Köşe Yazarları

Self determinasyon hakkımız zorluyor


1974 Barış Harekâtında James Callaghan İngiltere’nin Dışişleri Bakanıydı. Harekâtın sonunda  Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Dışişleri Bakanları Cenevre’de toplandılardı. Sert tartışmalar cereyan ediyordu.

Bu oturumlardan  birinde   İngiltere Dışişleri Bakanı Callaghan TC Dışişleri Bakanı Turan Güneş’e, “bugün Kıbrıs’ı esir aldınız ama yarın esiri olacaksınız” dediydi..

Bu iddialı uyarısına karşın, gönlümüz de vicdanımız da hakkımız hukukumuz da diyordu ki “inşallah Callaghan bu görüşüyle  büyük yanılgıya düşerken, tarihin karanlıklarına gömülecektir!

Heyhat! Gidi İngiliz bir kez daha yanılmayacak, “özgür ve egemen” devlet oluşuna karşın, Türk halkı Kuzey coğrafyasının kalebendi olacaktı!

Üstelik 45 yıldır Güney’deki Rum devletine “aman da çözüm canım da çözüm” şarkıları söylerken, müzakerelerden müzakerelere savrulup uçarken!

“Sonuncusunu,” öncesinde  bilmem kaç tanesinin hezimetleri  ardından yeniden yaşıyoruz! Ve bir kez daha aramıza katılan TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile birlikte Güney’deki Rum tarafını yeniden müzakerelere başlaması için türlü çeşitli, önerilerde bulunuyoruz.

Siyasi eşitliğimizi tanımasını istiyoruz!

Doğu Akdeniz’deki enerjiden payımıza düşeni vermesini istiyoruz!

Türkiye’nin garantörlüğünü kabul etmesini istiyoruz!

Beşli görüşmelere evet demesini istiyoruz!

Beşli Görüşmelerde neleri müzakere edeceğimizi birlikte saptamamızı istiyoruz!

Kurulacak Devlette etkin katılım istiyoruz!

Müzakerelerin, ucu açık olmamasını istiyoruz!

Evkaf mallarımızı iade etmesini istiyoruz!

Maraş’ı unutmasını istiyoruz!

Siyasi soruna yönelik zihniyetini değiştirmesini istiyoruz!

Crans Montana’dan kalındığı yerden müzakerelerin devamını ve referans olmasını istiyoruz!

Yetmiyor ama: İstedikçe isterken “refahı” bile paylaşmayı istiyoruz!

Geriye paylaşılmasını isteyeceğimiz tek bir şey kaldı ama “inadına yazmıyorum!”

…Hayır! Kıbrıs Türk halkı 1963’ün “Kanlı Noel”inden sonra bile içine düştüğü “yokluk ve meşakkat” karşısında ne böyle yalvardıydı  Rum’a…

Ne Türkiye “çözüm için yalvarılsın diye  gerçekleştirdiydi 1974 Barış Harekâtını!

Kısaca Kıbrıs siyasi sorunuyla ilgili politikayı (ki olduğuna çok da inanmıyorum sadece “etki tepki politikası” sürdürülmektedir diyorum) artık ve yeniden gözden geçirmemiz gerekir.

Eğer tekrar etmem gerekirse hâlâ o sihirli anahtar elimizdedir: “Self Determinasyon hakkımız!”

Bize verilmiş bu hakkı 1983’de   “Yüce Meclisimizin” KKTC’i ilanı ile ilk kez  kullanmıştık.

İkincisini ise 2004’de  Annan planı referandumunda gerçekleştirmiştik.

Her iki “oylama” da “ulusal bekamızı, siyasi geleceğimizi saptamaya yönelikti..

Ya şimdi? Eğer “kendi kaderimizi tayin etme hakkımız olan self determinasyonu kullanmak istersek, hangi “siyasi kararımız” için gerçekleştirip oylayacağız?

İşte artık “ulusça” bunu düşünüp saptamamız gerekir..

**********

DEVAM EDEN KOOP. SORUNLARI.   

Geçen haftanın başında  Kıbrıs Türk Kooperatif Merkez Bankası’nın 60. Kuruluş Yıldönümü Kutlamaları gerçekleştirildiydi.

Kutlamalarda bir konuşma yapan Başbakan Ersin Tatar (Ki Kooperatifler Başbakanlığa  bağlıdır) “Kooperatif kaynaklarının yanlış kullanılmasına müsaade etmeyeceğiz” dediydi..

Demek ki “yanlış kullanımlar” vardı  ve hatırlatmak gereğini duyuyordu..

Kaldı ki “evet vardır!”  Nitekim 1909’larda İngiliz kolonisinin  oluşturduğu Kooperatiflerle Kooperatifçilik bilinci şu anda da önemince KKTC’nin “ulusal” nitelikli ekonomik kurumlarıdırlar ama  1974’lerden beridir de sorunludurlar!

Nitekim Kooperatiflerimizde söz konusu o “sorunlardan” kurtulma seferberliği, yıllar sonra Rahmetlik İsmet Kotak tarafından başlatıldıydı.. Koop. Merkez Bankası ile Köy ve kasabalardaki Koop. bankalarını ki sayıları 130’u aşkın olmalıdır, adeta battıkları çamurdan çıkartarak yeniden işlevsel hale getirildiydi.

Ve o dönemlere kadar  yolsuzluklarla anılan Koop’lar,  yıllar sonra ilk kez “Kooperatifçilik  ruhu” ile  yeniden yapılandırıldılardı!

Ne var ki bir devre geldi Merkez Bankasına atanan Mukayyit “değişmez” olurken, Bankaya bağlı ne kadar işletme varsa hepsini de “ayırıverdiler!”

Bu olayı Rahmetlik Taşkent’in Bakanlığı döneminde  yaşadımdı.

Koop-Süt, Zeyko Yağ Fabrikası, Zirai Levazım, Denko, Ayko  Kundura fabrikaları gibi tesisleri Koop Merkez Bankasından ayırmayı düşünüyordu ki zaten bir süre sonra hepsi de Bankadan kopartıldılardı.

Ve ne olduydu? Sütçülükten  gayrısı  (ki onun başarılı olması da yine kooperatif olarak kendini yenilemesindendi) batıp gittiklerdi!

Fakat asıl facia her devrede teamül gereği Başbakanlığa bağlı olan “Kooperatiflerin” yine Devletin tutumu nedeniyle batırılmalarıdır!

Yaşanmakta olan son örneği “Toprak Ürünleri Kurumudur!

Nitekim Başbakan Tatar konuşmasında diyor ki “bazı krediler verilmiş geri ödemeler olmuyor! Faizleri bile ödenmiyor! Bunlara müsaade etmemiz lazım!”

Ve ekliyor: “Bir Bankanın en büyük özelliği bilançosudur. Bilançosunu muhafaza edip ekonomik kalkınma için kullanabilmesidir. Hedef bu olmalıdır…”

Fakat işte olmuyor! Ne Kooperatiflerde ne ötesi sektörlerde.. Her şey sallan yuvarlan gidiyor!

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (AZ KALDI!)

Yakın gelecekte okulların açılacağını düşünmek bile istemiyorum. Bu ders yılı da az veya çok Okul binası ile başlayıp öğrenci öğretmen ve taşımacılığı da yanına alan sorunlarıyla başlayacak!

Maruzatım şudur: Her yeni ders yılı başlarken “bu kez okullar  sorunsuz açılacak” vaadinde bulunulmasın!  En azından alınlara lök gibi yapışan “yalandan” kurtulunur! Ki bu

bile fazilettir..

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı