Sayın Akıncı, Kıbrıs Türk halkından kendisine inanılmasını dolayısıyla desteklenmesini istiyor. Hangi politikacı meydana düştü de bunları istemedi ki? Mesela rahmetlik lider Denktaş sadece kendisine inanılması ile desteklenmesini istemez, niçin bunları istediğinin gerekçesini de “çünkü ben sizin avukatınızım, ben sizin davanızı savunurum” diyerek ortaya koyardı. Buna karşın mesela o yıllarda politika kulvarında var hızı ile koşturan ne Sn. Akıncı’dan görürdü istediği desteği ne muhalefet cephesinden! Hatta zaman zaman UBP camiasının hançerlemelerine bile maruz kalırdı!
Şimdilerde “tarih politikacılar için de tekerrürden ibarettir” dedirtircesine Sn. Akıncı’nın etrafında kümelenmiş bazı yandaşları “Akıncı’ya inanıp destekleyelim” çağrısı yapıyorlar! Niçin?
Bu konuda Sn. Akıncı şöyle diyor: “Bana inanın. Ve asılsız iddialara kanmayın. Zaten halktan hiçbir şey saklanılmıyor…” (İnanılmaması istenen Rum basını sağ olsun! Yoksa halk nereden bilecekti müzakere masasında nelerin konuşulduğunu!) Diyelim ve gelelim 1 Eylül’de yeniden başlayan müzakerelerin ardından yapılan açıklamalara…
AKINCI NE DEDİ: Önce tekrar edeyim. Rum tarafı bile “müzakerelerin hızlı ilerlediğini” söylüyor. İlerler tabi! Çünkü ellerinde Kıbrıs semalarında uçan sineğin bile hangi statüde olacağını tarif eden ve tüm geçmişteki planları da süzerek kapsamına alan vakti zamanın Annan Planı vardır! En azından devlet ve yönetim konuları yine o plandaki gibi olabilecektir… Yeni “yenilere” gelince: Sn. Akıncı’nın açıklamalarından öğreniyoruz:
Bir: Etkilenmiş olan mülkler konusunda “kriterler” değil, kategoriler müzakere edilmektedir. (Biz eskiden “kritere” kıstas, ölçü, oran, “kategorize” etmeye de sınıflandırma, listeleme derdik.) Demek ki şimdilerde mülkiyetin mülkleri “sınıflandırılıyor.” Doğrusu zor iş!
İki: Sn. Akıncı “kriterler konusu henüz tartışma aşamasına bile gelmedi” diyor.
Üç: Sn. Akıncı’nın şu sözlerinin altını özellikle çizdim, kısaltarak aktarıyorum. “Aradan 41 yıl geçmiştir. Yeni durumlar yaratmıştır… Bazı durumlar AİHM’sine gitmiştir. Orada, aradan geçen yılların o mülkü kullanan insanlara da bir takım haklar getirdiği vurgulanmıştır… Dolayısıyla mülkiyet hakkı demek yıllarca o topraklarda yahut o konutlarda yaşayan insanların bir kararla yerlerinden sökülüp atılması anlamına gelmediği o mahkemede gerçeklik kazanmıştır.”
Dört: “Dolayısıyla bunlar Kriterlerle çözüme bağlanacak konulardır ki henüz tartışma aşamasına gelmemiştir. Taraflar hazırlıklarını yapacaklar ve sonunda kriterler ortaya çıkacaktır.”
Beş: Sn. Akıncı’nın önem verdiğim bir diğer açıklaması şu oldu: “İki kesimli iki toplumlu federasyon demek bizim anlayışımıza göre Kıbrıs Türk halkının kendi bölgesinde gerek nüfus olarak gerek mülkiyet olarak rahat bir çoğunlukta olacağı düzen demektir. (Demek ki aramızda “azınlık” da olacak. Her halde Güney’den gelen Rumlar!) KISACA. Sn. Akıncı her zamanki gibi umut verici açıklamalar yaptı. İnşallah altına imzasını atacağı çözümü de ayni iyilik ve sağlıkta olur.
**********
Hükümet zoru oynuyor: (Ancak başarmak zorunda!)
Müzakereler en kritik dönemece girdi. Buna karşın CTP-UBP ortaklı Kalyoncu hükümetinin müzakerelere nasıl yaklaştığını bilemiyoruz. Mesela:
A) “Çözüm olacaktır” ihtimaline uygun oluşturulmuş politika ve icraatlarla mı ki bu yaklaşım çözüme hazırlık olacaktır.
B) Yoksa “her şeye karşın ve nasıl çözüm olursa olsun elimizdeki hükümet programını” uygulayacağız” yolunda mı?
C) Yoksa hiç biri mi?
ÇÜNKÜ: Biliyorsunuz UBP kendi kurultay derdinin peşine düştü daha şimdiden beş aday doğurdu! Gam değil! Demokratik teamüller içinde bir partinin kendi evini tertipleyip düzene sokmasında hiçbir mahsur yoktur. Mahzur bunları yapmak yerine evi viraneye çevirmektir ki UBP galiba bunu yapıyor. Şimdi kalkıp da “fakat bu hükümetin program ve çalışmalarını etkilemez” demeyin, etkilediği ortadadır! CTP’ye gelince: Hükümetin büyük ortağı olarak “olaylarla icraatlara” ne kadar hakimdir bilemiyoruz. Zaten henüz işin başındadır ve büyük sorunlarla sarmalanmıştır! Dolayısıyla müzakere masasını yakından izleyerek olası bir çözüme kendini hazırlayabileceğini sanmıyoruz! Şimdi bir de hükümetin bazı icraatlarına bakalım: Döviz olayı: Çözüm olasılığı yahut müzakerelerin en ciddi konularının görüşülmeye başlandığı şu dönemlerde “döviz vurgunu” tam bir kalleşlik oldu! Hükümet bu konuda tedbirler aldı ama hepsi de palyatif. Haklı da! Kendinin olmayan bir paraya “müdahale” ediyor ki rizikosu büyük. Nitekim yakın gelecekte “para ile oyun oynanamayacağını” hep beraber göreceğiz! MAHKEMELER: Artık bıçak kemiğe dayandı. Fakat dayanmasına dayanamayan Yüksek Mahkeme Başkanı Şafak Öneri Başbakan Kalyoncu’ya “yargıç sayısının artan yargılamalar nedeniyle yetersiz kaldığının şikâyetini yapmak gereğini duydu.”
Öte yandan: KKTC tüm kurumları ve altyapı eksiklikleri ile kilitleniyor!
Mesela polisin en az 400 elemana daha ihtiyacı olduğu söyleniyor!
Trafikteki araba sayısı hızla artıyor ama yörelerimizde bu artışa cevap verecek trafikle ilgili düzenleme ve alt yapılar oluşturulamıyor! Trafikte keşmekeş devam ediyor.
Kıb-Tek halkla kavga eden bir kurum haline geldi artık kavgaya da doymuyor neredeyse bilumum abonelerine savaş açacak!
Ticaret erbabı gidişattan memnun değil. Olması da beklenemez çünkü döviz vurgunu yanı sıra müzakereler ve çözüm beklentileri nedeniyle rölantiye yatmış bir hükümet var. Oysa ekonominin bir saatini bile kaybetmeye tahammülü yok. Kısaca hükümet her yönden sıkışık durumda. Fakat bu maruzatları olamaz. Ortada “programları” var. Savsaklanırsa kendilerince bu koşullarda bahaneleri çok olur ama bu bahaneler yitip giden kayıpları geri getirmez!
*********
Kısaca takıldığım: (Durdurun bu toprak kıyımını!)
Bir gün federal cumhuriyette kurucu devlet olacağımız söyleniyor. Topraklarımız Türkiye’den akacak suyla beslenecek. Buna karşın Kuzey Kıbrıs çözümden sonra herhalde biraz daha küçülecek… İşte bu gerçeği bile görmek istemeyenler ekilecek yeşertilecek tarım alanlarını öbek öbek apartmanlarla konutlarla doldurmaktadırlar! Geleceğe bir karış toprak bırakmak istemeden önüne gelen dilediği yerde dilediğince yeni iskân alanları açıyor. Mağusa’dan Lefkoşa’ya Lefkoşa’dan ötesi tüm kentlere yörelere giderken sağa sola bakın. Tarlalar parsel parsel, öbek öbek evler apartmanlarla doldu. Köyler zaten boşalıyor kırsal kesimler kalmadı. Oysa bizim için daha bir küçülecek olan bu Kuzey’den ötesi yok! Durdurun bu toprağa yönelik ihaneti, kıyımı!
































