Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ŞEHERE GELİRKEN

İkinci dünya savaşı sıralarında Kıbrıs’ta bulunan otomobil sayısı 3 Bin 500 kadardı.

Nüfusa göre oldukça az sayılırdı.
Herkeste araba yoktu.
Ama tren vardı.
Henüz tren raylardan kaldırılmamıştı.
Lefkoşa, Mağusa arasında yapılan tren yolculuğu iki saatlik bir vakti alırdı.
Ama çevre köylerden insanların birçoğu yine de şehere hayvanları ile gelirlerdi.
Şeherde çeşitli hanlar vardı ve hayvanlar da bu yerlerde muhafaza edilirdi…

Her dönemin koşulları farklıdır.
Eşeklere binelim demiyoruz.
Herkesin arabası var.
Her evde iki tane, üç tane.
Cemaatimizin ayağı yere basmasın tabii.
Lakin,
Araba ile de kente girmek cinnet geçirmeyi göze almayı gerektiriyor…

Trafik sorununu çözemedik,
Ama Kıbrıs sorununu çözeceğiz…

Yollardaki trafik karmaşasına bakıldığında,
O yoğunluktaki trafiğin Surlariçi Lefkoşa’ya yakıştığı söylenemez.

Arabaların şehere en yakıştığı yıllar altmışlı yetmişli yıllar olsa gerek.
Sessiz,
Sakin,
Karmaşa yok.
Hatta sürücüler arabaları ile yollarda kısa süreli durur, sohbet bile ederlerdi…
O sohbetlerin de çoğu Kıbrıs meselesi ile ilgiliydi!..

İnsanlar merak ederdi tabii.
Ne olacaktı bu meselenin sonu…

Her konuyu biriktire biriktire içinden çıkılmaz hale soktuk…

O yıllarda tren işe yarıyordu.
Şimdi tren konsa,
Herhalde Nijeryalı, Vietnamlı, Azerbeycanlı, Kazakistanlı öğrenciler kullanacak!

Yerli ahalinin treni kullanacağı sanılmasın.
Zaten bir zaman da eşeğini trene tercih ederdi.
Hani konsa,
Şimdi de arabasını tercih edecek.
Tren ise, mülteci taşıyan ulaşım aracını andıracak!..

Bunu da biz yaptık diyebileceğimiz ne var?
Allahın Dikili Taşını bile İngilizler getirip dikmiş…

Mağusa’yı pek bilmiyorum,
Ama Girne ve Lefkoşa’da şöyle araba ile bir turlamanın mümkünü yok.
Girdiğiniz anda nasıl çıkacağınızı düşünürsünüz…

Lefkoşa’daki tren istasyonu bugünkü eski Peyak mağazalarının olduğu yerdeydi.
İnsanlar oradan iner, oradan binerdi.
Şehere gelenler,
Tren yolunu tutar (Cemal Gürsel Caddesi), Girne Kapsından içeri girerlerdi.
Köyden şehere inenler köşesinde bucağında bulunan kahvelerde mola verir,
Bir ciğercide duraklar,
Mehmet Ali dayıdan mahallebi yer,
Galadari’den ayranını içer,
Aylakçı’dan dondurma alır,
Köse’de durur muhabbet eder,
Bedevi’de pastasını yer, çayını içer,
Uyarsa bir fotoğrafçıda aile fotoğrafı çektirir,
Velhasıl,
Çarşı pazar işleri güven ve neşe içerisinde geçerdi.
Kaos olmaz,
Trafik bunaltmaz,
Kentin sokakları gelenleri büyük bir cömertlikle kucaklardı…

O şeheri trafik batağına sokalı çok oldu…

Dün Girne’den Lefkoşa’ya gelirken,
Yol boyunca grup grup temizlik işçileri etrafı temizliyorlardı.
Söylemeye gerek yok,
Bilinir,
Bir hafta sonra yine pislik içinde olacak…

Neyse ki Kıbrıs meselesini temizleme iradesine sahibiz.
Haberlere bakılırsa her şey yolunda gidiyor.
Haftaya kirletilmez herhalde…