi o?
“Partili olmayan adayların bağımsız olarak seçim kazanmaları çok zordur hatta imkânsızdır!” Mesela son günlerde Özersay bu güçlüğün farkına varmış, “yalnızlaştırıldığından” şikâyet ediyor. Haklıdır! Mesela arkasında olması gereken Sol payandalardan destek alamıyor çünkü onlar CTP’li Sibel Siber, TDP’li Akıncı tarafından parsellenmişlerdir!

Eroğlu ise UBP ile yola çıktı devam ediyor! Tabii Eroğlu’nu sadece “parti çerçevesi” içinde görmemek gerekir çünkü çok dar kalır! UBP’nin öteden beri asıl gücü tarım kesimi ile TC kökenlilerdir ki potansiyelleri her zaman yüksek vatlıdır!        ŞİMDİ SORULACAKTIR: “Yani eveleyip gevelerken ne demek istiyorsun?” “Partili olmayanlar elenip gider” diyorum! Sonuç konusunda ise bir kez daha utanmamak için kesin yargıya varmıyorum. Kim seçilirse hayırlısı olsun diyorum.             ÇÜNKÜ: Tüm adaylar “Anayasal” yetkisizlikleri nedeniyle KKTC’nin en zararsız politikacıları sınıfındandırlar! Beş yıl uslu uslu makamlarında otururlar devleti temsil ederler! Ha eğer Güney’in keyifli anlarını yakalarlarsa zaman zaman “müzakere masası” da kurarlar! “Hepsi bu kadar” diyeceğim ama değil: Bunu da Sibel’in “Manifestom” dediğinin “bildirisi” ile anlatayım:              
**********

Sibel Siber’in manifestosu: (Dolayısıyla CTP’nin yeniden toparladığı siyasi ve ekonomik görüşleri)

Anayasal yetkileri kısıtlı olmasına karşın Denktaş’tan Talat’a, Talat’tan Eroğlu’na kadar ispatı vücut etmiştir ki bu “Makam” Kıbrıs siyasi sorununun kaderinin saptanmaya çalışıldığı Sarayı’dır! Ki bir gün kim bu sorunu o Saray’da otururken çözerse heykeli dikilecektir!
Dolayısıyla geçen akşamki CTP’liler toplantısında konuşan Siber ile Başbakan ve Kutlay Erk’in Kıbrıs siyasi sorununa yönelik “slogansal” sözlerini çok önemsedim. “İşte dedim toplumun ihtiyacını duyduğu geleceklere yönelik söz ve tasavvurlar!” Mesela Başbakan Yorgancıoğlu, Sibel Siber’i Cumhurbaşkanı adayı olarak lanse ederken bir yandan da CTP’nin 5 hedefinden söz ediyor ve siyasi çözümü şöyle seslendiriyordu:
“İki kesimli iki toplumlu siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm için sağlıklı diyalog kurup inisiyatif üstlenmek suretiyle dünyada ‘zamana oynayan’ toplum biçimindeki algılanışımızı değiştirip çözüm ve AB iradesini uluslararası topluma yeniden hatırlatmak.”
İşte size sorup da alamadığınız çözüme ilişkin cevap! UBP’nin de farklı olmaması gereken, genelde Kıbrıs Türk halkının kulaklarını çoktan delmiş olan bu sloganı eğer başından beri bütünsellikli kabulde “resmi görüş” olarak savunsaydık bugün her kafadan bir ses çıkmaz her köşede bir “çözüm lobisi” oluşmaz, dileyen dilediğince laf ebeliği yapıp Güney’in ekmeğine yağ bal sürmezdi!
ÖTE YANDAN: Ne diyordu Siber? “…Kimimiz buralarda yaşıyorduk, kimimiz Anadolu’dan geldi, kimimiz Güney’den göç ettik. Ama en kötü zamanlarda bile bizi ayakta tutan umudumuz ve inancımız oldu. Toprağa tutunduk var olduk…”
İşte o umut ve toprak! Ki Kıbrıs Türk halkı tırnaklarını toprağa geçirmeye devam ettiği sürece umut edecektir: Çözümü de refahı da kalıcılığı ile vatanı olacak Kuzey’i de. Kaldı ki bizatihi çözümün en büyük sorunudur toprak. Ona kim egemen olursa sahibi de o olacaktır.
VE EKLİYORUM: CTP ve sol kesimler yıllarca üzerinde yaşadıkları, ekip biçtikleri, hayat hakkı aradıkları topraklarına “vatan” demekten çekindiler! Güney’den göç edenlerin, TC’den kaydırılanların, Kuzey’dekilerin oluşturduğu Türk nüfusa “millet” demekten utandılar! Bugün hem çözüm alternatifinin hem de Kuzey’e sahiplik koymanın heyecanları yaşanıyorsa dün de yazdıydım. “Bu adada gelecek bizimdir.”             
**********

Kısaca takıldığım: (Kıb-Tek’te davulun tokmağı yana vuruyor!)

Kıbrıs Cumhuriyeti’nden intikal eden, o yıllardan beridir de sorunları ile bugünlere kadar taşınan Elektrik Kurumu yine kavganın mihenk taşına vurdu! MESELA: Bazı haberler 120 kişinin Kurumda istihdam edildiğidir! (Bu sorunu kimseler çözemiyor! Oysa CTP ağırlıklı hükümet iktidara gelirken hem istihdamların kısıtlanacağını hem de kanunlara bağlı kalınacağı sözünü verdiydi! Bizzat bu sözleri yerle yeksan eden yine ayni hükümet oldu ama!)
İkinci olay, kurum petrol fiyatları düşmeden altı aylık petrol stoku yaptıydı. Dolayısıyla elektrik faturalarında indirim yapamadı halka kazık attı!
Son günlerin olayı ise Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim’in “özerkliğini” ilan ederek “beni devlet denetleyemez” demesiydi! Akim’in gerçekte söylemek istediği şuydu: “Davul devletin elindedir ama tokmak bizim elimizdedir!” Ne var ki tokmak her zaman davulun göbeğine vurmaz! Ki şimdilerde de iyicene kaydı ki “Devletin Sayıştay’ı beni denetleyemez” diyor!
Oysa ne diyor eski Maliye Bakanı Tatar: “Yönetimi ile borçlanması devletin onayı ile yapılan bir Kurumun bağımsız olduğunu açıklaması trajikomiktir! Çünkü Yönetimi devlet atar borçlanmasını devlet onaylar…”
NE DİYORDUK: “Ne sistemleri sevdik ne de kurumlaşmaları!” İşte “KKTC’nin almış başını gider” diye görülen vaziyeti umumiyesinin bir büyük nedeni de budur! Kanunları kuralları sevmiyoruz, aslında hiç takmıyoruz!