Köşe Yazarları

Seyrekleştirilmiş sınıflar ve kırsaldaki okullara pozitif ayrımcılık

Barış Uzunahmet yazdı






Yeni dönemde okulların nasıl yürütüleceği ile ilgili olarak Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı, uzun süredir beklenen açıklamasını yaptı. Her uygulamanın olumlu ve olumsuz yanları olabilir. Bakanlığın açıklamasına göre 14 Eylül’de başlayacak olan yüz yüze eğitimde düşünülen 3+2 modelinin de olumlu ve olumsuz yanları olacaktır. Burada yapılması gereken bardağın dolu tarafına bakmaktır. Deneyip görmekte yarar vardır. Ülkede birçok şey gibi Mart ayından beri okullardaki yüz yüze eğitim durmuştur. Ancak unutmayalım ki Haziran ayının başından beri kreşler ve etütlerde yüz yüze eğitim devam etmişti. Şu ana kadar da buralarda bir bulaşın olduğunu duymadık.

Bu konuda aslında yapılması gereken dünyadaki benzer uygulamaları incelemek ve bizim ülkemizde nasıl olabileceği üzerinde kafa yormaktır. Çünkü dünya da bu sorunla baş başa ve onlar da bu sorunu aşmak için uğraşıyor. Bakanlığın hazırladığı “Pandemi Sürecinde Okullarda Alınacak Önlemler Kılavuzu” incelendiğinde içerik olarak iyi olduğunu söylemek mümkün. Esas mesele uygulamada ne gibi sonuçlar ile karşılaşacağımızdır. Okulları açarken, çocukların sağlığını da düşünmek ve ona göre hijyen önlemlerini almak da devletin asli görevleri arasındadır.

İlk ve orta öğretimde 50 bini aşkın öğrenci var. Bu az bir rakam değildir. Hijyeni sağlamanın ve bulaşı önlemenin yollarından biri de seyrekleştirilmiş sınıf ortamları olabilir. Yalnız seyrekleştirme yetmez, özellikle teneffüslerde çocukların sadece kendi sınıf arkadaşları ile oynamaları ve ayni oyun alanında olmaları da sağlanmalıdır. Bu konuda en çok sıkıntı yaratacak yerlerden biri de kantinlerdir. Burada okullardaki kantinleri bir süre daha kapalı tutmak ve çocuklar yiyeceklerini evden getirmelerini sağlamak gerekiyor. Çünkü özellikle kalabalık okullarda kantinler ciddi bir sorun olacaktır. Bin civarında öğrencisi olan okullarda kantinlerin organize edilmesi çok zor görünüyor. Örneğin pandemi döneminde İngiltere’de özellikle ilkokul çocukları yiyeceklerini evden getirmişlerdir.

Bakanlığın hazırladığı “Pandemi Sürecinde Okullarda Alınacak Önlemler Kılavuzu’na” baktığımızda özellikle okullarda yapılması gerekenler için okul yönetimleri, öğretmenler ve okul çalışanları çok ciddi ve disiplinli bir şekilde çalışması gerekiyor. Çok fazla detay vardır. Kanımca okuldaki yöneticilerin, öğretmenlerin, okul çalışanlarının çabaları yetmeyebilir. Okullar devleti mutlaka arkalarında hissetmelidir. Aksi taktirde bu sistem hijyen açısından çöker.

Bakanlığın açıklamasında anladığımız, amaç; sınıf sayısı 20’yi aşmayacak şekilde öğrencilerin %50’sini okula getirmektir. Bunun anlamı sınıflardaki öğrenci sayısının ikiye bölünmesi ve çocukların yarısının okula bir gün gelip bir gün gelmemesi demektir. Olumlu bir adım gibi görünüyor. Uygulamadaki durumuna bakıp ilerleyen günlerde ona göre adım atmak gerekiyor. İngiltere’de de sınıf sayıları 12’ye düşürülerek Haziran ve Temmuz aylarında bu şekilde eğitime devam edilmişti ve veliler tarafından da olumlu karşılanmıştı.

*******

Ülkedeki okulların sınıflarını düşündüğümüz zaman öğrencilerin tek tek oturması durumunda sınıfların en çok 16 kişi sığabileceğini yaşayıp gören biri olarak kırsal kesimlerdeki okullar için pozitif ayırımcılık yapılabileceğini düşünüyorum. Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nın verilerine göre ülkede bulunan 20-25 civarındaki okulda sınıflarda öğrenci sayısı 16 civarında… Sınıflardaki öğrenci sayısı 10’un altında olan okullar bile var. Hal böyle iken bu okullara pozitif ayırımcılık yapılıp bu çocukların okula her gün gelmesi sağlanamaz mı? Zaten bugüne kadar şehir okullar karşısında her zaman fırsat eşitsizliğine uğrayan bu çocuklar, bir kez de bu eşitsizliği lehine çevirsinler. 8-10 kişilik sınıfları ikiye bölüp 3-5 kişi ile ders yapılmasının çok bir anlamı yok. Bu konuyu bakanlık yetkililerinin yeniden ele almasında yarar var diye düşünüyorum.

 








Başa dön tuşu