Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Keyfini sür

“Cenneti görmek için ölmeye gerek yok, Gökova’ya git” demişti şair Can Yücel vakti zamanında ya, işte biz de cehennem gibi cayır cayır yanan yurdumdan kopup aynen buna yakın duygular içerisinde üç haftalık bi’zaman geçirdik garantör devletimizde. Biraz ana vatan, biraz ata vatan, biraz yavru vatan, biraz da garantör vatanda egzersiz yaptık son dönemlerde ama garantör olan sömürgeci vatanımızda müthiş keyfli günler geçirdik. Zaten gündüzün kâh Hyde Park, Oxford, Regent, Stanford Bridge ve London Eye taraflarında, kâh Cambridge, kâh Cardiff ve de kâh amca toprağı Kuzey Londra’daki High Barnet taraflarında sürttük. Adamların her bölgede yaşam boyu egzersiz alanları var. Bu yönde çok feci bir motivasyon yaratmışlar. İsteyen koşsun, isteyen yürüsün, isteyen bisiklet sürsün, isteyen paten veya kay kay’ıyla uçsun isteyen de sere serpe ve de ulu’orta sevişsin diye çok güzel alanlar organize etmişler. Yapmak zor, korumak daha zor ama işletmek en zoru ya, işte bu düşüncede çocukları ve dolayısıyla ebeveynleri bu alanlara çekmek için yerel yöneticiler türlü türlü organizasyonlar yapıyorlar, çok da iyi ediyorlar.

Mâlum, Fransa Bisiklet Turu’nun son iki şampiyonu İngiliz. Her ikisi de Sky’ın liderleriydi. Biri atadan İngiliz Sir. Bradley Wiggins, diğeri ise özellikle Alpe d’Huez’deki parmak ısırtan performansıyla tüm bisikletseverlerin gönlünde salıncaklı bir taht kurmuş Kenya asıllı İngiliz Chris Foome. E hâl böyle olunca da Londra da tıpkı Amsterdam, Paris veya Brüksel’deki gibi bi’bisiklet cenneti tesis edilmiş. Adım başı çok cüzi bi’ücrete bisiklet kiralama servisi oluşturmuş ünlü Barclays adındaki finans merkezi. O güzelim yemyeşil parklarda istersen koş, istersen yürü istersen de ailecek bisiklet kirala ve keyfini sür. Hem sabah, hem de gece binlerce bisikletseveri çeviriken gördük ve de çok imrendik çook! Bu âlem bizde neden yok diye de çok hayıflandık pare pare buruk bir kalp eşliğinde. Niye mi? bisiklet sporu pederimiz dolayı tam bir aile klasiği. 30 yılı aşkındır gerek ulusal gerekse uluslararası yarışları takip etmeye çalışıyoruz. Kimler geldi kimler geçti yazsam tam sayfa olur. Nice kavgalar, dostluklar, sakatlıklar, kazalar, dopingler, şampiyonluklar ve güzellikler gördüm. Edindiğimiz izlenim, bisiklet sporuyla uğraşan bir daha kopamaz o acı verici seleden.
Zaman zaman biz de süreriz. Bazen Lefkoşa dondurma turu, bazen de Girne, Mağusa Allah ne verdiyse. Müthiş bir doğa sporu. Sabahın erken saatlerindeki şinya kokusunu ve damarlardaki o güzelim salt oksijeni bisikletçilerden başkası hissedemez. Bunun yanı sıra yoğun meydan okuma, takım olma, irade ve kendini gerçekleştirmenin dayanılmaz keyfini yaratan bir branş. Bireysel gibi gözükse de tam bir takım sporu. En önemlisi de yazılı olmayan kuralların yoğun yaşandığı ortamaları var. Örneğin gruptan iddiası olmayan başka bir bisikletçiyle kopan sarı mayolu sporcu, o yarışın birinciliğini yardımlaştığı rakibine ikrâm eder. İkrâmın Fransa bedeli ise ortalama 40 bin Euro. Hiçbir çaylak kendi başına buyruk atak yapamaz. Herkes takımın kaptanına “deryar” adı verilen tetikleyici hava akımını yaratır, grup içerisinde korur ve kollar, tıpkı göç esnasında arka arkaya sıralanan göçmen kuşlar gibi. Avcılar bilir, herhangi bir göçmen kuş yaralanır veya hastalanırsa, yere iki takım arkadaşıyla konar ve iyileştikten sonra yine o arkadaşlarının yardımıyla gruba yetişir. Yani ‘gelen gelir, kalan sağlar bizimdir’ yoktur göçmen kuşların kitabında, tıpkı bisiklet sporunda da olduğu gibi. Bu konuda daha da engin bilgiye sahip olmak istrseniz duayen gazeteci Hıncal Ağabey’in (Uluç) yazılarını takip etmeye devam ediniz.
Tabii bu işin performans boyutu. İsteyen konuyu performe etsin, isteyen de bizim gibi keyfini sürsün değerli okuyucum. Sağlıkla…