Seçim Kampanyasında Siyasi Sorun

16 Aralık 2017 Cumartesi | 11:55
Eşref Çetinel
Kıbrıs Town Houses

Geçmişi iyi hatırlayanlar böylesi seçim kampanyaları dönemlerinde Rum tarafının “Kıbrıs siyasi sorunu üzerine odaklandığını” Türk tarafının ise “sosyoekonomik sorunlara” ağırlık verdiğini iyi bilirler.. Galiba şimdilerde de değişen bir şey yok.

Tabi şu var ama: Geçen zaman içinde Annan planı ile birlikte iki  müzakere süreci yaşandı. Referanduma gidildi “Rum’un hayırlara vesile olan ‘hayır’ına takılındı çözümden dönüldü! Ardından şu bir buçuk yılı aşkın süredir izlediğimiz, sonunda yine Rum tarafının sayesinde Crant Montana’dan dönen ikinci müzakere sürecini izledik.

       TUTUN ki 2004’lerden beridir elimizde Diyojen’in lambası bu adada komşumuz Rum’la çözüm arıyoruz! Ve sonunda anlıyoruz ki bize Diyojen’nin değil, Alaeddin’in lambası lazımdır!  Ki içinden çıkan dev “çözüm mucizesi” yaratsın!

BUNA karşın  seçim kampanyası henüz yeni başlamış olsa da siyasi partilerimize baktığımızda çözüme yönelik görüşlere değil,  “düzen ve sosyoekonomik sorunlara” daha çok ağırlık verdiklerini görüyoruz..

Demek “siyasi sorunun ateşi söndü! Bunun en büyük nedeninin artık partilerimizle halkın  çözüm olacağına ilişkin inancını yitirmiş olmasıdır. Hani o son müzakereler başlarken, “hemen çözüm, şimdi çözüm” deniyordu ya! O gitti yerine “kapsamına günlük sorunları da alan (trafik, pislik, sağlık, eğitim…) Gibilerinden   sorunlar geldi!

NİÇİN?  Çünkü Rahmetlik Denktaş’tan beridir Kıbrıs sorunu “tabandan tavana” doğru değil, “tavandan tabana” doğru sürdürülmektedir!                                              Denktaş gibi “liderliği” halkın çoğunluğunca kabul görmüş o dönemlerde bu siyasi tutum olağandı ama sonrasında her parti başkanının bir “lider” olduğu değişimlerde kabul görmeyecekti! Nitekim ne Talat ne Eroğlu dönemlerinde de görmedi. Mesela Sn. Akıncı da  çok önemli müzakere süreci yürüttü..  Fakat ne  “tek müzakereci” olarak kabul gördü ne de tüm halk katlarında “kaderimizin lideri” olabildi!

       VURGULAMAK istediğimiz  şudur:  Bu seçim vesilesiyle siyasi partiler “nasıl çözüm istediklerini” söylesinler, yaysınlar ama sakın ola “iktidara gelirsek Kıbrıs siyasi sorununu çözeceğiz” demesinler!

Çünkü “Kıbrıs sorunu Cumhurbaşkanını da aşarken, tek tek siyasi partilerin kendi iradeleriyle  çözecekleri bir sorun değildir..

Zaten biz de bu nedenle “ulusal konsensüs” yada “Ulusal Konsey”den söz ediyoruz..                                                                                     **********

SEÇİME DOĞRU: (OYLAR ÇANTADA KEKLİK DEĞİL!)

Henüz adayların kaldırdığı toza dumanı solumadık!

“Size hamam da yapacağız” vaatleriyle yüzleşmedik!

Seçin bizi sorunlarınızı çözelim” lafları gazete sayfalarına düşse de henüz meydanlara düşmemiş!

Geçmişlerden kalan “statükoyu kıracağız” sloganı yavaştan işitilirken, nasıl kıracaklarını henüz anlatmaya başlamamışlar!

       Başta UBP olmak üzere CTP falan “iktidar” lafını dillerinden düşürmüyorlar ama artık bu iş o kadar kolay değil, bakın anlatayım:

SİYASİ partilerimizi gördünüz.. Aralarında geçmiş seçimlerde UBP ile CTP’e oy veren o gencecik insanları da gördünüz mü? Şimdilerde ya HP’de adaydırlar yahut  8 siyasi partiden birinde adaydırlar!

Her ne kadar  YMB’nı Narin Ferdi Şefik’e göre seçmen sayısı bir buçuk yılda 12 bin 476 kişi daha çoğalmış olsa da siyasi partiler de çoğaldı!

       Yani 2015 seçimlerinde 176 bin 192 olan  seçmen sayısı bir buçuk yılda 188 bin 668 olmuşsa da ayni oranda parti ve aday furyası da oldu!

Ki bu adaylar geçmişte UBP, CTP gibi başı çeken partilerin militanlarıyla sempatizanlarıydılar, oylarını onlara verirken şimdi seçime ilk kez katılacak olan HP’nin adayıdırlar yahut diğer partilerin..

Küçük ülkede oyların nasıl eşe dosta ve tanıdıklarla akrabalıklara kaydırıldığının bilinen  gerçeğinde diyoruz ki “artık ‘büyükler” için oylar çantada keklik değildir!”

Hele “tek başımıza iktidar olacağız”   sloganıyla kampanyaya başlayan UBP için bu seçim geçmiş seçimlere göre daha zor geçecektir. Çünkü hükümet olarak iyi bir performans gösterememek bir yana devri iktidarında DP ile birlikte olmadık aksi büksü işlerin şaibeli hükümeti oldular..

Ha, denecek ki “iktidarı döneminde popülizmin şah damarında atan UBP’nin  ‘memnun ettiği seçmenlerinin’  oyları yeter de artar bile!..” Olabilir de unutulmamalı: “Kıyamet birinin yerken diğerinin bakmakla yetinmek zorunda kalmasından  kopar!” Gayri memnunlardan söz ediyorum tabi!

Bu nedenle tavsiyemdir: Ata binmeden ayaklarınızı sallamayın! Ha sahi, Gezici’ye de kulak vermeyin, sulu gittiğiniz dereden susuz dönersiniz haberiniz ola!                                                                      **********

KISACA TAKILDIĞIM: (SAHİ! NE YAPACAKSINIZ O ELEKTRİK DİREKLERİNİ!)

Çok ama çok merak ediyorum: Şu anayollara, sokaklara falan neden dizi dizi elektrik direkleri diktiniz?! Eğer akşamları yanmayacaklarsa!

Bakın seçimler de geldi ve siz, “tek başımıza iktidar olacağız” diyen başbakan Özgürgün! İçişleri Bakanı Kutlu Evren! Karayolları Dairesi! UBP ve DP’li kaymakamlarla belediye başkanları! Muhtarları!

Sizde azıcık da olsa hiç mi teenni yok?  Yahu seçim kampanyası başlar da insan, “bari şu direklerin lambalarını onarıp akşamları yakalım da etraf şavkarsın” demez mi? Araba fabrikası yapacak değilsiniz elbet! Sonuçta o mübarek “direklerin” lambalarının akşamları yanmalarını sağlayacaksınız hepsi bu kadar! Ha anlayalım ama:                                            Eğer Anayollarda yanmayan ışıklar KIB-Tek’in marifetiyse bakın yazayım, sizi topun ağzına koyup atacağındandır haberiniz ola!

Şayet belediye başkanlarınızsa sorumlu, “ihanet içindesiniz” gene haberiniz ola!

       Yok bu akşamları yanmayan elektrik lambalarının günahı vebali sizinse, kadaramdır, “inşallah tek oy almazsınız!”