Başpiskopos Hrisostomos hâlâ papazlar sultasının sürdüğü Güney’de “müzakerelere” müdahil etkin ve yetkin kişidir! Açıklamaları her zaman “makbuldür” iltifat görmektedir. Kısaca Güney’deki “kilisenin” eskisi kadar olmasa da Kıbrıs siyasi sorunundaki önemi devam etmektedir…
Geçtiğimiz günlerde İkinci Hrisostomos mutadı veçhile yine Kıbrıs konusunda açıklamalarda bulunduydu. Söyledikleri özetle şunlardı: “Keşke bir anlaşmaya varabilsek. Ancak asla oraya ulaşmamız söz konusu değil… Tüm siyaset dünyası federasyon çözümünü istemektedir. Ancak Türkiye iki devletten söz etmektedir… Bu mu federasyon? Bunu Başkan’a da söyledim. Hem kendimizi hem BM’yi hem AB’yi hem büyük güçleri kandırıyoruz… Görüşmeler başlarsa federasyon çerçevesinde kalınmalı ve iki devletten söz edilmesine son verilmelidir…”
NE OLDU DİN ADAMLARI TOPLANTILARININ SONUÇLARI? Dünkü Havadis, “Din adamları siyasetin göbeğinde” manşeti ile yayımlandıydı. Her ne kadar Din İşleri Başkanı Talip Atalay’ın TC’deki genel seçimlerde milletvekili adayı olmasına yönelik Başaran Düzgün’ün eleştirileri nedeniyle bu manşet konmuşsa da bende farklı bir çağrışım yaptı. Nitekim ilgili değerlendirmeleri okuduktan sonra kendime sordum: Talip Atalay sayılarını bilemeyeceğim fakat “çok” olarak ifade edeceğim bir süreçte hem Hirisostomos’la hem de Kıbrıs’taki öteki dinlerin “yetkili” görevlileri ile toplantılar yaptıydı. Aylarca süren bu toplantılar basında “Tayyip Atalay’ın barışçı çözüm için büyük gayretleri” biçiminde yer alırken şu imajı da çaktıydı. “Siyasilerin başaramadığını bakarsınız din adamları başarır!” (Ki tarihi boyunca Kıbrıs’ın başına ne felâket gelmişse hepsi de kilise çıkışlı din adamlarının eseriydiler!)
Buna karşın bu toplantılar ısrarla sürdürüldü! Her defasında medyada Sn. Atalay’ın fotoğrafları ile süslenen haberler yer aldı.. Ancak sonuç alınamadı! Çünkü Kıbrıs siyasi sorunu çocuk oyuncağı değildi! Nitekim Önce Çekoslavakya, ardından Slovakya Büyükelçileri 25 yıldır bu “oyuncakla” oynadıkları halde çözüme tırnak kadar katkıları olamadı! Ama onlar devam ediyorlar!
SN. ATALAY’A GELİNCE. En yukarıda Hrisostomos’un son açıklamalarından birini aktardım ki meramımı daha iyi anlatayım ve hatırlatayım: Sn. Atalay’la aylar boyu sürdürülen toplantılara rağmen yapılan bu açıklamanın içinde tek bir çözüm umudu kırıntısı bile yoktur!
SONUÇ: Sn. Atalay da bunu biliyordu. O halde? Olay AKP’den milletvekili adayı olmasının yolunu açacak “ortamları” hazırlama üzerine kurgulandıydı! KKTC’de Din Görevlisi olarak otururken kendini “ortalara” atsa da kabul ettiremezdi! Bu iş politik kariyerle etkinliği de gerektiriyordu. Tayip Atalay Hrisostomos’la başlattığı görüşmelerle medyada yer alırken işte bu Milletvekilliğinin “adaylık zeminini” de oluşturduydu! Doğrusu “dini” kullanmak yönünden iyi taktikti de ne kadar doğruydu?
**********
Gazimağusa sorunları: (Fi tarihinden beridir berdevam!)
Gazimağusa’nın sorunları ile ilgili söylenecek, yazılacak dolayısıyla tartışılacak hemen hiçbir “kırıntı” kalmadı! Buna karşın o tartışılan sorunlar çözülmediğinden gündemden inmiyorlar, berdevamdalar! Aslında Mağusa kolay bir kent değil!. Barış Harekâtından önce Surlar içi ile Baykal, Karakol, Sakarya mahallerinden ibaret küçücük bir kasabaydı! Şimdilerde bir ucu Derinya’da öteki ucu Tuzla’da! TC’den en büyük göçü alan kent! Limanının uluslararası deniz ticaretine kapalı olmasından dolayı KKTC’ye yansıyan faturası ile zarara uğrayan yine bu kent! 1974’ten sonra da öncesinde olduğu gibi halkının sahillerinden sürekli uzak tutulduğu tek kent! Çarpık yapılaşmanın en belirgin görüldüğü kent! Yeni İskele’yi yamacına ilçe olarak kurup Karpaz’la ilişkisini keserlerken sosyo ekonomik yönden canına okunan kent!
Gettolar sorunları ile ve hâlâ boğuşmak zorunda kalan kent!
Limanına ve DAÜ’ye rağmen iki cami arasında kalmış binamaz gibi kadersizliğini yaşayan kent!
Maraş’ın, şimdilerde kadavra haline gelmişlerse de devasa turizmi ile otellerine karşın, yanı başında köylü kılığı ile kalakalmış kent!
Ne sanayisi ne de turizmi gelişmemiş kent…
Ve KKTC’nin en pahalı kenti! Hem de o DAÜ’lü öğrencileri söğüşleme operasyonu nedeniyle! İŞTE BU MAĞUSA’DA ATIL OTELLER SORUNU VARMIŞ: “Pöö” dedim haberi gördüğümde! Çünkü o teker teker adları sayılan aslında “turistik otel olma özelliklerini” yitirmiş bir zamanların Rum’dan intikal eden binalar, 1974’lerden beridir ellerden ellere geçmekte, harcanıp gitmektedirler… Nitekim artık “eller” bile çekmiş ellerini üzerlerinden çünkü nemalanacakları tırnaklık işlev ve önemleri kalmamış! ÇÜNKÜ: Mağusa aynen Güzelyurt gibi kırk yıldır tüm bağırıp çağırmalarla şikâyetlere karşın “nazım planları” yapılmayan yerleşim bölgelerinden biridir! Turistik tesislerin yapılacağı sahil boyları Kıbrıs Cumhuriyeti’nden kalma Serbest Limandan başlayarak, Karakol ve Glapsides’e kadar özele peşkeş çekilmiş, evler villalar apartmanlarla doldurulmuştur. İsteseniz de turizm adına yatırım yapacak tek karışlık toprak bulamazsınız!
“Surlariçi” Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun “eski” ile “eski eseri” ayırt edememesi nedeniyle çoktan virane oldu!…
KISACA: Mağusa’dan hiç sual eylemeyin! Mevcuda biraz makyaj yapın, yolları ile trafiğini hale yola sokup başıboş kedi köpek sorunlarını giderin, yeter!
**********
Kısaca takıldığım: (“Atmaya” devam vaatlere selam!)
Hadi onlar Cumhurbaşkanı adayıdırlar… Dolayısıyla seçime hazırlanıyorlar bunun için kampanyalarını sürdürüyorlar. Bu nedenle ne kadar “atarlarsa” atsınlar kusurlarına bakılmaz, seçim kampanyasının raconudur!
Fakat hükümete ne oluyor? Sanki 19 Nisan’da Cumhurbaşkanları adayları değil, seçilmek için “bakanlar” sandığa girecekler! Tasavvurlarla vaatlerin bini bir paraya gidiyor!”
Mesela: Memleketin turizmcileri “gitti turizm” derler, medya Mağusa’daki atıl otellerin dramını sergilerken Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş çıkıp demez mi? “KKTC de entelektüel turizmini geliştireceğiz!” Hayda! Alın size ne biçim bir şeyse olmayan turizme nazire bir de “entelektüelizm kokulu turizm!”
ÖTE YANDAN: Sağlık Bakanımız Gülle iyi hoş, çalışkan falan ama “dilin kemiği yok dedirtiyor!” Her gün gelecekte memlekete nasıl bir Sağlık Sistemi kazandıracağının müjdelerini veriyor! Özel klinikleri bile kamu hastanelerinin bünyelerine sokacakmış, kamu hastanelerini de özerk yapacakmış! Üstelik döner sermaye oluşturacakmış… Derken haberlerini okudukça başımız dönüyor! Neyse ki “hemen yarın gerçekleştireceğim demiyor, iki yıl vade koyuyor, yoksa nice olurdu hallerimiz!
Biraz yavaşlayın desek! Bu kadar çok vaatlerin altından sonra nasıl kalkarsınız!
































