Köşe Yazarları

Salgın virüs ve Ekonomik Paket



Koronavirüs salgını nedeniyle Hükümetin aldığı ekonomik ve mali önlemlerin ekonomiyi canlandırıcı veya piyasayı ayakta tutabilecek kapasitede olmadığı, tersine piyasayı daraltıcı ve sektörler arasında yükün paylaşılmasında bırakın eşit olmayı sadece kamu çalışanlarının -işçi, memur, emekli- gelirine yüklenerek kesilen para ile diğer tüm giderlerin karşılanmasına çalışılması adil olmadı.

Kriz durumlarında ekonomide çarkların durmaması için Hükümetlerce piyasaya çeşitli yollarla, gerek bütçe kanalıyla gerekirse borçlanılarak, gerekse de KKTC Merkez Bankası, ve bankalar kaynaklarından düşük faizli kredi hacimleri artırılarak piyasaya taze para enjekte edilmesi şarttır. 21 bankamız 232 şubeleriyle yalnız mevduatlar toplamı 30 milyar TL nin üstündedir.

Önlem Paketinde ise tam aksine, Hükümetin piyasaya para enjekte etme fonksiyonunu yaratma yerine, piyasada talebi yaratan geniş bir kesim olan kamu çalışan memur, işçi ve emeklilerden önemli oranda kesinti yapması ile ekonomik çarkların zincirleme olarak durmasına veya tökezlemesine yol açacaktır. Ve bu kesinti nedeniyle kopan zincir dolayısıyla şimdi tüm halkın  borç taksitlerinin, kredi kartlarının, aylık ödemelerin ertelenmesi gibi bir dizi gereksiz ve bürokrasi yaratacak ve zamanı durduracak önlemlere de gerek olmayacaktı.

Özellikle çalışmayan ve kapanan sermayesi küçük orta ve küçük işletmelerin borç ve taksitlerinin ertelemesine gidilecekti ve bu kesime kredi muslukları düşük faizle açılacaktı.  Büyük işletmeler ise ödenekli veya yarı ödenekli olarak çalışanlarını bir iki ay daha durumu görene kadar, Hükümetçe durdurmama kararı alınıp gerekirse kredi teşvikleri ile desteklenebilirdi.

Bütün sektörlerin elini cebine atması ve yükün eşit  paylaşılması gerekmez miydi.? Ülkemizde bu kadar sermaye birikimi, banka kaynakları, Merkez Bankası kaynakları, Fonlar ve Bütçeye avans verme fonksiyonu,  Tasarruf mevduatı Fonu, yasal karşılıklar vb kaynaklar, Kalkınma Bankası, ve 21 Banka şubeleriyle faaliyet halinde iken (kooparetif –meslek ve köy koop.tasarruf bankaları hariç) bu tür tedbir mantıklı değildir. Halen 30 milyar TL nin üstünde de tasarruf mevduatı mevcutken bankalarca dahilde kullandırılan krediler ise halen 21.3 milyar TLdir, yani 9 milyar TL krediye açık fazlalık varken, Hükümetin bu kadar hem hanehalkına ve piyasaya sıkıntı yaratacak ve ekonomik çarkları durdurarak zinciri koparması gerekmezdi. Türkiye’de tam aksine Hükümet en düşük ücretliye 3 ay için asgari 1750TL olmak üzere tüm kamu maaş ve ücretlilerine %50 ek destek ödeneği ödenmesini öngörmüştür. Kredi hacimleriyle de piyasayı destekleyecektir.

Ülkemiz aslında fakir değil zenginleşmiştir. Ancak devlet payını alamıyor ve muhtaç hale düşüyor, ve gelir dağılım adaletsizliği de gittikçe bozuluyor. Çünkü Kayıtdışılık çoktur. Ve maalesef Devletimiz bu kaynaklardan Yasal payını almıyor. Ve Fakru zaruret içinde bir görüntü yaratıyor. Bütçesine büyüyen zenginlik oranında payını almıyor. İnanın bu iki haftadaki Hükümetin mali telaşı beni çok üzdü. Varlık içinde yokluk telaşı devlet prestijimizi halk nazarında da sarsıyor.

En azından bu acil durumda bol likit içinde olan bankalardan aylık 250 milyon TL’den iki ay için eksileceği söylenen  500 milyon TL gibi devlet için küçük sayılan bir kaynak, borç olarak veya en başta Merkez Bankasından yasal olan ‘Avans’ olarak alınması gerekirdi.

Halen  bankalar ve Merkez bankasında + 9 milyar TL mevduat/kredi fazlalığı, disponibilite ve bankaların kasalarında tuttuğu bir miktar hazır nakit haricinde, gerisi değerlendirilmek üzere zaten bankalarca Merkez Bankasına aktarılmaktadır. Ve bu para oradan da faizle değerlendirilmek üzere en az 6-7 milyar TL Yurt Dışındaki bankalarda demektir. Peki, bizim bu kadar ihtiyacımız varken ve para kaynağımız varken Hükümet 500 milyon TL’yi avans veya borç almayarak böyle bir zamanda Ülkemizin milyarlarca TL parasının Merkez Bankası ve Bankalarca yurt dışında kâr sağlamak için tutulması ve iç ihtiyaçlara plase edilmemesi doğru ve uygun mu? Toplum sağlığını ilgilendiren ve zaten sağlık korkusu içinde olan halkı ve ekonomisini sıkıntıya sokarak  piyasayı kilitleyici ve daraltıcı etkiler yapacak bir önlemi yürürlüğe koymak uygun mu?  İmkânlarımız varken.

Zaten denetimsizlikten aşırı yükselen fiyatlarla yarıya düşen alım gücünün çekingenliği ile elinde kalırsa küçük miktardaki  likiti de piyasaya mecbur olmadıkça aktarmayacağı ve evde tutacağı psikolojik ve ekonomik bir gerçek değil midir?

Küçük toplumumuz içinde hedef tahtası yapılan kamu çalışanlarının suçluymuş gibi sürekli sakız gibi çiğnenmesi, ve ülke insanlarının birlik ve beraberlik ruhunun parçalanması tehlikelidir. Bunu yapanların  yasal,  insani ve ülkesine olan mükellefiyetlerini unutturmaya çalışma gayretidir.

Hükümetin bu propagandaların ve baskıların etkisi altında olmaması, her kesime eşit mesafede olması ve kararlarında ve uygulamalarında,  hazırladığı olağanüstü (veya olağan) tüm program ve paketlerinde Devlet ağırlığı ile adaletli olması, kesimler ve sektörler arasında dengeli olması gereği vardır. Zaten ülkede gelir uçurumu son 10-15 yıldan beri derinleşmektedir. Bu gerginlikler toplumu patlama noktasına götürmek açısından çok sakıncalıdır.

Büyük yatırım ve işletmecilerin kendilerine hizmet eden ve marka haline gelmelerine katkı koyan emekçilerini daha ertesi günde durdurması ile Hükümetçe tespit edilen 1500TL destek ücretlerini, kamu çalışanları ve emekliler ödemiştir. Bu doğru mu? Kamu maaşlarından alınarak özel sektöre aktarılan bu kaynak, çalışanlarını durdurmayan hakkaniyetli ve insanî bir çok iş adamının da tepkisini almıştır.

Çünkü alım gücünün oldukça düşmesi ile talebin azalması canlı tuttuğu piyasayı, ekonomiyi özellikle ve orta sınıf işletmeleri, esnaf ve zanaatkârları ve bireysel serbest çalışanları da zora sokacak önlemler ekonomik akılla da bağdaşmamaktadır. Hanehalkının büyük-küçük gelirine göre aylık mükellefiyetleri vardır. Yerine getiremeyince her tüm sektörleri negatif etkileyecektir.

Öte taraftan ; Hükümetin, paraya bu kadar ihtiyacım var derken, tezat olarak, 2019 yılında elde edilen ve Mart ayında ödeme zamanı gelen ve kendi ‘beyanlarına göre’ olan kazanç vergilerine  (şahsi vergiler ve Kurumlar vergilerine), katma değer vergilerine (ki halktan alınmıştır), şans oyunları hizmetleri vergisine ve Devletin kira alacaklarına Ekonomik pakette, ‘% 10 vergi indirimi’ ile ödeme öngörülmesi hiçbir gerekçe ile açıklanamaz.

Pakette bir de ‘Reel Sektör için’ 750 milyon TL kaynak ayrılmıştır deniyor. Bu önemli bir meblağ nereden oluşturuldu ve kime nasıl harcanacak? Reel dendi ancak hakikatte açılımı nedir?

Kobi’lere yapılacak destek ve diğer  ertelemeler, süt alım ve işletmeleri ve Sosyal sigorta ve ihtiyat sandığı ile ilgili önlemlere katılıyorum. Bu kapsamda S.Sigortasını ve İhtiyat sandığını ödeyen  3.Ülke vatandaşlarına olan haksızlık toplum vicdanında hazmedilmedi. Ben de insani bulmuyorum. Hatta ilgili yasanın düzeltilmesi gerekir kanısındayım.

Bir de değinmek istediğim yine sakız edilen 60 sene öncesine gidilerek, 1963 olaylarıyla müşterek Türk-Rum Kıbrıs Cumhuriyetinden, Makarios tarafından atılan Türk memurların Türk Cemaat Meclisine sığınmaları zamanında,  bütçesi çok küçük olan TCM’de, daha Türk Yönetimi bile  olmadığı bir zamanda belli süre 30KL alınan dönemle, bu günün kıyaslanması gülünçtür.

1974’den sonra 40 yıldır kendi sınırlarıyla, Anayasası, organları , limanları, ithalatı, ihracatı, Güney’den gelen 1.5-2 milyon turist ve ziyaretçiler dışında 1.2 milyon turisti, yurt dışı 100bine yakın öğrencileri, kamu ve özel yatırımları, büyük sermaye sahiplerinin ve orta ve küçük boy binlerce sermaye ve işletmelerin oluşumunu sağlayan ekonomik aktivitesi, ve 30 milyar TL’yi aşan yalnız mevduat kaynağı, artı merkez Bankası ve kaynakları, Fon’ları,  Otelleri, üniversiteleri, inşaat sektörü, sanayi sektörü ve büyüyen ticaret sektörü, ve belli hayat standardı ile mevcut Devletimizin imkânlarını, 1963 ile kıyaslamak gibi bir düşünce tarzını anlamakta doğrusu güçlük çekmekteyim. Bu çaresizlik ile bolluk içinde yokluğun mukayesesi!

Sürekli Geriye bakanlar İleriye gidemezler.!!

 

 

Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı