Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sayın Akça nasıl bir büyüme öneriyor?

Sn. Büyükelçi Halil İbrahim Akça kendi ifadeleri ile “tutun ki ben de sizin IMF’nizim” der. Gerçekten de Sn. Akça AKP’nin muteber Planlama uzmanlarındandır. İyi maliyecidir. KKTC Teknik Heyeti Başkanlığı da yapmış 2011 yılında KKTC’ye mali ekonomik yönden ayar vermek için TC Büyükelçisi olarak atanmıştır…
Pekala bu görevinde başarılı olmuş mudur? Hayır! Ancak bu “başarısızlık” kendi alanında çok donanımlı olan Sn. Büyükelçinin değildir… KKTC Yönetimlerinin de değildir. Çünkü, “Kapalı toplum ekonomisinden” öte şansı olmayan, siyasi çözümsüzlükten dolayı tüm sektörleri dumura uğramış, gerekli oksijeni ancak Ankara’nın pompaladığı para oranında alabilen bir devletin suçu olamaz…
Buna karşılık geçtiğimiz gün LAÜ’deki Neo-Liberal Dönüşüm başlıklı bir sempozyumda konuşan Sn. Akça şunları söylemiştir: “Büyüme ve gelir dağılımı konusunda Türkiye ile KKTC arasında kapalı bir rol dağılımı varmış gibi hareket edilmektedir. KKTC’deki Yöneticilerin hem büyümeyi hem gelir dağılımını dengeleyen bir yaklaşımla hareket etmesi gerekiyor…” Yanlış anlamadımsa Sn. Büyükelçi diyor ki siz kendi içinizde al gülüm ver gülüm kapalı toplum ekonomisi sürdürürken, büyümeyi de Türkiye’ye havale ediyorsunuz…
Haddimizi bildiğimiz için çizmeden yukarı çıkmadan bu sorunu az biraz açalım.          

***
KKTC halkı siyasi çözümsüzlüğün mahkûmudur
Öteden beridir “kapalı toplum ekonomisinden” biz de şikâyet ediyoruz. Mesleki kesimlerin kendi içlerindeki Birlik ve Dernekleri” ile rekabetsiz ekonomiler yaratmasına takılıyor, fiks menü fiyat uygulamaları haline getirdikleri memleket ticaretini öyle geldi böyle gider tutumlarında devam ettirmek için koruyucu yasaklar koydurtmalarını kınıyoruz…
Ancak şunu da biliyoruz: Bu ülkedeki “hayat hakkı” aslanın ağzındadır! Bir bakkala bir bakkal, bir avukata bir avukat, bir kasaba, çiçekçiye, süper markete falan yenileri ulansa memleketin ekonomisine zenginlik katmazlar, gizli işsizliği, paylaşım kavgasını azdırırlar…
Buna karşılık: Tutun ki KKTC kendi içine kapanmış büyümeyi TC’ye havale etmiş, ekmek elden su gölden geçinip gidiyor…
O zaman soralım: Var mı bir başka şansı? Mesela diyelim. Türkiye nasıl büyümektedir: Ülkeye giren sıcak para ile mi? Evet… Yarattığı büyük inşaat sektörü ile mi? Evet… Artık dünyanın hatırı sayılır turizm merkezlerinden birisi oluşu ile mi? Evet… Düşük faiz politikası ile mi? Evet ve ilahi…
Ve hemen yamacımızdaki Güney Rum’una bakalım: Her ne kadar “iflası” oynuyorsa da düne kadar bizim için salyalar koyuverdiğimiz bir büyüklüğe sahipti… Nasıl geldiydi bu düzeye:
Turizmle, küçük sanayi ürünlerinin ihracatı ile transit taşımacılığı ile falan.. Ha, Rus mafyasından da mı yararlandıydı? Olsun. Adamlar bir ara AB’nin kişi başına düşen en büyük ulusal gelirine sahiptiler…      

  ***
Gelelim aynalarda yansıyan KKTC’ye   
Ve hem TC’yi hem Güney’i örnekleyerek soralım.
Bir: Tanınmamış, ambargolarla sıkboğaz olmuş, ulaşımı nanay, Ankara para pompalamasa aç kalacak KKTC’ye sıcak para gelir mi? Yahut sümme haşa, mesela Rus mafyası falan? (Ha, onların da hayat kadınları gelir ayrı dâva. Layığımız bu kadar!)
İki: Büyümek için üretip ihraç etmek gerekir… En büyük ihracat kalemimiz hurda demir! Oldu mu? E, insaf. Otomobil fabrikası kurup dünyaya otomobil satacak hallerimiz de yok…
Üç: Kalkınmak için turizm tek umuttu… Ikındık sıkındık ne gelen oldu ne giden. Kumarhaneleri icat ettik şimdi maşallah uçaklar dolusu gelip gidiyorlar. Var mı ama çarşı pazarda bereketlerini gören! Adamlar hava alanından cazinolara geliyorlar, kumarlarını oynayıp dönüp gidiyorlar… Çarşı pazara yansıyan tek kuruşları yok! Devlete yansıyanı ise öteden beri şaibeli…
Dört: Narenciye yahut hayvancılıkla mı büyüyelim? Veya hellimle! Sorunları ortada Arap ülkelerine satılan portakalların paralarını bile toplayamıyoruz çünkü ödeme yapmıyorlar! Hayvancılık bizim için bile eti sütü ile pahanın pahası!
Beş: Böylesi bir ekonomide elektrik santraları mı tutunabilir, yoksa sigortalar mı? Hele Bankacılık? Ki ne altınımız vardır ne hisse senetlerimiz… Kaldı ki “borsamız” olsun!         
Vesselamı kelam: Kuzey Kıbrıs nev’i şahsına münhasır bir muhtac’ı didedir ki bu düşkünlüğü kendi kabiliyetsizliği ile beceriksizliğinden dolayı değildir…
Nitekim KKTC’de küçük sanayi ve imalat alanında yapılmayan hiçbir şey yoktur… Akmazsa damlar süper marketleri, eğer kazanç devam ederse büyük oranda sebze meyve üretimi bile yapılmaktadır…
Sorunu, tanınmamış devlet olmasının getirdiği ahkâmlarda dışa açılacak ulaşımının olmaması, dış yardımları bu nedenle alamaması, dünya ile ekonomik ilişkiler kuramaması, Türkiye pazarlarına bile girecek olanağı bulamamasıdır…
Eğer Sn. Akça bu memlekete bir iyilik yapmak istiyorsa kendisi büyük bir “planlamacıdır,” en azından KKTC’yi nihai çözüme kadar ayakta tutacak formülü ortaya koysun. Fakat: İnadına işsizliği azdırıp maaşları budama formülleriyle değil! Çünkü bu toplum ayakta duruyorsa zaman zaman Ankara’nın Kıbrıs Türk halkını hizaya getirmek için araç olarak kullandığı işte o parasal yardımıdır…             

   ***
Önce kendi içimizde uzlaşalım, sonra Rum’la!
2004’de Annan Planı’na “hayır” diyen, Talat’la görüşmelerinde sonuca varamayan, buna karşın şimdilerde Anastasiadis’in de ağzında sakız yaptığınca, “tek devlet, tek yurttaşlık, tek uluslar arası temsiliyet” prensibinde anlaşan, Hristofyas’lı AKEL’in genel sekreteri ile Başbakan Yorgancıoğlu ve öteki Türk ve Rum yetkililer görüştüler…
Peşinen şunu vurgulayalım. KKTC Başbakanı düzeyindeki Yorgancıoğlu’nun AKEL Genel Sekreteri düzeyindeki yetkili ile görüşmesini yadırgadık… Tabi protokol ve hiyerarşi yönünden… Kuzey’in siyasi çitası dengi dengine ve yukarıda tutulmalı diyoruz”
Öte yandan bu tip görüşmeler tabi ki olmalı… Ancak: Öyle zannediyoruz ki son zamanlarda müzakerelere hazırlanılırken “yetkiler paylaşımı” değil, “yetkiler parçalanması” olmaktadır… O kadar ki artık hangi Türk-Rum ilişkisinin ciddi, hangisinin rol, olduğunu ve de kimin ne için hangi yetki ve sorumlukla görüştüğünü bilemez durumlara düştük…

Ki bildiğimiz “yetkili sorumlular” Eroğlu ile Osman Ertuğ’dur bir, Dışişleri Bakanı Özdil Nami’dir iki, tabi ki Başbakan Yorgancıoğlu’dur üç ve de Davutoğlu’dur dört…
Yetmez mi? Tutun ki yetmez. O zaman dileyen dilediğince gider görüşür koklaşır ama önce Kıbrıs siyasi sorununda kendi içinde ve siyasi partilerle STÖ’leri uzlaşısında varılmış bir konsensüsü gözeterek görüşür… O zaman bu tip ikili ilişkiler yararlı olur… Şimdilerin ilişkiler yansıması ise “her kafadan çıkan bir sestir!”