Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sanki Navtex öncesi güllük gülistanlıktı -2-

Talat- Hristofyas yakınlaşmaları, “yetmez ama evet” noktasında tatmin edici bir noktadayken…

Eroğlu- Hristofyas ile gerileyen süreç, Anastasiadis’in gelişi ile dibe vurmuştu.
“Navtex öncesi her şey güllük gülistanlıktı ya” az biraz geçmişi hatırlamakta fayda var. Dediğim gibi arşiv oradadır.
Balık hafızalıyız ya…
CTP- DP iktidara gelene kadar, Cumhurbaşkanı sadece ve sadece UBP içi krizle meşguldü buralarda…
Bunu fırsat bilen Rum lider Anastasiadis de, kapsamlı çözüm planının aksine, güven yaratıcı önlemler üzerinde durmaktaydı.

Anastasiadis, Eroğlu’ndan tek vatandaşlık, tek egemenlik ve tek uluslararası kimlik konusunda taahhüt istemişti.
“Müzakere masasına AB temsilcisi de dahil olsun” talebi vardı.
Eroğlu’nun “olmazsa olmazı” garantiler konusunda Türk tezlerinden çok uzaktaydı.
Hükümet değişince ne oldu?
11 Şubat açıklamasına kadar varan süreçte, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Türkiye nezdinde, güneyde ve uluslar arası camiada etkin rol aldı.
Bu çabalar, ortak açıklamayı doğurdu.
Garantiler konusundaki kavga ötelendi.
Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun, “Özdil Nami işimize karışma” demesine kadar gitti iş.
Mavroyannis- Nami görüşmesini hatırlayalım.
Ortak metinde, “liderler açıkta kalan ana konular üzerine odaklanacaklar” denilerek, her iki tarafı da memnun eden bir noktaya ulaşıldı.
31 Ocak 2014’de, Yorgancıoğlu ve Nami Türkiye’ye gitti, Ankara’da Erdoğan ile bir araya geldi.
22 Mayıs’ta ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden adaya geldi…
Dönemin Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 17 Mayıs’ta apar topar KKTC’ye geldi.
Neden?
Hepsini unutuyoruz değil mi?

Davutoğlu müdahalesi
Davutoğlu’nun Eroğlu’na ilk müdahalesi bu değildi.
Son da olmadı.
Ortak Metin krizini hatırlayalım.
Eroğlu’nun ortak açıklamaya koyduğu engel, Davutoğlu’nun sürpriz KKTC ziyareti ile aşıldı.
Tüm bunlara rağmen Anastasiadis, dönüşümlü başkanlık, AB’de temsili eşitlik, Annan Planı’ndaki haritayı reddetmek gibi bir bomba ortaya attı. Geçmiş yakınlaşmaları tamamen reddetti.

Zaten çökmüştü
Tüm bunları anımsamakta fayda var.
Bugün, “Navtex’i gerekçe göstererek müzakerelerin çöktüğünü” söylüyoruz ya…
Eroğlu döneminde, göstermelik açıklamalardan ve Türkiye’nin “itip kakmalarından” başka bir süreç yaşamadık.
Navtex bugünün konusu ama, geçmişi de hatırlamakta fayda var.
Bir önceki yazımızda, Rum tarafının 2003’ten bu yana hidrokarbon için düğmeye bastığını, Türk tarafının da “Arama başlatırsanız, arama başlatırız” dediğini yazmıştık.
Hatta, Talat döneminde üç kez de BM’ye şikayet mektubu gönderilmişti.

Rumlar ne yaptı?
Kıbrıslı Türkleri “yok sayan adımlar” Rumlar tarafından hep atıldı.
Ağustos 2011’de, Türk tarafı, “eş zamanlı adım atılacağını” kamuoyuna açıkladı
Eylül 2011’de ise, Türkiye Petrol Anonim Ortaklığı (TPOA) ile “yetki devri anlaşması” imzalandı.
Meşhur anlaşma.
Hani İrsen Küçük Meclis kürsüsüne çıkacak ve “Bu hükümetin yeki alanında. Benim haberim olmadan, Cumhurbaşkanı Eroğlu bu yetkiyi Türkiye’ye devretti” diyecekti.
2014’e geldiğimizde ise…
BM Genel Kurulu için New York’ta bulunan KKTC ve TC yetkilileri, Rum tarafının 9’uncu parsel adımına, benzer bir adımla cevap verme kararı aldılar.
“Sismik araştırma gemisi” o günlerde gündemimize girdi.
Rum tarafı başlayınca, KKTC Dışişleri Bakanlığı da, Türkiye’den Navtex yayınlanmasını talep etti.
Rumlar Noble Energy’e devrederken yetkilerini, KKTC de TPOA’ya devretti.

***
“Egemenlik haklarına saldırı”

Şeytanın avukatlığını yapmaya karar verdim ya…
O dönemi hatırlayalım…
Barbaros Hayrettin Paşa daha Mersin Limanı’ndayken, Anastasiadis müzakerelere katılmayacağını, masadan kalktığını açıkladı.

 

Bunu “egemenlik haklarına saldırı” olarak algıladı.
KKTC’nin varlığı, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarına saldırı değil mi?
Her 20 Temmuz töreninde, Türkiye’nin ada üzerinde Jetlerini uçurması Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarına saldırı değil mi?
Türkiye’den boruyla su getirilmesi, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarına saldırı değil mi?
Hiçbiri değil, ama Navtex saldırı…
Öyle mi…
Anastasiadis bu konuda BM’ye bilgi vermeden…
Türk tarafını uyarmadan…
O zaman, Anastasidis’in tüm iletişim kanallarını reddederek “masadan kalkma karının” hemen öncesine bakalım.
BM’nin yeni atanan Kıbrıs Özel temsilcisi Eide adada…
Eide ilk toplantısına hazırlanıyor ve yeni öneriler yapacak.
Eide güneyde topun ucunda.
Eide’nin gündemi, basına sızmıştı, Rum kamuoyu bunu tartışmaktaydı:
Gündem de geçmiş yakınlaşmaların geleceğe nasıl taşınacağı ve Eide’nin bunla ilgili öneri yapacağı toplantıydı.
Anastasiadis, Navtex’e sarılarak müzakere masasından kalkmış olmasın?
Dedim ya, şeytanın avukatlığını yapacağım…
Zira, geçmişte de Navtex yayınlanmış ama müzakereler kesilmemişti.

***
Dört madde süreci kilitledi

Bir noktaya daha dikkat çekelim.
KKTC ve TC’nin Navtex’i uzatma süresini bir hafta geciktirdikleri aşikar.
Zira, Rum tarafı hep, “Navtex’in süresi bitince, müzakere masasına döneceğini söyledi” ya.
Türk tarafı da “yeni bir Navtex olmayacağının” sinyalini verdi.
Temaslar sıklaştı.
Peki Rum tarafı ne yaptı?
Rum tarafı mevcut sondaj süresini uzattı, yetmedi, yeni bir sondaj parseli daha ilan etti.
Tam “müzakere masası geri gelecek” derken, bu kez Rum tarafının ileri adımı geldi.
Türk tarafı 1 hafta bekledi.
Bu kez ne yaptı Anastasiadis?
Türk tarafına “dört maddelik bir mesaj” verdi.
1- Egemenlik haklarım tanınmazsa masaya dönmem.
2- Kıbrıs’ın doğal kaynakları devlete aittir, devlet de yasal sahibinin seçtiği hükümetten oluşur.
3- Kıbrıslı Türklerin doğal hakkı kapsamlı çözümden sonra doğar.
4-  Anlaşmaya varılamayan belirsiz konular, haritalar sunulduğu zaman ve çözüm sürecinin son aşamasında görüşülür. Yani, doğal gaz konusunu toprak konusu ile sona kalır…
Bu dört maddelik talep, Türk tarafının bir haftadır beklettiği yeni Navtex’i gündeme taşıdı.
Bu konuda yetkiyi elinde bulunduran KKTC Dışişleri Bakanlığı, ömnce Cumhurbaşkanlığı Müzakerecisi Ergün Olgun, ardından da Türkiye Dışişleri ile temas ederek, yeni Navtex kararını aldı.
“Yetki devrini” elinde bulunduran Türkiye de bu kararı açıklamakta gecikmedi.

***
Kritik hafta

Yine anımsamakta fayda var…
Talat- Hristofyas döneminde hidrokarbon konusu konuşulmuş, nasıl ele alınacağı masaya yatırılmıştı. Müzakere masasının bir konusu Anastasiadis tarafından “açılım olarak” sunulmuştu…
“Egemenlik hakkı” vurgusu ise, yeniden Navtex yayınlama hakkını sonsuza kadar reddetmek demekti.
Türk tarafı bunu kabul etmedi.

Bu açıklama sadece Türk tarafını değil, Rum tarafını da şaşırttı.
Eide de Türk tarafına şok olduğunu söyledi. Zira, Rum tarafı bu süreçte de “Türk tarafının tespitlerine göre” BM ile hiç temas etmemişti.
Kriz devam etti.
Şu anda Navtex’e rağmen, Barbaros Hayrettin Paşa, Mağusa’nın oralarda oyalanıyor.
Bugün Eide, yarın Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu adaya gelecek.
Kritik bir hafta yaşayacağız.
Peki Rum tarafı, “Navtex varken masaya dönmeyiz” diyor. Bunu “diz çökme” olarak algılıyorken…
KKTC Cumhurbaşkanı da ortak metne imza atmış olmasına rağmen, köy köy gezerek, attığı imzayı da inkar ederken…
Eide gelse ne olacak?
Çavuşoğlu gelse ne olacak?
Bekleyip, göreceğiz…