Köşe Yazarları

Sanki uygulanmasın diye yapılan tüzükler…


İkamet İzinleri ve Vizeler Tüzüğü de, bundan önceki muhaceret, vatandaşlık, beyaz kimlik, ada kart gibi doğru dürüst hayata geçemeyen kurallardan biri olmaya aday.

Vize türlerini bir yana bıraktım, orada da tuhaflıklar var ama, asıl dikkatimi çeken başka bir nokta var.

“Asgari ücretle çalışan, aile bireylerinden kendisi de dahil yalnızca 4 kişi gelebilir” deniyor.

Bunun üstündeki her aile bireyi için, asgari ücretin dörtte birinden az olmayan gelire sahip olması gerekiyor.

İşte burada duralım.

Bu devlet, kendince bir “ailelerin bölünmemesi” uygulaması yapmıyor muydu?

En çarpıcı örnek şu…

Hani adam burada akıl almaz suçlar işlediği ve sınır dışı edildiği halde, aile bütünlüğü bozulmasın diye, ülkeye girişine Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden izin verilmiyor muydu?

Sen ülkeye girişi yasaklı birinin yasağını bile kaldırırken, adama “ e kardeş sen asgari ücretle çalışacaksın, sadece 2 çocuğunu al gel, gerisini ne yaparsan yap” diyeceksin öyle mi?

Ben şahıs olarak, ta başından çalışma izniyle gelenlerin ailelerini getirmelerine karşı çıkmış biriyim.

Duygusal davranıp, bu nüfus akışının devam etmesini istediğim falan sanılmasın.

Hayır, ben bu Tüzüğün de delineceğini, zaman içinde uygulanamayacağını gördüğüm için söylüyorum.

Nedendir anlaşılmaz, konu nüfus meselesine, KKTC’nin göç alması meselesine gelince, öyle alel acele bir şeyler yapılır.

Sanki uygulanmasın diye…

İşte sadece bu yukarıdaki madde, yakında “insan haklarını ihlal” olarak nitelenecek ve uygulanmayacak.

Dahası, KKTC’nin denetim mekanizmasının ne kadar sakat olduğu ortadayken, adres takip sistemi nasıl işleyecek?

Muhtarlara bildirim zorunluluğu bile yok.

Öyle olsa ortalık kaçakla dolar mıydı?

Buraya yazıyorum.

Güven vermiyor.

İnsanın inanası gelmiyor.

Ya o hükümetin yüz günlük icraatında övünerek vaad edilen vatandaşlık yasası?

Sadece çıkacağına değil, içeriğinin dıştan gelecekleri değil, Kıbrıs Türkünü tatmin edeceğine kani olanınız var mı?

Ne oldu sahi o vatandaşlık iptalleri? Hani devam edecekti? Hani detaylar verilecekti?

2017’de henüz iktidar koltuklarına oturmamış olan HP, haksız yere yapılan bir vatandaşlık konusunda dava açmıştı da, “Tüm vatandaşlık kararlarını sorgulamakta kararlıyız…  Hükümete gelince bakarız da demiyoruz bugünden yargı yoluna gidiyoruz” demişlerdi.

Bir deneme yaptılar, tantanalar çıktı, bitti.

Ne ses, ne seda.

Oysa daha bilmem kaç dosya daha vardı incelenecek.

Ne oldu?

Şimdi soralım bakalım hükümete…

Kaç kişi kaldı Kıbrıs Türkü biliyorlar mı?

Ya iradesi?

Yok olmakta olan kimliği hakkında bir endişeleri?

KKTC’nin demografik yapısına ilişkin endişeleri?

Ya buna dair bir vizyon, projeksiyon, koruma güdüsü?

Bilmiyorum.

Bir tek şey biliyorum; “nüfus” kelimesi duyunca irrite olan, nüfus sayımı yapmaktan bile kaçınan bir yönetimimiz var.

Bu durumda tüzük çıksa ne, ‘vatandaşlık yasası çıkartacağız’ deseler ne…

YERİN KULAĞI VAR

ÇAVUŞOĞLU’NDAN ÇAĞRI:

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu; “Neyi müzakere edeceğimizi birlikte karar vermemiz gerek. 5’li bir toplantıda neyi müzakere edeceğimizi konuşalım istiyoruz” çağrısı yaptı. İki tarafın BM gözetiminde havanda su dövmeleri yerine, esas karar mercii olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de hazır olacağı beşli bir konferans, tarafların eteklerindeki taşları dökmeleri ve adada nasıl bir çözüm istediklerini açık açık söylemeleri için en doğru yol olsa gerek. Çünkü iki taraf belli konularda anlaşsalar bile, anavatanlarının onaylamadığı hiçbir formülün hayata geçme şansı olmaz…

 

İTİBARSIZLAŞTIRMA:  

Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın doğal gaz konusunda Rum tarafına sunduğu öneriyle ilgili olarak, “o öneriyi biz ve Özersay hazırladık” dedi… Biz de kim hazırladı diye meraktan ölmüştük. O veya bu, ne önemi var. Ama maksat, Cumhurbaşkanını itibarsızlaştırma ve Özersay’ı parlatma gayreti. Ne yapsalar olmuyor. Toplum Özersay’ın notunu çoktan verdi…

 

NE İSTEDİĞİNİZİ DE SÖYLESENİZ:

Ne diyorlar, “Crans Montana’da kaldığımız yerden devam etmemiz mümkün değildir”. Federal bir çözüm beklentisi bitmiştir. İki ayrı devlet, hatta AB çatısı altında iki devlet”… İyi de çıkın ve nasıl bir çözüm modeli istediğinizi bu topluma açıklayın. KKTC’yi mi tanıtacaksınız, dünyadan izole olmuş bir devlet mi yaratacaksınız, yoksa ilhak mı yapacaksınız. Her gün yeni birşey söylemek yerine çıkın ve topluma “biz fedaral çözümden vazgeçtik, onun yerine şöyle bir adım atacağız” deyin. Toplum da ne istediğine karar versin…

AĞZI OLAN KONUŞUYOR:

Son zamanlarda Cumhurbaşkanı Akıncı’ya karşı başlatılan algı operasyonlarına bu sayfada sık sık yer veriyoruz. Son olarak adı var kendi yok iki derneğin başkanı Tanju Müzezzinoğlu Akıncı’ya bir mektup yazarak, “Cumhurbaşkanlığı seçiminin öne alınması ve görevi kazanacak adaya devretmeniz hem sizlerin, hem halkın hem de KKTC-TC ilişkileri açısından kazanım olacaktır”demiş. Ve kendinden o kadar emin ki, “görevi kazanacak adaya devretmeniz” derken, Akıncı’nın kaybedeceğinden kuşkusu yok.

ŞEKER SİGORTA KONUSU NE OLDU:

Başbakan Ersin Tatar, kooperatif kaynaklarının yanlış kullanılmasına müsaade etmeyeceklerini vurguladı ya ansızın aklıma düştü; hani o son UBP-DP koalisyon hükümeti döneminde 2017’de Kooperatif Merkez Bankası iştiraki Şeker Sigorta’dan kaybolan 2 milyon liranın da peşine düşecekler mi? Ne oldu sahi o konu? O da siyasi bir uygulama değil miydi?

 BİZ SUSTUKÇA:

Bir okurum aradı. Girne bölgesinde, 3-6 yaş arası çocuklara eğitim verecek bir kreş arıyormuş. Gittiği bir kreşte gördükleri ise onu hayrete düşürmüş. Dıştan gayet modern ve çekici bir bina, içine girince sizi türbanlı öğretmenler karşılıyor. Daha fazla bilgi almak için sorumluyu sormuş, “hoca efendi şu an müsait değil” yanıtını almış. Söz konusu okul öncesi kreşin bakanlıktan “etüt” adı altında izni varmış. Sadece bu değil, Alsancak’da, Haspolat’ta ve daha birçok yerde bu tür evler faaliyetlerini sürdürüyorlar. Ve ne acıdır ki siyasilerimiz, koltuk uğruna ülkeyi karanlığa sürüklemekten çekinmiyorlar…

ZİRVEDEKİLER:

Nazım Hikmet Ran: “Alçaklığın, hainliğin, ikiyüzlülüğün, puştluğun, kısaca cümle kokuşmuşluğun at oynattığı bir dönemde yaşamdan zevk alabilmek ancak zayıfların bahtiyarlığıdır. Esas olan sadece yaşamak değil, insana yakışır şekilde ve onurlu yaşamaktır. Teslim olmadan, boyun eğmeden, sürünmeden, el etek öpmeden yaşamaktır”…

 DİPTEKİLER

Şimdi Mutlu Musunuz: Dörtlü hükümetin iktidardan gitmesi için yazmadıkları senaryo, atmadıkları çamur kalmayan arkadaşlar, istediğiniz oldu ve “partiniz” iktidara geldi. Peki şimdi mutlu musunuz? Ekonomi düzlüğe mi çıktı, vatandaş rahata mı erdi. Yoksa Türkiye’den oluk oluk para akışı mı başladı? Yoksa KKTC’yi dünyaya mı tanıttılar. Eğer dörtlü hükümeti bunlar için istemişseydiniz, yeni hükümetiniz vatana millete hayırlı olsun…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı