Öncelikle Schengen Vizesinin anlamını doğru bir şekilde bilmeliyiz:
Schengen vizesi, Schengen Bölgesi’ne seyahat etmek için gereken bir vize türüdür. Bu, Avrupa Birliği’nin 26 ülkesi ve bu ülkelere ek olarak Avusturya, İsviçre, İzlanda, Norveç, Lichtenstein gibi diğer bazı Avrupa ülkelerinin oluşturduğu bir bölgeye seyahat etme iznidir. Schengen vizesi, genellikle turizm, iş veya aile ziyareti gibi kısa süreli amaçlarla alınan bir vizedir.
Tam da bu dönemde gündeme gelen bu vize olayında, Kıbrıs Rumlarının TÜRKİYE VATANDAŞLARINA sağlayacağı kolaylıklar nedense hiç tartışılmıyor.
Bilindiği gibi, Kuzey Kıbrıs’tan Güney Kıbrıs’a geçmek isteyen hiçbir Türkiyeliye, geçiş izni verilmemekteydi.
Nikos Hristodulidis, Kuzey Kıbrıs Türk Yetkilileri ile bir yere varılamayacağı tesbitinde bulunduktan sonra, Türkiye yetkilileriyle temas için her kapıyı zorlamaya başladı.
Bu girişimleri sonucu gerek Türkiye Dışişleri Bakanı gerekse, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile birçok kez, kısa da olsa görüşmeler yaptı. Kıbrıs Cumhurbaşkanı ile Türkiye yetkililerinin resimleri hemen hemen her hafta iletişim araçlarından izlenmektedir.
SCHENGEN VİZESİ ile Türkiyeli birçok iş adamı artık Güney Kıbrıs’a geçebilecek ve Rumlarla iş potansiyellerini arttırabileceklerdir. Zaten Türkiye, AB ile daha fazla ticaretin ve Gümrük muafiyetinin kapılarını aralamaya çalışmaktadır.
SHENGEN vizesi alamayacak Kuzey Kıbrıs vatandaşları artık nasıl bir ülkede yaşadıklarını kendileri analiz edeceklerdir.
Kuzey Kıbrıs yetkilileri mülkiyet konusunda ATEŞE BARUT dökme siyasetini tercih ederek, tüm Kuzey Kıbrıs çalışanlarını büyük bir tehlikeye atmaktadırlar.
Son olarak yabancılara 1 apartman dairesinden 3 apartman dairasi alma iznini verirlerken, mülkiyet konusunda Rumların ÇERÇEVEYİ GENİŞLETMESİNE YARDIMCI OLACAKLARDIR.
Bu kararla birlikte Rum yönetimi tüm göçmen Rumları, malları üzerinde oturanları tespit edip, mahkemeye vermeleri konusunda bilgilendirmiştir. Bu tür davalarda da, tüm avukatlık ücretlerini Kıbrıs Cumhuriyeti ÖDEYECEKTİR.
Kısaca RUM MALI ÜZERİNDE OTURAN TÜM KIBRISLI TÜRKLERE de yeni bir saldırı fırsatını Rumlara kendi ellerimizle vermekteyiz.
Oysa 1963-1974 döneminde haksızlığa uğrayan, evlerinden sürülenler Kıbrıs Türkleriydi.
1974 15 TEMMUZ’u da KKTC yetkilileri yaratıcı bir şekilde kullanamamakta ve KIBRIS SORUNUNU 1974 20 Temmuz da başlayan bir işgal sorunu olarak göstermekte RUMLARA YARDIMCI OLMAKTADIRLAR.
KKTC, bazı insanlar daha fazla zenginleşsin diye, Rum mallarını yağmalamaya devam, Kıbrıs Türklerinin mülkiyet kayıplarını ise HİÇ GÜNDEME GETİRMEME siyasetiyle , TÜM TOPLUMU YIKIMA SÜRÜKLEMEKTEDİR.
ULUSLARARASI HUKUK kapılarını Kıbrıs Türklerine kapatmak yerine, Rumların kesinlikle kabul etmeyecekleri FEDERASYON TEZİNE DÖNMEK, TEK ÇIKIŞ YOLUMUZDUR.
“BAĞIMSIZ EGEMEN İKİ DEVLET tezini, Türkiye’ye bile ÖZDE KABUL ETTİREMEDİĞİMİZİ, Türkiye yetkililerinin gerek spor , gerek siyasi ve gerekse kültürel alanda Kıbrıs Rumlarını her yerde MUHATAP ALDIKLARINI niye görmek istemiyoruz.
Kıbrıs Türklerinin MÜLKİYETTE yağma siyaseti yerine,ULUSLAR ARASI HUKUK temelinde haklarını aramaktan başka hiçbir yolu kalmadığını anlamalıyız
































