Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Savaş uzakta güzel (midir)?

Dünya Barış Günü nedeni ile sokakta evde, medyada ve sosyal medyada her gün “barış”ı konuştuk yazıştık. Barışı tartışırken çok doğaldır ki “savaş”ı da konu ettik kendimize… Hem de tam da o sıralarda Amerika’nın Suriye’ye saldırmasının gündemde olduğu sıralarda…
Her insan çok iyi bilir ki, savaş nerede nasıl yaşanırsa yaşansın genele yıkım getirir. Özellikle savaşın yaşandığı topraklar, gerek sosyal gerek ekonomik anlamda, onlarca yıl gerilere düşer. İnsanlar bedbaht olur. Tabii her savaşın sonunda sayısı çok az olan yeni zenginler de türer. Bu azınlığı mutlu kılma adına yüzlerce bazen de binlerce insan ölür ya da telef edilir.
Boşta bulundum geçenlerde… “Savaşlarda ölümleri durdurmanın en kolay yolu savaşı bir an önce nihayete erdirmektir” diye bir tweet attım. Sonra sabaha kadar Hiroşima ve Nagazaki görüntüleri geldi gözümün önüne. Güya savaşı sonlandırmak adına ATOM BOMBALARI atılmış, savaşta ölen insan kadarının bir anda yok olmasına neden olunmuştu. Bense bunu unutmuş o saçma tweeti atmıştım. Sonuç olarak tweetimden rahatsız oldum. Sabaha kadar aklıma gelen sorulara yanıt bulmaya çalıştım.

 

Savaş neden çıkar? Neden ekseriye doğuyu mekan olarak seçer? Tek sebebi petrol müdür bu insanlık karası ayıbın?

Tamam Irak’ta petrol vardı. Ama çağımızda harbetmek için sebep, sadece petrol olamazdı. Sadece petrol olsa Vietnam’da, Afganistan’da, Kamboçya’da savaş çıkmazdı. Sahi, Rusya Gürcistan’a neden girdi? Buralarda harbin sebebi kesinlikle petrol değildi. Hatta ve hatta Irak Kuveyt’e girerken bile esasen derdi oranın petrolleri değildi.

Petrol değilse nedir, savaşları doğunun topraklarına taşıyan şey? Yoksa “Batı” tarafından bir “güç paylaşımı oyununun” oynandığı alan olarak mı seçilmiştir biçare “doğu”?

Gerçekten de eski Yugoslavya topraklarını da doğu coğrafyası içinde kabullenirsek, benim hatırladığım son batı savaşı 1982 yılında Arjantin ile Birleşik Krallık arasında yaşanan Falkland Savaşı’ydı. O da bir hafta ile on gün içinde bitmişti. İlk iki gün adaları Arjantin işgal etmiş sonraki iki günü yolda geçiren kraliçenin donanmasının Falkland’a çıkarma yapması ile sona ermişti. Yaklaşık bin kişinin öldüğü savaş batının kendi içinde bugüne kadar yaptığı en anlamsız savaş olarak tarihe geçerken aynı zamanda son savaş da olmuştur.

Batılı medeni ülkeler tarih boyunca birbirleri ile çok kanlı savaşlardan çıkarak bugünkü stratejilerini yarattılar. Güç kazandıkça anladılar ki savaş kendi topraklarından ne kadar uzaktaysa, kendileri için yıkım o kadar az olacaktır. Bu sebepten güçlerini sürdürme uğruna savaşlarını uzaklara taşıdılar. Aslında bu saptama tam da konjonktürel bir durum değil midir? Örneğin Osmanlı’da güçlü zamanlarında savaşı başka topraklara taşımamış mıdır? Şimdi güçlü olan BATI’dır ve savaşı uzağında yaşama hakkına (!) sahiptir.

İlginç olan, yönetenler değil de halk anlamında batılıların, bu savaşları uzaktan sanki bir film izler gibi televizyonlarının başında seyretmeleridir. Ne bir tüfek ne bir bomba sesi duymadan, korkuyu hiç yaşamadan… Sessizdir oradaki halk. İlgisizdir… Ta ki uçaklardan indirilen kendi çocuklarının bayrağa sarılı tabutlarını görene kadar. Tabutlar doğal olarak onları da gafletten uyandırır. Sokağa dökülürler, “SAVAŞA HAYIR” sloganları ile… Ne var ki savaş aslında çoktan durmuştur. Zira ondan almak istediğini almıştır, savaşın yandaşları. Ve ne tuhaftır “savaşı durdurduk” diye sevinirken bazıları, “savaştıranlar” çoktan başka planları uygulamaya koymuştur…

Ve siz bakmayın “insan hakları en çok savaşlarda gereklidir” klişe laflarına. Bilin ki savaşa giren taraf sonucu almak için ne insan hakkı tanır ne de başka bir şey. Zafer (!) için her yol mübahtır onun için.

O zaman tek yolu vardır tüm bu kıyımların önüne geçmenin. Direnmek. İnadına barış için direnmek.

“Savaş her zaman olacak ve savaşanlar kazanırken, ondan uzak durmaya çalışanlar kaybedecektir” diyenler hep olacaktır. Aslında bu görüş mevcut durumun yansıtılmasıdır. Ama ilelebet böyle gidecek diye direnmemek olası değildir. Nitekim bir zamanın SAVAŞ BARONLARI olan, Atilla’nın Hun Devleti, Jül Sezar’ın Roma’sı, İskender’in Makedonya’sı, Fatih’in Osmanlı’sı, Stalin’in Sovyetler’i artık ortada yoktur. Her savaşan yerini başkasına miras bırakarak tarihin tozlu sayfalarına taşınmıştır. Bu da göstermektedir ki, dünya barışı için verilecek uzun soluklu mücadelede bu verasetin kırılması öncelik olmalıdır.

Barış dolu günler dilerim.

Anlayamadıklarım
Önceki hükümete ısrarla “geçici hükümet” denilmesini anlayamıyorum. Küçümseme içeren bu ismi siyasetin baş aktörlerinin kabullenmesini anlıyorum, da bizim usta gazeteci- yazarlarımızın benimsemesini inanın anlamakta zorlanıyorum. Bu hükümetin adı tarihe “Siber hükümeti” olarak geçmiştir. Politikanın çitasını yükselten, kendinden sonrakilere yol gösteren, halkın siyasete yeniden ÜMİT’le bakmasına neden olan bu hükümeti başbakanının soyadı ile anmak haklarıdır diye düşünüyorum. Bu nedenle geçici hükümet yakıştırmasını kabul etmiyor, eski Başbakan ve en az onun kadar başarılı bakanlarına bu vesile ile teşekkürü borç sayıyorum…

 

Objektifinden- Karpaz Eşekleri

Savaş’a Hayır
“At” dediler attım o bombaları…
“Ülken tehlikede koru onu” dediler.
İnandım ve yaptım.
Uçağım indiğinde törenle karşıladılar beni
Bir kahraman edasıyla.
Göğsümü madalyalarla donattılar.
Anlamadım önce şan şeref saydım.
Meğer kıydığım canların anıtlarıymış
Kaybolan uykularımın hatırasıymış.
Süt isterken bebeler, Bombalarla beslendiler
Kilometrelerce ötede wisky içerken beyefendi
Sonunda işte geldi demokrasi
Yurtlar yetim ve öksüzlerle doldu
Olsun ama ne olacak?
Nihayette binlerce kızın gözünden
İnci gibi gözyaşı süzülürken
Uzaktaki hanımın boynu elmaslarla doldu.
Şimdi her gün bağırıyorum
“Savaşa hayır” diyorum
Alet olduğum günaha
Binlerce lanet yağdırıyorum
Biliyorum! Artık geri gelmez ölenler.
Sadece olmasın bir daha böylesi diye
Size isyanımı dillendiriyorum.

Arşivimden- (Mart 1981 İran-Irak Savaşı sırasında yazılmıştır)