Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Savaş yılları fasariya dönemleri

İngiliz adaya geldiğinde bu yeni “medeniyet” karşısında Kıbrıslıların ne yapacağı pek kestirilemiyordu.

Türk ve Rum ahalinin aklı zaten karışıktı…

Ama yıllar yıllara eklenecek, şöyle ya da böyle uyum sağlanacaktı.

Siyasi tutumlar bir yana, İkinci Dünya Harbi kapıya gelip dayandığında,

İster Türk olsun ister Rum, neredeyse tekmil erkekler İngiliz’e asker yazılmıştı.

Bu durum memnuniyetle karşılanıyordu.

“Çıngı” kadar yerde bu gönüllülük takdire şayandı!

Nitekim Kıbrıslıların bu fedakarlığı İngiliz basınının gözünden kaçmaz.

The Times gazetesi Kıbrıs üzerine bir yazı yayınlar o yıllarda.

Yazıda, işte o memnuniyet dile getirilerek özetle şu satırlara yer verilir:

“Türk olsun Rum olsun, bütün Kıbrıslı hükümete karşı tam bir sadakat göstermişlerdir.

18 Şubat’ta Majeste Kral Kıbrıs’ta bir alay tesisine ferman buyurdukları vakit 6,000 Kıbrıslı müracaatta bulunarak hizmetlerini arz etmişlerdir.

O günden şimdiye kadar bunların sayısı iki misli arttığı anlaşılıyor.

Umarız ki Britanya hükümeti ve Müstemlekeler Bakanlığı, harpten sonra bunu unutmayacaklardır.” (Haşmet Muzaffer Gürkan, Bir Zamanlar Kıbrıs’ta, s 162-163).

İngiliz Lefkoşa’ya geldiğinde hava sıcaklığı 40 derecenin üzerinde seyretmekteydi aylardan Temmuz.

Yanıp kavrulmuştu İngiliz askerleri.

Adeta cehenneme gelmiş gibiydiler.

Lefkoşa’da ise tıs yoktu.

Gelenlerin niçin geldiği anlaşıldıktan sonra bunlara karpuz ikram ettiler susuzluklarını gidermek için!

O güne kadar pantolon ve etek giymeyen Kıbrıslı o günden sonra yavaştan değişecekti…

İkinci dünya savaşında olduğu gibi Birinci Dünya savaşında, hatta Çanakkale savaşlarında da Kıbrıslılar İngiliz’e asker olarak yazılmışlardı.

Dünya savaşlarının birincisinde de ikincisinde de fukaralık kol gezmekteydi bu yangın yeri coğrafyada.

Bu yüzden askere yazılmak demek, üç-beş liralık aylık yanında, ekmek yemek, beleşten tütün içmek demekti.

O dönemler için hiç de fena bir ev ekonomisi değildi askeri olanaklar.

Üstüne üstlük işin sonunda bir de madalya almak vardı!

Anlaşılan odur ki, savaş yıllarında Majesteleri ve Müstemleke Bakanları iyi bakıyorlardı sömürge çocuklarına!

Savaşlarda bir savaş ekonomisinin olduğu bilinir.

Kıbrıslı Türkler kendi çaplarında bunu daha sonraları bir başka şekilde yaşayacaklardı.

1963’te “fasariyalar” çıktığında 11 yıl kapalı bir hayat yaşanmıştı.

Denize gitmek bile yasaktı Lefkoşalılara.

O dönemlerde kendine özgü bir ekonomi oluşmuştu.

“İlkel” bir ekonomiydi bu ama kendi kendine yetmek için lokmacısından, fıstıkçısından, ayakkabı boyacısından, diğer esnaf ve iş adamlarına kadar tekmil ahali ekonomik bir devinim içindeydi.

Savaş koşulları ya da o “fasariya” koşulları kendi zenginlerini de yaratacaktı.

Nitekim sinemalara en çok rağbet olduğu dönem o dönemlerdi ki tıklım tıklım dolup taşmakta, salonlarda yer bulunmamaktaydı.

Bezirgancılar deseniz, kumaş yetiştiremiyorlardı mağazalarına…

The Times ne diyordu?

“Umarız ki Britanya hükümeti ve Müstemlekeler Bakanlığı, harpten sonra bunu unutmayacaklardır.”

Tarihe bakılacak olursa asla unutmadılar!

Bugün bile…