Donald Trump’ın seçilmesi, dünyada şaşkınlık yarattı.
Şaşıranlar Amerikan vatandaşları değil tabii, dünyanın geri kalanı… Onlar oyunu biliyorlardı, ta başından beri. Zira, ABD’de başkan seçimleri başa baş da olsa, açık ara da olsa, göstere göstere gelir. Bu da kıl payı farklı sonuçlanacağı belli olanlardandı… O nedenle şaşırmaya, şok olmaya gerek yoktu…
Bizler uzaktan, işin aslını bilmeden, üst akıl medyanın yarattığı algı doğrultusunda baktık olaya.
Oysa adam, Amerika’nın geniş halk kitlelerini, yani tabanı avucuna alacak, doğru veya yanlış, onların tepkilerini dile getirecek söylemler yaptı. Tam bir popülizm örneğiydi. IŞİD’ı yokedecekti, en ağır işkenceleri uygulayacaktı, camileri takip altına alacaktı, Amerikan ekonomisi için tehdit olan Çin’in üstüne gidecekti, Meksika’dan gelen kaçakçılık ve uyuşturucuyu önlemek için duvar örecekti, göçmenleri sınır dışı edecekti… Daha neler neler… Kara mizah gibiydi…
Herkes çılgın diye bakarken, Amerikan seçmeni, Trump’da, düşüncelerinin somutlaştığını gördü. Zaten Cumhuriyetçiler gelenekçi, muhafazakar, marjinal derecede tutucu, dine bağlı insanlar değil miydi? Eşcinsellik ve kürtaj karşıtılığı, silahlanma taraftarlığı, sertlik yanlılığı…
Aslında hepsi propaganda… Bu prensipleri savunan geniş halk kitlelerini elde tutma politikası… Onun dışında ekonomide, dış politikada, sağlık, eğitim gibi diğer sosyal hizmetlerde, daha doğrusu uygulamada, Demokratlardan bir bir farkları yoktu zaten.
Trump örneğinde de, tabandan gelen talep iyi değerlendirildi. Amerikan vatandaşlarının tehdit olarak gördüğü her ne varsa, bir bir sıralandı, en katı yöntemlerle üstüne gidileceği söylendi, bunun propagandası yapıldı ve tuttu.
Bunun Cumhuriyetçilerin zaferi olduğunu da düşünmüyorum. Başarının büyük kısmı, Trump’ın çizdiği portrenin… Sanki bir film senaryosuydu… Birileri yazdı, o da oynadı… Adamın aşırı zenginliği ve siyaset dünyasının dışından oluşu artı puan olarak görüldü. İnsanlar zenginliğine rağmen, onu bir film kahramanı gibi gördüler ve “Bizden biri” dediler. Basit söylemleri hemen benimsendi. Bu da, kendini ikinci sınıf vatandaş olarak gören kitlenin ne kadar geniş olduğunu ortaya çıkarttı…
Geçen ay bu konuda yazdığım yazıda şunları söylemiştim;
“Trump, baştan kendi parasını harcayacak gibi görünüyorken, şimdilerde ciddi ve tehlikeli ittifaklar içine giriyor. Son olarak, ‘orduyu büyüteceğim’ açıklaması, silah tüccarlarından destek aldığı şeklinde yorumlandı. Hele de ABD Ordusu’yla ilgili vizyonunu ‘güç yoluyla barış’ diye tanımlaması, müthişti ve geleneksel ABD politikasının kısa bir özetiydi aslında…
Her ne kadar maskaralık, kara mizah, şaka gibi görünse de, yabancı düşmanlığının ABD seçmenini etkilediği biliniyor. Dünyanın bilmem hangi köşesindeki bir hareketin ülkeleri için tehdit olduğuna kolayca ikna edilen ve evlatlarını binlerce kilometre öteye savaşmaya gönderen Amerikalılar, Trump’ı pek de bizim gördüğümüz gibi görmüyorlar…
Ayrıca, iki başkan adayından biri olabilen bir adamın, göründüğü kadar aptal olma ihtimali yok. Dikkat ederseniz, yabancı düşmanlığı ve popülist söylemler, Clinton’la bire bir kalmadan önceydi. Son düzlüğe gelindiğinde söylemler yumuşadı. Hatta Türkiye için söyledikleri bile…
Kısaca, ABD’de kim seçilirse seçilsin, ülkeyi ve hatta dünyayı yöneten bir üst akıl var.
O da uluslararası piyasaları ve politikaları kontrol eden sermaye…”.
Bugün de aynını düşünüyorum.
ABD politikaları, bizim coğrafyamızdaki gibi “günü birlik” değildir. En az 25 yıllık stratejilerle yürürler. O arada kim iktidara gelirse gelsin, o stratejiyi izler. Bu kadar…
Ha, Kıbrıs konusunda zorlama senaryolar deneyenleri görüyorum. Bu bana çok komik geliyor…
Kıbrıs konusunu kendi özelinde bir konu ya da sorun saymak, abesle iştigaldir bence… Kıbrıs özellikle de ABD için bir çıbanbaşı mıdır? Değil…
O halde, bölge için öngörülen şartlar neyi gerektiriyorsa, olacağı odur.
İster kadercilik deyin, ister reel politika… Eğer mal kararını bulmuşsa, ağzınızla kuş tutsanız direnemezsiniz. Çözüm olması gerekiyorsa, olur, gerekmiyorsa, uğraşın durun….
YERİN KULAĞI VAR
BUGÜN SON:
7 Kasım’da başlayan Mont Pelerin zirvesinin sonuna gelindi. 5 günlük maratonun ardından taraflar bugün, “ya tamam, ya devam” diyecekler. Sözcü Barış Burcu görüşmelerin “olumlu” bir havada gittiğini söylüyor ama, dışarıdaki hava ne yazık ki, içerdeki kadar sıcak değil. Zirveden bir umut çıkar mı bilemeyiz ama, iki liderin de bunu sonuna kadar zorladığını söyleyebiliriz…
SÖYLEDİKLERİMİZİN ARKASINDAYIZ:
Liderler Mont Pelerin’de çözüm için ter dökerken, İstanbul Fuar açılışnda Erdoğan’la biraraya gelen Başbakan Özgürgün, görüşme sonrası yaptığı açıklamalarla gündem oldu. Görüşmede garantiler ve toprak konusunda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düşünceleri ve Güzelyurt’la ilgili sözleri çok konuşulacak…
TALAT ÇOK KIZDI:
Başbakan Özgürgün’ün İstanbul’da Cumhurbaşkanı Erdoğanla görüşmesinin ardından yaptığı açıklamalar, CTP Genel Başkanını çok kızdırmış olacak ki, cevap verme gereğini duymuş. Talat tepkisini, “Tayyip Erdoğan, Özgürgün’e Güzelyurt verilmez, %30 toprak, Garantilere dokundurtmam demiş! O da anlatıyor… Yeni sözcü bizim Başbakan mı?” sözleriyle dile getirdi… Aslında Özgürgün’le o röportajı yapan biri olarak, ben de Özgürgün’ün, Erdoğan’la aralarındaki konuşmayı bu kadar kolay anlatmasına şaştım doğrusu…
MAKSAT PARTİZANLIK OLSUN:
Bakan Kemal Dürüst açıkladı. Karayolları Dairesi’nin 150 çalışanının 120’si masa başı görev yapmaktaymış… Akla, mantığa, bilime, herşeye aykırı.. Bir tek şeyle izah edebilirsiniz bu durumu, o da partizanlık… İşçi diye alınıp, memur kadrosuna geçirilenler, kalifiye olmadıkları için, mecburen memur yapılanlar…. Eş dost ahbap, partili işi… İşte son örnek, battı, batıyor denilen, sürekli geleceği tartışılan, dünya kadar borca batmış Kıb-Tek’e personel alımı… Ne için? Kitabet için… Daha bir kaç yıl önce CTP döneminde 110 kişi alınmamış mıydı? 700 personel yetmemiş, 6 tane daha kitabet personeli alınacak… Mantık aynı mantık…
LEFKOŞA’YI KİLİTLEDİLER:
Hayvancıları eylemi Lefkoşa’da zaten var olan trafik karmaşasını tam kilitledi. Yetkililerle uzlaşı yolunu bulamayan hayvancıların eylemi, işine gitmek isteyen birçok vatandaşın tepkisine neden oldu. Evet bu insanlar sorunlarına çözüm bulmak için sokaktalar ama, bilmedikleri şey, başkalarını mağdur ederek hak aranamayacağı… Yok eğer bilerek yaptılarsa, halktan zerre kadar destek görmediklerini de bilsinler.
NEYİ PAY EDEMİYORLAR:
DAÜ’deki öğrenci seçimleri sırasında ele geçirilen suç aletleri dudak uçuklattı. Polisin ele geçirdiği döner bıçağı, satır, çok sayıda sopa ve bıçaklar, ‘bunlar nasıl öğrenci’ yorumlarına neden oldu. Özellikle 70’li yıllarda, Türkiye’deki üniversitelerdeki öğrenci olaylarını hatırlatan görüntüler ortaya çıktı. YÖDAK’ın bir işe yaramadığını biliyoruz da, var mı bu işe bakacak başka birileri?
ZİRVEDEKİLER
Ahmet Okan: “Mont Pelerin’den güzel haberler beklenir ki bir umuttur, bezmişliğe başkaldırıdır o.
Lakin her defasında kuş kanadından vurulmuştur. Tek kanatla uçamaz kuşlar. Deniyor ki bu kez olursa Kıbrıs Türkiye’nin ‘ön bahçesi’ olacak, olmazsa ‘arka bahçesi’. Bak arkadaş, ne ön bahçe ne arka,
‘Yatak odası’ gibi kullanıyorlar bu kadim coğrafyayı bilesin…”.
DİPTEKİLER
Özdemir Berova: Eğitim müfredatına cinleri perileri koyan, sonra da “Kutsal kitapta var” savunması yapan “Eğitim” Bakanı Özdemir Berova, Atatürk’ü “özlem, saygı, sevgi, şükran ve rahmetle” anıyormuş… Hangisi doğru? Atatürk’ün ilkelerine olan inancı mı, yoksa politik çıkarlarının herşeyin üstünde olduğu mu? Böyle takiyye de görülmedi…
































