Demokrat Partinin değişmez kaderidir. Yıllardır her seçim öncesi baraj sıkıntısı yaşayacağı konuşulur ama, kuruldukları yıldan beridir bu söylemin yanlış olduğunu seçimlerde barajı geçerek kanıtladılar…
En son Temmuz 2013 seçimlerinden önce de DP ile ilgili aynı iddialar ortaya atılmıştı. Gerçekten de DP o dönemde parti içinde ciddi krizler yaşıyordu. ‘Bu kez tamam, barajı geçemezler’ diyorduk ki, bir el imdadına yetişti. Derviş Eroğlu sonrası “abi” olarak Genel Başkanlık koltuğuna oturan ve ilk kurultayda Ahmet Kaşifle girdiği başkanlık mücadelesini biraz mutarahalı bir şekilde kazanan dönemin Genel Başkanı ve Başbakan İrsen Küçük ile “Onursal Başkan”Derviş Eroğlu arasındaki iktidar kavgası siyasi bir krize dönüşmüş ve 27 sayısı ile tek başına iktidar koltuğunda oturan UBP, Ahmet Kaşif önderliğindeki 8’lerin istifası ve ardından hükümete verilen güvensizlik önerisi ile iktidardan düşürülmüştü…
UBP’den kopan 8’ler, yaklaşan seçimlerde kendilerine yeni bir parti arıyorlardı. Aldıkları icazetle, DP çatısı altında seçimlere girdiler. Barajı geçmez denilen DP, UBP’den kopanlarla birlikte girdiği Temmuz 2013 seçimlerinde 12 sandalye kazanarak kilit parti olmuş ve tahminleri altüst etmeyi başarmıştı…
Ama bu maya ta başından bozuktu ve tutmayacağını hem Serdar Denktaş, hem de UG’liler çok iyi biliyorlardı… Elde ettikleri bu gücün kalıcı olmayacağını nasıl tahmin edemediler.
Ne bu arkadaşlara verilen mevki ve makamlar, ne de onlar yüzünden partisinden kopan, istifa edenler bu birlikteliğin yürümesini sağlayamadı. Demokrat Parti’nin kurumsallaşmasında, yapılanmasında ve örgütlenmesinde büyük emekleri olan rahmetli Bengü Şonya ve yıllarını DP’ye vermiş baba oğul Öztürkler, yine yıllarca Denktaş’ın yanından ayrılmayan Erol Aktoprak ve son olarak da DP adına bakanlık koltuğunda oturan Özdemir Berova…
Nitekim 8’lerin parti içindeki ömürleri 8 ay kadar sürdü ve DP’den kopmalar başladı. UG kanadı tek tek ve guruplar halinde bir yıl önce ikitdardan ettikleri partilerinin kapısını çalmaya başladılar. Sonunda Serdar Denktaş, UG ve parti tabanının kucaklaşmasının tam anlamıyla gerçekleştirilemediği için bu projenin başarısız olduğunu kabul etti.
Birçoğumuz unuttu belki ama, bu vesileyle “ETEK GİYME” olayını da siyasilerimizi tanıma adına hatırlatmakta fayda var. O dönem DP’den ayrılacaklar arasında geçen dönemin DP-UG milletvekili Menteş Gündüz, “Ben etek giymem. Ben DP’den istifa etmedim. Diğer 3 arkadaşım istifa etmeyi düşünebilir. Ama ben istifa etmeyi düşünmem. Benim adıma ne babam, ne kardeşim, ne de dostlarım karar verebilir. Kendi kararlarımı ben kendim veririm ve kimse bu konuda benim adıma karar veremez. İmza da atamaz” yorumunda bulunmuş ama çok kısa bir süre sonra da istifa etmişti…
İşte o Menteş Gündüz bugün yeniden vekil olabilmek için UBP’den kontenjan adaylığı bekliyor…
Şimdi ‘bunları niye yazdın’ diyeceksiniz. Doğrusunu isterseniz, bir seçim öncesi, yakın geçmişte yaşananların hatırlanmasında fayda gördüm…
Bugün yine yapılan anketler, kamuoyu yoklamaları, hatta toplumdaki genel kanı, DP’nin önümüzdeki seçimlerde baraj sorunu yaşayacağı, hatta barajın altında kalabileceğini yönünde.
Gelelim Serdar Denktaş’a. O kaçaklara kucak açtığında başına bunların geleceğini nasıl tahmin etmedi, ben de ona şaşarım. Bugünlerde, istifa etmiş birini sırf grubu kaybetmesin diye, Meclis’e bildirmeme gibi garip davranışlar içinde. 12 milletvekilinden geriye, böyle bir yıkıntı kalmış.
Bu Serdar Denktaş’ın sorunu….
Ama bizim de sorunumuz var. Bizler de bu insanları hala siyasette tutup, oradan oraya çıkar peşinde koşmalarını izlemekteyiz. Topluma on paralık faydaları olmadığı gibi, hepimizi aptal yerine koymaları yetmedi mi artık…
Not: Bir kaç gündür Girne’deyim. Biraz nabız yoklama fırsatım oldu. UBP’ye yakın kaynaklarla konuştum, anlatıkları yenilir yutulur cinsten değil. Pazartesi bu konudaki iddiaları ve izlenimlerimi sizlerle paylaşacağım
YERİN KULAĞI VAR
TEK SEÇİCİ DÖNEMİ KAPANDI: UBP’de aday adayı müracaatlarıyla birlikte, isimler bir bir dökülmeye başladı. Meşhurlar da var, meçhuller de, ihanet edenler ve zamanında UBP’nin ipini çekenler de… Birikimi olan da var, olmayan da. Anayasa herkese belli bir çerçevede hak tanıyor. Ama belirgin olarak dikkat çeken tek bir şey var, o da siyasete ilginin geçmiş yıllara göre artmış olması. Bence bunun sebebi, artık eskisi gibi bir tek seçicinin olmaması. Üyeye gittiklerinde daha çok şansları olacağını düşünüyorlar herhalde. En azından aday adayı olmak da yetecek bazılarına…
BURCU’DAN KAPAK GİBİ BELGE: Başbakan Özgürgün, önceki gün beylik laflarla tabanını provoke ediyordu, “Akıncı işimize çomak sokuyor, Cumhurbaşkanı hükümete muhalif” falan diye. Verdiği örnek de, Cumhurbaşkanının Döner Sermaye Yasasını Anayasa Mahkemesine göndermesiydi. Barış Burcu belgeyi kapı gibi yayınladı. Hükümetin avukatı olan Başsavcılığın yazısı. Yazıda, “Yasa bu şekilde geçerse, Anayasa Mahkemesi’nden döner” diyor. Başbakan efelenip oy devşireceğini sanıyor ama ne yazık ki attıkları tutmuyor. İşte böyle yüzüne vuruluyor…
4 YILDA 338 MİLYON GELİR: Ercan’ın işletmecisi Taşyapı, HaberTürk’ten Güntay Şimşek’e 4 yılda elde ettikleri gelirleri şöyle açıklamış: “2013’te 58 milyon Euro, 2014’te 70 milyon Euro, 2015’te 77 milyon Euro, 2016’da 83 milyon Euro. Bu rakamlara ilave olarak duty free şirketi Kaner’den de 50 milyon Euro hava parası alınmış ve 4 yılda toplam 338 milyon Euro gelir elde edilmiştir. Havalimanının giderleri ise yaklaşık olarak 2.5 milyon Euro civarındadır”. Hani cirodan yüzde 47.8’ini devlete veriyor ya, o bakımdan, ilgilenenlere…
İŞTE GİRNE’NİZ: Girne’yi bitirdiniz, alt yapısı yok” diye dilimizde tüy bitti. İşte dün bir kaç saatlik yapış, gerçek Girne’yi gözümüzün içine soktu. Herşey inşaatmış, inşaatlar olmazsa ölür müşüz gibi ne doğanın kanununa da planlara da gözlerini kapatıp, inşaat izni verdiler. Dereler dolduruldu, göz yumdular. Doğanköy’ü dün basan, Girne’yi boğan selin sebebi, köyün üst başında “hatırlı arkadaşlar” ev yapacaklar diye doldurulan dereler ve yetersiz drenaj sistemi. Nerede bir açık bulduysa sızdı, evleri depoları doldurdu. Suçluları büyük büyük emekli primlerini alıp evlerine çekilecek, Girne bu katliamın acısını yüzyıllarca çekecek..
REKABET İYİDİR: Öğretmen sendikaları yeni bir sendika kuruldu diye kıyameti koparıyor. Tekel miydiniz kardeşim? Olabilir, kurulabilir, güdümlü olur, sarı sendika olur, olur oğlu olur. Üyenizi ikna edin, gücünüzü koruyun. İşte size mücadele edecek yeni bir ortam. Siz bugünler için değil miydiniz? Belki rekabetle kendinizi tekrar etmekten vaz geçersiniz…
NEREDEN BULMUŞ BU CESARETİ: Adamlar iyice azıttı. Yasal giriş kapısından 350 kilo et geçirmeyi düşünebiliyorlar. Bunu akıllarına getirebildiklerine göre, cesaret ettiklerine göre, demek ki, olabiliyor. Kaçakçı dediğin, senden benden daha dikkatlidir. O neyin nereden geçip, nereden geçemeyeceğini iyi hesaplar. Resmi sınır kapısına bodoslama dalmaz. Kusura bakılmasın ben böyle düşünüyorum.
ZİRVEDEKİLER: Burhan Öçal: Ünlü perküsyon ustası Öçal, Yenidüzen’den Simge Çerkezoğlu’na bakın ne diyor; Kıbrıs çok güzel. Her gelişimde daha çok seviyorum ama her gelişimde daha çok üzülüyorum da. Erozyona uğruyorsunuz. Hem kültürel hem de coğrafi anlamda erozyona uğruyorsunuz”. Ara sıra konser için gelen biri bile görebiliyor bunu da, biz farkında değiliz… Atatürk’ün nutkunda “gaflet ve dalalet” dediği buydu işte…
DİPTEKİLER: Seçim Madalyonları: Gözünüz aydın, Başbakanımız “Milli Mücadele Madalayası” dağıtacakmış. Kime? Müracaat edene… Kırk, elli sene sonra, mucit gibi buldular bu projeyi. Seçim zamanı dağıtılsa fena mı olurdu. Çoğu öldü gitti, varsın olsun, ailelerine verirler, onlar da oy’dur sonuçta…1968-70 arası 2 sene 8 ay bilfiil askerlik yaptım. Birnci ve ikinci harekata gönüllü katıldım, ama asla böyle bir müracaatta bulunmayı aklıma getirmem. Hiç olmazsa, sosyal sigortalılarla, memurların askerlik yıllarını eşitleselerdi, belki bir işe yarardı. Yapılan masrafa yazık…

































