Sayın Başkan;
Beni hatırlar mısınız bilemem. Sizinle hiç konuşmadık ama bir olaydan dolayı karşılıklı göz temasımız olmuş, gülüşmüştük. 2005 yılıydı. Amerikan Büyük Elçiliği bahçesinde 4 Temmuz resepsiyonunda davetliydik. Bahçeyi dolduran Rum, Türk, Amerikan vs çok sayıda insan vardı. Dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı olarak Papadopulos konuşuyordu. İşte tamda bu sırada göz göze geldik. Ben onun Annan Planı’na “Hayır” demesine çok kızmıştım. Protesto etmek için o konuşurken yüzüne arkamı dönmüş, bu eylemim sırasında sizinle karşı karşıya kalmıştım. Hareketimi ve sebebini anlamış, bana gülümsemiş, sağ gözünüzü de kırparak onaylamıştınız.
O zaman, Annan Planı’nda “Evet” oyu da kullanmış bir partinin lideri olarak sizden umutluydum. Bu nedenledir ki, son seçimleri kazanmanızı yürekten istedim. Hade sizden saklamayım, şüphesiz bu isteğimde sizden önceki başkan Hristofiyades’in yarattığı hayal kırıklığının payı da vardı. Özellikle bizim bir önceki başkanımız Mehmet Ali Talat Bey’le anlaştıkları noktaları, tüm ısrarlara rağmen kayıt altına alma ve bir ön anlaşma yapma isteğini ret etmesi bu düşüncemi güçlendiren bir unsur olmuştu.
Sonuç olarak seçilmeniz bendenizi de mutlu etmişti.
Ama Heyhat! Güvendiğim dağlara kar yağdı…
Allah aşkına ne demek yahu “Ortak metin yoksa, bundan böyle Eroğlu ile görüşmeyeceğim.” Yoksa siz de sizden öncekiler gibi, topu taç da tutarak maçın kazanılacağını, sonuç alınacağını mı sanıyorsunuz? Kıbrıslı bir çözüm ararken Sayın Eroğlu ile görüşmeyeceksiniz de kiminle görüşeceksiniz? 2015 yılında Kuzey’de yapılacak seçimi mi bekleyeceksiniz yoksa? Peki ama bu niyetteyseniz bile Sayın Eroğlu’nun seçimi kazanmayacağını size kim garanti edebilir? Hade bu seçimden sonra muhatabınızın değiştiğini farz edelim, onunla görüşmeye anlaşmaya niyetiniz olacak mı acaba? Yoksa ona da bir kulp bulup “oxi” demeyi sürdürecek misiniz? Sakın da yanlış anlamayın. Sizin gönlünüzde ki aslan kim bilemem ama ille de Kıbrıslı bir çözüm istiyorsanız, bizim seçtiğimiz kişi ile görüşüp anlaşacaksınız. Bu Eroğlu olur, başka biri olur, bizim bileceğimiz iştir.
Sayın Başkan,
Biliyorum esas derdiniz Ankara ile direkt görüşmek. Böyle de bir çözüm bulunabileceği inancınız var. Açıkçası bazen bende bunun daha uygun bir yöntem olacağını düşünmüyor değilim. Ne var ki, böyle bir çözümün adı, sizin çok istediğinizi iddia ettiğiniz “Kıbrıslı çözüm” olabilir mi?
Yakında bir yerlerde dikilen “çözüm” gömleği bizlere giydirilecektir. Bunun Kıbrıs’ta veya başka diyarlarda hazırlanması konusunda inisiyatif artık sizdedir. Masadan bahanelerle uzak durup Mr. No’yu oynayacaksanız, bilin ki tarihin değil ama Akdeniz’in derinliklerinden dürtüp çıkardığınız Afrodit’in gazı, sizi asla rahat bırakmayacaktır.
Lütfen 2004’teki kararlı, demokrat görünümünüzle masaya geri dönün…
Ve inanın bunu Kıbrıslı Türklerden çok, Kıbrıslı Rumlara borçlusunuz…
Ve Şiir
Askıda Sevgi
Merhaba sevgici,
İki sevgi yap, az umutlu olsun
İçinde gülücüklerden köpükler olsun
Biri askıda olsun
Yanına iki dilim sevgi kes
Üzeri neşe ile süslü olsun
Biri askıda olsun
Şu çeşitli düşlerin var ya
İçi tebessüm dolu
İçi huzur dolu
Onlardan iki avuç hazırla
Biri askıda olsun
Birazdan içeri gözleri gülen bir kadın gelecek
“Askıda sevgi var mı” diyecek
Ona ver
Yüreği huzur bulsun…
TügeDağaşan
Bir yazar iki kitap
Osman Balıkçıoğlu sanat dünyamızın içinden çıkan önemli bir değerdir. Kıbrıs Türk sanatına yaptığı büyük katkılar yadsınamaz. Böyle bir kişilik sizi, kendi yazdığı kitapların tanıtımına davet ediyorsa gitmemezlik edemezsiniz. Bende edemedim. Lefkoşa Merit Hotel’de, geçtiğimiz hafta otel yönetimi tarafından organize edilen tanıtım şölenine katıldım. Bu vesile ile gelirleri “Kanser Hastalarına Yardım Derneği”ne bırakılacak olan iki kitabın öyküsünü bizzat yazarın ağzından dinlemek şansına sahip oldum.
ÖZGÜR İKİLİ isimli kitap, yazarın bir döneme damga vuran “Alikko ile Caher” tiplemelerini yaşatırken, yaşadıklarını anlatıyor. O dönemde başından geçen güzel, zaman zamanda çirkin anılarını içeriyor. Hemen ekleyeyim, Osman Bay “Caher”i canlandıran kişiydi. Bu nedenle olayları bire bir yaşamıştı. Aynı kitapta sonraki sanat yaşamına dair anıları da yer almaktadır.
LONDRALILAR ise ikinci kitaptır. Bu kitapta adadan bir şekilde Londra’ya göçen “bizimkileri” bulacak, köklerinize ulaşacaksınız. Londra’da kendisiyle aynı dönemde yaşamış, tanıdığınız veya hiç bilmediğiniz kişilerin başarı öykülerini veya hayal kırıklıklarını okuyacaksınız…
Her iki kitapta KANSER HASTALARINA YARDIM DERNEĞİ’NCE dağıtılmaktadır. Bu kitapları okuduğunuzda hem bilgi dağarcığınıza hem de bir sosyal yardım derneğine katkı yapmış olacaksınız. Kesinlikle öneriyorum…
Anlayamadıklarım
Rum çiftçiler Bostancı’da eylem yaptı da ne oldu yani şimdi. Barışa çözüme zerre kadar katkısı olmayan, iki taraftaki aşırı şoven unsurları destekleyip kışkırtan bu eylemlerin “Barışçıl” olarak anılmasını anlamakta gerçekten anlamıyorum…
































