Köşe Yazarları

SAPIR SAPIR DÖKÜLÜYORUZ…







Bir musibet bin nasihatten iyidir derler ama anlayana, anlamak isteyene…




Bu sayfada şu Sınırüstü’ndeki huzurevi benzeri nice kokuşmuşluk, çürümüşlük örneğini “işte memleketin hali, başka örnek aramayın” diye yazdığımı hatırlıyorum. Neye yaradı? Hiç…



Bir pespayelik, bir boş vermişlik, işlemeyen yasalar, işlemeyen sistem; sonuçta içinde yaşayanlara acı çektiren bir düzensizlik…

O sistemin üstünde oturup, gezip, tozup, nutuk sallayıp kılını kıpırdatmayanlar… En büyük performanslarını kendileri için seçim döneminde gösterenler. Ve bu bozuk düzenin, baştakilerin kopyası haline gelmiş bürokrasisi…

Denetim, denetim diye bağırırız durmadan. Yasalar orada durur, Tüzükler orada durur; herhangi bir devletten geri olmayan yazılı sistem; ama siyaset bürokrasiyi de çürütmüş, işlemek isteyeni de işletmiyor…

Bu devlette sağlık Bakanlığı yapmış biri Başbakan. Konuşmasına bakıyorsun, şaşkın. “devlet görevini yapmamış” falan diyor. Belli ki birilerini suçluyor. E o binanın hali şimdiki değil ki… Duvardaki küfler çok daha eskiden beri böyle olduğunu gösteriyor. Daha 2 ay önce denetlenmiş, rapor yazılmış ama “dursun, kalsın” olmuş, gereği yapılmamış. “Aman dokunmayın, uyarın, bırakın” hesabı. İçinde yatan insan be kardeşim, hem de parasıyla rezil olan yaşlı, devletin bakımına muhtaç insanlar…

Baktım, buldum; huzurevleriyle ilgili bir Tüzük var.  Özel Huzurevleri yasası altında bir Tüzük. Bir huzurevinin nasıl olması gerektiğini mükemmel anlatıyor. Yasa ise, denetimleri bir bir sıralamış. Yılda bir kez denetim diyor. Takibi Sosyal Hizmetler Dairesi’ne verilmiş. 15 gün süre verildikten sonra, kapatma yetkisi var. “Yetki karmaşası” falan diyor Başbakan, hiç de değil, Yasa öyle açık, uygulanmadığı da o kadar bariz ki.

Son günlerde konuyu gündeme getiren Hatice Jenkins, taaa 2019’da durumu anlatmış. Ama sağır bürokrasi, sağır siyaset duymamış.

Şimdi sorumlular bir bir ellerini yıkama yarışında. Eski bir Sağlık Bakanı ve şimdinin Başbakanı, yıllardan beri bu görevi yapan mevcut Sağlık Bakanı, Vakıflar İdaresi, cip inkar. Hepsi suçu birbirine atıyor. Hele o 2 ay önceki raporu alan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı; hepsinden suçlu ama sus pus. Çünkü izahı yok…

Şimdi burayı halkın desteğiyle mamur ettiniz diyelim. Bu tek bir örnek değil ki, devletin kendi bakımevlerinin de bundan farkı yok. Gazeteler orada, arşiv orada, defalarca haber yapılmış. Devletin Kalkanlı’daki bakımevinde daha geçen gün bir sürü pozitif vaka çıkmadı mı?

Sorun tektir, bu toprak parçası yönetilmiyor.

“Egemenim” diye nutuk sallamakla devlet olunmuyor. Sosyal devlet hiç olunmuyor. Hukuk devleti, olunmuyor…

Al bu örneği hayatın herhangi bir alanına yapıştır. Ekonomisine, kayıt dışılığına, sağlığına, eğitimine. Her yerde aynı durum. Yasa var, tüzük var, yazılı kurallar tamam ama o yasaları yürütecek, denetleyecek irade yok…

Çare üretmesi mümkün olmayan bir sistemle, yeni bir aşamaya geçmek üzereyiz. Bugüne kadar neyse, bundan sonra da aynen devam edecek.

Canı yananın, yandığıyla kaldığı, diğerlerinin umurunda olmadığı bir sistem. Aynı düzensizliğe, aynı geri kalmışlığa yeniden, yeniden verilen onay…Yola devam diyor liderleri, onlar da “tamam” diyor… O yol sanki pek güzelmiş gibi.

Bu pespayeliğin devamına izin veren hatta isteyen başkası değil, bu halktır.

Hatta bu başıboşluğu çıkarına kullananların sayısı da azımsanmayacak kadar çok.

Onun için bir süre daha iyileşme beklemek hayal. Yürüyün de korkmayın…

 

NOT: Memleketin hali yorucu… Hele de her gün siyaseti takip eden bizler için. Ne kadar uğraşırsan uğraş, kemikleşmiş bozuk düzenin ortadan kaldıramıyorsun. Asıl üzücü olan da bu. Artık biraz mola vermenin zamanıdır diye düşünüyorum.

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

YAKINDA “ÇÖZÜM” DE DERSE ŞAŞMAYIN:

Ersin Tatar’ın adadaki İngiliz “Büyükelçi”ye –aslında Yüksek Komiserdir- “Bizi Londra’ya çağırın” açıklamasında kullandığı bir ifade daha var, “sürekli canlanan umutlarımızla” diyor. Ne umudu, hangi umut? Hani çözüm umudu falan yoktu artık? Hani her şey bittiydi, herkes kendi yolunaydı? Onun için diyorum, yakında ağzından “çözüm isteriz” lafı da çıkarsa, hiç şaşmayın…

BAYAĞI KORKMUŞ: Tatar bir de seçimde meğer herkesten fazla endişeliymiş. Kendi gibi düşünmeyenler çoğunlukta çıksaymış, kendi durumunu sorgularlarmış, bundan korkmuş. “Benim siyasetimi benimsemeyen milletvekili sayısı 25-30’larda olsaydı, gerçekten çok büyük bir sıkıntıya girerdim. Cumhurbaşkanı gerçekten halkı temsil etmiyor, görevini bıraksın veya siyasetini değiştirsin’ diyeceklerdi” diyor. Demek ki sorgulanacak bir durumu olduğunun farkında, bu bile bir şey.

 

BİR BİR TERK EDİYORLAR:

Dışişleri Bakanı’ndan sonra en yakın çalışma arkadaşı da Anastasiadis’i terk ediyor. Müzakereci Andreas Mavroyannis, BM’nin temsilci ataması ve Maraş-Ercan önerisine ilişkin süreci bekleyip, görevden ayrılacağını açıkladı. Tecrübeli diplomat, yürütülen dış politikayı açıktan eleştiriyor. Özellikle doğal gaz olayı için “arzularımızı gerçek olarak görmeyelim” diyerek, Anastasiadis’in bölgesel aktör olma hayallerine vurgu yapıyor. Crans Montana fırsatını elinin tersiyle iten Anastasiadis daha çok eleştirilecek ama tren kaçtı tüm ada halkları için, geçmiş olsun…

 

HESAP TUTMADI:

Bazı iş insanlarının seçim sonuçlarını etkilemek için yüklü paralar harcadıkları ancak başarısız oldukları iddia ediliyor. Zaten seçim öncesi de toplum üzerinde algı yaratarak, UBP-DP hükümetinin provası yapılmıştı. Ancak, sandıktan, UBP-DP koalisyonunu sayısal olarak rahatlatacak bir sonuç çıkmadı. İki partinin toplam vekil sayısı psikolojik sınır olan 27’de kalmış. Halbuki seçim öncesi ne hayaller kurmuşlardı. Evdeki hesap, çarşıya uymamış anlaşılan…

 

TALEPLER ASIL ŞİMDİ:

Seçim bitti de partizanlık, pazarlıklar bitti mi sanırsınız. Adam seçilmiş, anında talepleri sıralamış; “bana bu makam, kızıma müdürlük, oğluma yönetim kurulu üyeliği”… Bir tane değil duyduklarım, çok, tahmininizden çok. Ne güzel, devlet birkaç tane kör yiyicinin çıkar kaynağı olmuş. Sen de düzelsin diye umut bekle, boş iş…

 

“BEN BAKAN OLMALIYIM”:

Bu tipler sadece UBP içinde yok. Bakın daha yemin etmemiş, hükümet ortağı olacağı bile belli değilken, çıkıp basın toplantısı düzenleyip kendisinin “Bakan olması” gerektiğini söylüyor. Dur be kardeşim dün bir, bugün iki. Çok vekil gürdük ama, böylesini hiç görmedik. Sen vekilliğe topluma hizmet için mi, yoksa ille de bakan olmak için mi seçildin…

 

 









Başa dön tuşu