Sürekli olarak tekrarladığım bir konu, kapıda eylem yapana istediğini verme konusu…
Kim bilir hangi seçim öncesinde, Bakanlar Kurulu kararlarıyla yaratılan teşvikler, destekler, şunlar bunlar.
Kısaca, ayrıcalıklar, kıyaklar…
Sanki Anayasal bir hakmış gibi, yasaymış gibi, sanki o günlerin koşulları hiç değişmemiş gibi, bu talepler her yıl yerine getirilir. Hem de toplumun diğer kesimleri yok sayılarak.
Bu teşviklerin mimarı Eroğlu sık sık “liberal ekonomiye geçişi kendinin sağladığını söyler ama o teşviklerin de mucidi kendisidir. Ve sonuçta KKTC, asla liberal bir ekonomiyle yönetilmez.
Sektörler, kendi koşullarında rekabet etmez. Bazı kesimlerin hala devlet katında ayrıcalığı vardır.
İsterler ve alırlar…
Kısacası KKTC hala, bugün belki sadece Küba’da var olan devletçi sistemin en kötü taraflarını yaşatır ama “liberal ekonomiden” bahseder.
Dün CTP milletvekili Birikim Özgür’ün bu konuda yazdığı bir yazı tam da bu dediklerimi anlatmaktaydı.
Hedeflerinin cari harcamalara Türkiye’den katkı almayacak duruma gelmek olduğunu belirten Özgür, bunu da “sosyal adalet, eşitlik ve benzeri varoluşsal ilkelerimizi hayata geçirebileceğimiz müsait ortamı oluşturmak için” yaptıklarını söylüyor.
Birikim Özgür, açık bir şekilde söylemese de, devletin bütçesini kemiren eşitsizliklerden de söz ediyor ve bu seçim öncesi de sırf popülist davranma, oy kapma adına seçim ekonomisi yapmaya zorlandıklarını belirtiyor…
İdealist bir kişiliğe sahip olan Birikim Özgür, siyasete girdiği günden beri doğruları söylüyor.
Partisinin içinde aykırı görüşlerde olanlar, eskinin şartlarıyla bugünü yaşama rüyası görenler zaman zaman karşı çıkıyor, hatta kendisini sol ideolojik jargonla suçlamaya kalkıyorlar…
Ama o, doğruları söylemeye devam ediyor.
Maliye’nin başındaki Zeren Mungan da öyle…
Mungan da, elindeki parayı en iyi nasıl çevirebileceğine bakıyor. O da sık sık saldırıya uğruyor.
Ama doğru tek…
Aynen Özgür’ün dediği gibi; hem köpek tok, he ekmek bütün olmaz, olamaz…
Hem kendimizin efendisi olacağız diyeceksiniz, hem de belediye katkısından, ürün paketlemesine, mazot desteğine, sübvansiyona oradan da maaşlara, isteyeceksiniz de isteyeceksiniz…
Gerçi hükümetin tümünde de böyle bir tutum pek görülmüyor. Her ne kadar hükümet programlarına yazmış olsalar da, mesela, o yukarıda bahsettiğim teşvikleri, destekleri, sübvansiyonları rasyonel hale getirmeye, devletin sektörel faaliyetlerden elini tümüyle çekmesine dair bir adım henüz göremedik…
O kararlar orada durduğu sürece de, herkes talep etmekten çekinmiyor.
İdeal olanı söylemek de düşünmek de güzel…
Ama yetmiyor…
Sadece Maliye’nin kısıntı yapmasıyla istenen düzeye ulaşmak hem siyasi olarak, hem de ekonomik olarak mümkün değil.
Gerçeklere dayalı bir ekonomik yapıyı kurmak için daha ne kadar bekleyeceğiz.
Ne zaman bütünlüklü bir ekonomik plan göreceğiz.
Son olarak, seçim ekonomisi bu ülkede bir gelenektir. İnsanlar buna alıştırılmıştır.
Ve bunun sağı da solu da yoktur…
YERİN KULAĞI VAR
SON İKİ YIL MI:
Derviş Eroğlu’nun, “İki yıl sonra”dan neyi kastettiği netleşiyor. Dün basına yansıyan bir konuşmasında, “Rumların keyfini bir 50 yıl daha bekleyemeyiz. Müzakereye oturacağız ama 2 yıl içinde bitirmemiz şart” demiş. Kıbrıs konusu sadece Kıbrıs Türklerinin ya da Rumların arasında bir sorun olsa, kestirip atsın da, öyle değil. Bunu kendisi de biliyor ama nedense, bundan 5 sene önce “Talat’ın bıraktığı yerden devam edeceğim” derken, bu defa söylemini değiştirme gereği duymuş. Siyasette son dönemi olduğundan mı acaba..?
ONLARA VAR DA BİZE YOK MU:
Yeşilırmaklı bir grup seçmenin, Cumhurbaşkanı Eroğlu tarafından sarayda ağırlanmaları, davete çağrılmayan diğer Eroğlu sempatizanlarını oldukça üzmüş anlaşılan. “Bizim onlardan neyimiz eksik” diyenler, “seçim günü de oyları bu yedirdikleri versin” diyerek tepkilerini dile getirmişler…
PERVİN HANIM ARAŞTIRMALI:
Radyo Havadis’teki dünkü yayınımız sırasında Başaran Düzgün’ün söylediği “Gazino patronlarını aprondan aldıran polisler var. İşlemlerini elden yapan polisler var” sözleri bence, yıllardır var olan bir sistemin nasıl işlediğini göstermesi açısından oldukça önemliydi. Uçağın kapısından polisler tarafından alınanlar kim, ayrıcalıkları ne? Ama en önemlisi bu kişilere “VIP” hizmet veren polisler kim ve bu hizmeti niye veriyorlar? Sayın Pervin Gürler bunu ciddiye alıp araştırmalı ve iddialar doğruysa gereğini yapmalıdır…
ADAYLARIN SOSYAL MEDYA MERAKI:
Hayatımıza son yıllarda giren ve inanılmaz bir reyting yakalayan sosyal medya, 19 Nisan seçimlerinde de adayların umudu haline geldi. Yıllardır bu konuda hiçbir bilgisi olmayan, sosyal medyada hesapları bulunmayan ancak, o gücü kendi lehine kullanmaya çalışan adaylar, bu hesaplarını seçim sonu da açık tutacaklar mı, çok merak ediyorum…
FAZLA SÖZE GEREK YOK:
Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay’ın, Eroğlu’nun, “Kudret’i Kudret yapan benim” sözlerine verdiği anlamlı mesaj, bence söylenecek sayfalar dolusu sözden çok daha etkili oldu. Özersay’ın annesi ile kuçaklaşmasını gösteren bir fotoğrafla Eroğlu’na verdiği yanıt, tam bir ders niteliğindeydi…
GÖREV MHP’YE DÜŞMEZ Mİ:
Türkiye basınında bir haber; “Alparslan Türkeş‘in 25 Kasım 1917 tarihinde doğduğu, Lefkoşa surlar içi Haydarpaşa Mahallesi, Kirlizade Sokağı’nda bulunan evin içler acısı hali görenleri şaşkına çeviriyor”. Gazeteci Fatih Bayhan gelmiş ve fotoğraflamış. Geçtiğimiz yıllarda müze yapılacağı gerekçesiyle satın alınan ve kiracıları apar topar çıkartılan ev, şimdi mahalle için de tehlike saçıyor. Aslında bu görev, Türkeş’in siyasi mirasçılarına düşer diye düşünüyorum. Onlar da sadece şikayet etmekle yetiniyorlar…
ZİRVEDEKİLER
Değişim: Seçimler yaklaşırken adaylardan biri dışında, tüm diğer adayların ortak istenci değişim. Ülke gerek siyasi, gerekse ekonomik bir krizin arifesinde. Toplum olarak kaybedecek bir 5 yılımız daha yok… Bu seçimler ülkede toptan bir değişimi yaratmak için belki de son fırsat. Bunu iyi değerlendirelim…
DİPTEKİLER
Yannakis Omiru: Rum Meclis Başkanı Yannakis Omiru, “Barış reçetesi çok basit. Türkiye’yi insan uygarlığının tarif ettiği bir çözümde anlaşmaya, askerini Kıbrıs’tan çekmeye ve BM kararlarını ve Uluslararası Hukuku kabule ikna etsinler” dedi. Biz de çok bir şey isteyecek sandık(!) Nasıl olmasa Omiru’ya göre bu ada’da Kıbrıslı Türk diye birleri yaşamıyor…
































