Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyaları gemi azıya alınırken Kıbrıs siyasi sorununa yönelik çabalarla da bir hareketlilik yaratılmak istenmektedir. Ancak dikkatleri çekmek mümkün olmuyor! Çünkü hem siyasi sorunun “baş müzakerecisi” yeniden aday olmuş, kampanyasını sürdürüyor dolayısıyla dünyayı görecek hali yok; hem de halkın ilgi odağı sadece seçimlere yoğunlaşmış…
Nitekim durumu BM’ler temsilcisi Eide de görmüş olacak Nisan başlarında müzakerelerde yeni arayışlara girileceğine ilişkin açıklamalar yaparken artık çok konuşmuyor! Kaldı ki Rum tarafı da “hellim konusunu” öne çıkartırken müzakerelerin lafını etmiyor! Öte yandan:
SEÇİM SONRASI KIYAMET DE KOPACAK: Geçtiğimiz gün Türkiye altı “önemle” çizilecek bir olaya imza attı. İnşası tamamlanan çok kapsamlı ve teknoloji yönünden donanımlı bir “sismik araştırma gemisi” ilk kez denize indirildi. “Turkuaz” adlı gemi sadece Akdeniz’de değil, gerekirse Kutuplarda bile araştırma yapacak bir donanıma sahip. Gemi sadece madenleri aramakla kalmayacak deniz kirliliğinden öteki tüm sorunlara kadar bilimsel araştırmalar da yapacak. Üstelik uluslar arası işbirliğine de gidilecek… Fakat ille de ve çok doğal bir hedefte tabi denizlerde petrol, gaz yatakları arayacak…
İşte kıyameti kopartacak olan bu olaydır. Her halde “Turkuaz” yanı başındaki Doğu Akdeniz enerji bölgesi dururken vira bismillah okyanuslara açılacak değildir! Kaldı ki Güney’le geçmişken kalan bir hesaplaşma vardır, ilk hamlede Türkiye Navtex’ini de kullanarak Rum’un Ekonomik Münhasır Bölgelerinin yamacında bitecek! Her ne kadar son zamanlarda bölgede yapılan tüm sondajlar “tıs” sesleri çıkartarak boş ve kof olduklarının haberlerini vermişlerse de mesela Anastasiadis Rum halkına, “umudunuzu kaybetmeyin” telkinlerinde bulunmaya devam ediyor!
Eh, Türkiye de zaten bölgede sismik araştırmalara girerken böylesi bir umutla girecek! Ve şenlik başlayacak! Dolayısıyla Anastasiadis’e müzakereleri bir kez daha dinamitlemek için de gün doğacak!
Tabii su da geliyor: Koordinatörümüz Bülent Arınç’ın açıklamasına göre suyun KKTC’ye akıtılmasına an kaldı… Büyük olay, tarihi olay! Hadi bu konuya da değinelim:
**********
Su akmaya başlarsa: (Aynı saksıya işeyenlerin ortak görüşleri!)
Önce hatırlatalım. “Su uyur düşman uyamaz!” Ne var ki TC’den KKTC’ye borularla akacak olan su ne uykudadır ne de uykuludur. Aksine gümbür gümbür geliyor!
Nitekim hem Kuzey’de hem de Güney’de bu “su” konusunda sürdürülen sistematik propagandalardan anlıyoruz ki olay “çözüm şeklini” değiştirirken iki halk ilişkilerini de şu anda “nasıl”ına cevap veremediğimiz şekilde değiştirecektir!
Önce şunu vurgulayalım ama: Kuzey’de tarım amaçlı da kullanılacak su Rum’un sahip olduğu gaz’dan çok daha önemlidir. Nitekim bunun farkında olan Rum tarafı başından beridir su konusu ile ilgili itirazlarda ve şikâyetlerde bulunmaktadır. Benzer itiraz ve şikâyetleri “içimizdeki” bir “kesim” de yapmaktadır. Karşılaştırmaları verelim:
Güney ne diyor? “Gelecek olan su Barış Harekâtından sonra Kıbrıs’ın egemenlik ve bağımsızlığına yönelik ikinci bir saldırıdır!”
Kuzey’de “bizimkiler” ne diyor? “Gelecek olan su Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve egemenliğini biraz daha elinden alırken TC’ye daha çok bağımlı hale geleceğiz!”
Güney: “Tarım alanlarında kullanılacak su ile tarımsal üretim artacak dolayısıyla ürün fazlalılığı oluşacaktır. Bu da ekonomik açıdan olumsuz rekabet ortamları yaratacak tarım kesimi büyük zarar görecektir!
Kuzey: Tarım alanlarına akacak su mevcut ekolojik dengeleri bozacaktır! Üstelik pahalıya mal olacağından halka yeni bir parasal külfet yükleyecektir!
Güney: Suyun egemeni olan Türkiye olayı siyasi yönden de kullanacak, şantaj yaparken çözümü de olumsuz etkileyecektir..
Kuzey: Suyun sahibi olan Türkiye Kıbrıs Türk halkını biraz daha asimile edecek, istediği politikalara sürükleyecek yeni siyaset ortamları yaratacaktır…
TÜRKİYE FOBİSİ: Bizdeki bazı “Türklerle” Güney’deki Rumların “Kıbrıslılık” olarak depreşen bu hezeyanlarını bir yandan da “ortak görüşleri” olarak değerlendirmek gerekir! Ki olayın bir ucunda şimdilerde Cumhurbaşkanları adaylarımızı da ateşi ile saran “Maraş” vardır!
NİTEKİM: “Suyu gazı paylaşalım” demek yerine hem Kuzey’de hem de Güney’de “Maraş’ı verelim” teslimiyetçiliği ile propagandaları sürdürülüyor! Çünkü söz konusu olan hep ayni “gruplardır!” Yani “su gelmesin” derken “Maraş iade edilsin” diyen Kuzey cephesi… Ve “su gelmesin, TC Navtex’ten vazgeçsin” derken “fakat Maraş çözümden önce verilsin” diyen Güney cephesi! Kısaca ayni saksıya işeyenler külliyesi!
SONUÇ: Ne su uyur ne düşman! Ancak sağduyulu, devletini seven Türk halkı da uyumaz! Öte yandan Kıbrıs sorunu “şerefi” ile “siyasi sınavı” olması gereken Türkiye Cumhuriyetinin de uyuduğunu sanmıyoruz! Kısaca bu su gelecek kardeşim! **********
Kısaca takıldığım: (Cumhurbaşkanları adaylarımız medyaya ve halka ince ayar mı veriyorlar?) Önceleri “adaylara” uzaktan bakıyordum. Fakat ne zaman ki ateşleri yakıp yalazlarını üzerlerimize üflemeye başladılar, itiraf edeyim bazı yerlerim yandı! Çünkü:
Hep beraber biliyoruz: Bizde Cumhurbaşkanı yetkisizdir… “Yani icraatın başı değildir! Dolayısıyla Anayasada” bir değişiklik yapmadan Cumhurbaşkanı’na “özel yetkiler” yüklemeden, Yürütmenin başı olan Hükümete rağmen bir “etkin ve yetkin” Cumhurbaşkanı düşünmek mümkün değildir.
Hele “mesela” dediğimizce: Cumhurbaşkanı UBP’li, hükümet de CTP-DP koalisyonu yahut benzeri siyasi partilerden oluşsun. Böylesi bir durumda bakın Cumhurbaşkanı en somut örneği ile ne durumlara düşer:
“İstediği ve dayattığı halde, Başbakan kabul etmediği için Polis Genel Müdürünün atamasını yapamaz!”
Buna karşılık Hükümet kanadı istediği halde müzakereci durumunda bulunan Cumhurbaşkanı da CTP’li olduğu için Dışişleri Bakanını hep müzakerelerin dışında tutar!
Bu yalın gerçeklere karşın: Bakıyoruz Cumhurbaşkanları adaylarımız “hükümetleri” bile aşan vaatleri ve seçilirlerse neler yapacaklarının takdimleri içinde akıllarına ne geliyorsa söyleyiveriyorlar! Aldırmayacaktık eğer halk katlarından ve medyadan bu “atışı serbest vaatlerine” eleştiriler gittiği için canları sıkılmamış olsaydı! Yahut sıkılıp da karşı saldırılara geçmemiş olsalardı!
OYSA BUNU YAPIYORLAR: Kendilerini kampanyaya o kadar kaptırdılar ki artık halka, medyadaki karşı görüşlere “siz ne anlarsınız bizdeki azim ve iradeden” demek transına geçtiler! Hem halka nasihatler çekiyorlar hem de Sivil Toplum Örgütleri esamesine düşmüşlükte tasavvurları ile neleri yeniden nasıl reorganize edeceklerini sıralıyorlar!
Tabi arada Türkiye’yi de “kullanıyorlar” ama bugüne kadar Ankara’ya uğrayıp en azından “siyasi konumlarına” uygun her hangi bir “üst kademe” ile temasta bulunanını da görmedik! Kısaca “soyut” kavramları, “beni seçerseniz somut olacaklar” propagandalarında kullanırlarken, “sanal” bir Cumhurbaşkanlığı makamının müjdelerini veriyorlar! İnandırıcı olmuyor!
































