Seçim tespitlerine devam etmekten başka çare yok.
Bizim de, vatandaşın da gündemi tek…
Öncelikle Meclis’in yüzde 42’si yenilendi. Sadece 21 yeni yüz…
Bu daha önceki seçimlere göre düşük bir oran.
Hele de iki yeni parti Meclis’e girmişken…
Mesela 2003’de Meclis’in yarısı değişmişti. En son 2013’te de yüzde 46 oranında yeni isimler girmişti Meclis’e…
Kadın vekil sayısı galiba ilk kez 9’u buldu. Ama bunun kotayla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Kazananlara baktığımda, dolgu adaylar olmadıkları çok açık… Keşke daha yüksek olabilseydi. Kazansa, ülke siyasetine ciddi katkılar yapabilecek daha pek çok değerli kadın aday vardı…
Boykotçuları birinci sıraya yerleştirmiştik. Buna kızanlar oldu. E ama, seçmen sayısının ikinci en büyük çoğunluğu iradesini sandığa gitmeme yönünde kullandı. Yüzde 33,8… En çok oy alan parti kadar neredeyse…
Aslında ilk anda yorumlarken, bir hata yaptığımızı kabul edelim…
Sandığa gitmeyenleri, ideolojik olarak boykot edenlerle bir tutmamak gerekirdi.
Boykotçular, benim görebildiğim kadarıyla, sol kesimdendiler. Yani bilinçliydiler. Özellikle CTP’nin Kıbrıs konusundan bahsetmediğini, “düzenin partisi” olmaya yaklaştığını falan savundular. Eski, katı, ideolojik CTP’yi istediklerini öne sürdüler. Bugünün şartlarında bu ne kadar mümkündü, bunu sorgulamadılar. Kaldı ki, Kıbrıs konusunda olası bir müzakere sürecinde CTP’nin de, TDP’nin de tutumunun ne olacağı, neye ne kadar ‘evet’, neye ‘hayır’ diyeceği zaten açık değil miydi..? Görüşmeler çıkmaza girince, evimizi düzenleyelim demek ne kadar yanlış olabilirdi ki..?
İşte şimdiki duruma baksınlar. İşe yaradı mı..? Keşke baskı grubu oluşturabilseler, örgütlenebilseler, partilerin politikalarına yön verebilselerdi. Böyle bir pasifizmden daha çok işe yarardı.
Yine tekrar edeyim, bilinçli boykotçular, geçen seçimlerdeki katılım oranına bakıldığında yüzde 3 civarında görünüyor. Haydi eski boykotçuları da katalım, en fazla yüzde 5…
Ama bir de geri kalanlar var…
Hastası, yurt dışında olanını geçtim.
Esas büyük çoğunluk, hiç bir gerekçe ortaya koymaksızın “boş ver” deyip gitmeyenler. Bunu yaratan önce bir toplumsal bilincin olmamasıdır. Sonra da, partilere, daha doğrusu siyasete olan güvensizlik…
‘Bu memlekette hiç bir şey olmaz’cılar, umudunu kesenler. Bu bana kusura bakılmasın ama “mazoşizm” gibi geliyor. Yani kendi kendine eziyet etmekten zevk alma durumu…
Acaba çıkan sonuç hakkında bu sandığa gitmeyen kitle ne düşünüyor..?
Acaba, iyiden dibe vurunca çıkışa geçeceğimizi falan mı..?
Var mı böyle bir ihtimal..?
Hayal…
1958’lerden itibaren, kendimi bildim bileli bu ülkede siyasi şekillenmeleri yaşayan biri olarak, bu küçümsenen “irade”nin neleri başardığını da gördüm. Eğer kendi haline bırakırsanız, hele günümüzde gidişat çok belli. Ama irade, kesin ve kati bir şekilde ortaya konursa, istenmeyen gelişmelerin engellenmesi mümkün, ben hala buna inanıyorum…
En azından bugünden sonra kırgınlığı, küskünlüğü, adam sendeciliği bir kenara brakıp, bir şeylerin ucundan tutmaya, demokratik katılımcılığı sağlamaya çalışmalıyız.
“Oh olsun” demekle kimse kendini kurtaramaz…
Batarsak, hep birlikte batacağız…
YERİN KULAĞI VAR
SAYGI AMA NEREYE KADAR:
Seçim sonuçlarının tam bir kaos doğurduğunu artık herkes kabul etmeli. HP Başkanı Özersay ve CTP Başkanı Erhürman’ın, “UBP ile koalisyon görüşmeyiz” kararına birçok kişi karşı çıkıp, “sandıktan çıkan iradeye saygı gösterin” diyor. İyi güzel de bu iki başkan, seçim süresince Özgürgün’le ilgili düşünce ve niyetlerini net olarak ortaya koydular. Şimdi kalkıp da Özgürgün başkanlığındaki bir kabinede oturmalarını nasıl bekleyebilirsiniz…
HESAP SORMAK, HÜKÜMETTEN ÖNEMLİ:
“CTP ve HP, özellikle de HP, verdiği sözden dönsün, sonucu kabullensin, UBP’yle hükümet kursun” diyenlere bir de şunu söyleyelim; peki ama şu son 20 ayda kaybedilenler? Pek çoğu geri gelmeyecek şekilde elden giden maddi ve manevi değerler..? Kaynağı belli olmayan milyonlar..? Bunu kim içine sindirecek..? Bence hesap sorma işi, hükümet kurmaktan çok daha önemli. Çünkü artık dibe vurduk. Bu dönemde de hesap sorulmazsa, çok daha kötülerini yaşayabiliriz…
2003 GİBİ:
Bu seçim sonucu, 2003 seçimlerine benziyor. 4 parti barajı geçmişti. Sağda UBP-DP toplamı 26’ydı. CTP-BDH toplamı ise 24… Yine böyle bir kilitlenme olmuştu. Herkes DP’nin UBP ile kuracağını zannederken, Serdar Denktaş, Uludağ’da tatil yaparken, tercihini CTP’den yana kullanıvermişti. Öylesine kırılgan bir yapıydı ki, sadece 2,5 yıl zar zor gitmişti. Arkasından ÖRP rezaletini yaşamıştık. Tanrı tekrarından korusun…
TEK SEÇENEK KALDI:
DP Genel Sekreteri Afet Özcafer, “UBP, DP, YDP koalisyonuna ben Genel Sekreter olarak sıcak bakmıyorum. Ama başka türlü hükümet kurma çalışmaları olacaksa da tabii ki sorumluluğumuzu yerine getirmek adına adım atabiliriz diye düşünüyorum” diyerek YDP’nin içinde olacağı bir hükümet formülüne sıcak bakmadıklarını söyledi. Özcafer, UBP’nin hükümet seçeneklerini teke indirdi. Bu durumda tek seçenek, 27 sayısı ile UBP-DP-TDP koalisyonu kaldı…
ÖZYİĞİT SESSİZ:
Herkes merakla TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit’in olası bir koalisyon için görüşünü beklerken, açıklama Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Harmancı’dan geldi. Harmancı, “TDP, UBP’nin yanına yama olmaz” dedi. Bunu TDP adına yapılmış bir açıklama olarak mı okumalıyız..? Bekleyelim bakalım…
MERAĞIMDAN SORUYORUM:
Bugün üçüncü gün, para karşılığı oy pazarlığı yapılan videonun yayınlanmasının üzerinden üç gün geçti. Alanlar belli, verenler belli. Bunun bir suç olduğunu biliyoruz. Ancak şu ana kadar polisin bu konuyla ilgili bir girişim yaptığını duymadık. Kim hangi parti için oy satın aldı, bunun bir cezası varsa nedir..? Eminim ki benim gibi bir çok kişi de merak ediyor…
ZİRVEDEKİLER
Asım İdris (TDP Genel Sekreteri): “Kendi gençliğimize sahip çıkmak için bu gün itibarı ile mücadeleye devam edeceğim. Belki de yeni yöntem ve yollar denenmelidir. Saflar sıklaştırılmalıdır. Tehlike çok ama çok büyük. Üzüntüm, bu tehlikenin farkında olmayanlarımızın olmasıdır. Ama daha büyük üzüntüm, bu tehlikenin farkında olup da susanların olmasıdır”…
DİPTEKİLER
Zehir İthal Etmeye Devam: Hala neden ürünlerde zehir çıkıyor diye merak eden var mı? Çünkü hala dünyada yasaklı olan zirai ilaçlar bu ülkeye yasal olarak ithal edilebiliyor. Nasıl kullanılacağı bilinirse sorun olmazmış falan. Oluyor işte. Her hafta birden fazla üründe zehir kalıntısı. Devlet eliyle zehirleniyoruz, bu kadar basit. Yasakla gitsin. İşte Rum, KKTC’den Güney’e götürülen ilaçları yakaladı, geçirenlere 6 ay hapis cezası verdi. Neden? Kaçakçılıktan değil, o ilaçlar “yasak”tı da ondan. Onlarınki sağlık, bizim ki değil. Çünkü biz dünyanın dışındayız, öyle değil mi?
FOTO GÜNDEM

































