Köşe Yazarları

Sağlık anayasal görevdir, görevini yapmaktan çekinen de suçlu



İşte devletin temel görevlerinden biri, sağlık

Bütçede, bir diğer temel görevlerden biri olan eğitime en büyük bütçe ayrılırken, ikinci olarak sağlık geliyor.

672.3 milyon TL ile, genel bütçe giderlerinin % 7.6’sı.

Yeter mi? Mevcut duruma bakılırsa, sadece Lefkoşa Devlet Hastanesi’nin adam edilmesine yetmez.

Daha Mağusa, Girne, Cengiz Topel, Barış Ruh Sinir Hastalıkları hastaneleri, sağlık ocakları, poliklinikler var.

Rakam artmış görünse de, Tıp İş’in dün yayınladığı bildiride ortaya konduğu üzere, bütçeden ayrılan pay geçen yıla göre yüzde 7 de azalmış.

Çağdışı sağlık sistemi, vatandaşın hak ettiği hizmeti almasına yetmediği gibi, bir yandan da yüksek maliyetli sevklerle kaosu daha da büyütüyor.

Parası olan zaten özele kaçıyor. Olmayan perişan. Oysa zengini fakiri herkes maaşından, ücretinden sağlık payı ödüyor.

Tıp İş, “Bu haliyle Sağlık Bakanlığı 2020 yılı bütçesi kamu sağlık merkezlerimizdeki alt yapı eksikliklerinin giderilmesi için yeterli olmayacağı gibi, muhtemelen yılın ikinci yarısından itibaren ciddi ilaç ve malzeme eksikliklerinin yaşanması da kaçınılmaz olacaktır. Sonuç olarak hastaların tedavileri aksayacak ve kamusal sağlık hizmetleri durma noktasına gelecektir. Alt yapı yatırımlarına kaynak ayrılmadığı için de sevkler artarak devam edecek gibi görünmektedir” diyor. Yani çok değil, 6 ay sonra.

Diğer yandan da Sağlık Bakanı, sürpriz hastanelerden bahsediyor. Girne’ye, Lefkoşa’ya kaynağı belirsiz yeni hastaneler, bir de üstüne üstlük maliyetinin nereden karşılanacağı net olmayan Genel Sağlık Sigortası.

Dün yol, trafik konularında yazdığım mesele, aynen sağlık hizmetleri için de geçerlidir.

Siz devletin gelirlerini artırma yoluna gitmediğiniz sürece, bu yamalı bohça bütçelerle yatırım yapamazsınız.

Vaatleriniz, sadece kağıt üstünde kalır gider. Hatta daha da kötü hale gelir. Ki gidişat da o yöndedir.

Hiçbir araştırma yaptınız mı, vatandaş devlet hastanelerini ne oranda kullanır? Oysa en iyi sağlık sistemini sağlamak, hükümetlerin anayasal görevidir.

Kendi halkınızın en temel gereksinimini karşılamadığınız sürece, hiçbir icraatınızla övünemezsiniz.

Gelirleri artıracaksınız. Ve bize bu hizmetleri sağlayacaksınız.

Ya da olduğu gibi devam edeceksiniz, ara sıra çıkıp, “ne yapalım elde avuçta yok” diyeceksiniz.

İşte o noktada sesini çıkarması gereken biziz.

“Hayır o kaynak fazlasıyla vardır, ama siz onu almaya cesaret edemiyorsunuz” demek zorundayız.

Bu söylemi, toplumsal bir talep haline getirmediğimiz sürece, ya Afrika’nın en geri kalmış ülkelerinden bile daha pespaye hastanelere mahkum olacağız, ya da borç harç özele gideceğiz.

Öyle o fondan alıp, ötekine aktarmakla olacak işler de değil bunlar. Bu yolla sadece günü kurtarırsınız.

Seçim sizin. 45 yıl sonra hala daha boş vaatlere aldanmaya hazırsak, bildirilerle, beyanatlarla ya da sosyal medyada vizirdemeyelim.

Bu ülkenin olanaklarıyla kazanılan valizler dolusu para çıkarken, birileri yurt dışında trilyonlar biriktirirken, siz devlet olarak göz yumuyorsanız suçlusunuz.

Yolu var. Yapmayan, yapmaktan korkan, anayasa karşısında görevini ihmal etmiş, halkına kötülük yapmış demektir. Bunun da hiçbir mazereti yoktur!

YERİN KULAĞI VAR

ONA BİZ KARAR VERELİM:

Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı olarak Ersin Tatar, cumhurbaşkanında olması gereken vasıfların kendinde olduğunu söylemiş ve bunları sıralamış. Sosyal medyada bu haberin altına gelen yorumların çoğu, Ersin Tatar’ın esprili konuşmalarına benzer şekilde… Ancak bir tanesi var ki bayıldım; “Buna bırakın da biz karar verelim” diyordu bir okuyucu…

BU BİR İTİRAFTIR:

Bu bahaneyi her partiden duyabilirsiniz; “Muhalefetteyken ölçüyü fazla kaçırmıştık”. Kudret Özersay bir tv programında söylemiş. Geçen günlerde Meclis’te CTP Genel Başkanı’nın geçen yılı hatırlatarak Ersin Tatar’a “Protokoller imzalanmadığı için bize saldırmıştınız” demesi üzerine, Tatar’ın “O günkü ruh halim öyleydi” demesi gibi. Yani muhalefette yapılan eleştirilerin, sözlerin, vaatlerin sırf siyaset yapma adına yapıldığını anlamına gelir bu sözler. İhtiyatlı dinleyeceksiniz. Öyle “Aman bu çok güzel konuşuyor, galiba yapacak” diye kendinizi kandırmayacaksınız. Sonuç ortada…

 

KİM KİMİ İTİBARSIZLAŞTIRMIŞ:

Özersay’ın bu itirafı ortadayken, HP milletvekili Gülşah Sanver, birilerinin kendilerini itibarsızlaştırmaya çalıştığını iddia ediyor. Parti Başkanı’nın “Muhalefetteyken ölçüyü fazla kaçırdık” sözü durumu yeteri kadar izah etmiyor mu? Ben sormaz mıyım, “ne bekledik, ne bulduk” diye? Dahası, bu bir aldatılmışlık değil midir?

 

AL SANA KAYNAK:

Yolların tamiri, eksik korkuluklar için kaynak sıkıntısı yaşayan hükümet, istedikten sonra kaynak yaratabilir. Örneğin, yolların içine eden, çimento ve yük kamyonları için, hatta trafiği felç eden körüklü otobüsler için ek vergi koysun. Bu araçlar hem trafikte sorun yaratıyor, hem de ağırlıkları ve saçtıkları atıklarla yolların ömrünü kısaltıp, yıpranmasına neden oluyor. Yola çıkan her araç başına belli bir ek vergi alıp, ve bu paralarla bozulan yolları tamir etmek mümkün. Ama bunu yapmak için önce irade, sonrada cesaret lazım.

 

YATIRIM MI DEDİNİZ:

Siz bakmayın Bakan Pilli’nin “2020 sağlık yılı olacak” demesine. Pilli’ye kalsa her ilçeye yeni hastaneler yapacak ama durum aslında hiç de öyle değilmiş. Tıp-İş, “Sağlık Bakanlığı’nın 2020 yılındaki yetersiz bütçesi nedeniyle kamu sağlık hizmetleri 6 ay sonra durma noktasına gelebilir” değerlendirmesinde bulundu. Şimdi bakana sormak lazım elinizdeki yetersiz bütçe ile tüm bunları nasıl yapacaksınız diye…

 

İŞÇİNİN KULAĞI KOMİSYONDA:

Asgari Ücret Tespit Komisyonu yeni asgari ücret için ilk toplantısını bugün yapıyor. Asgari ücret halen brüt 3,400 TL, net 2.958 TL olarak uygulanıyor. Artan hayat şartları nedeniyle zar zor hayatını idame ettiren işçinin de gözü kulağı komisyondan çıkacak kararda. Bugün sonuç alınması zor ama, işveren ve hükümetin, yeni asgari ücretle ilgili fikrini öğrenmek bakımından önemli…

ZİRVEDEKİLER

Levent Özadam: “Toplum olarak biz söylemi seven ama eyleme gelince pek yanaşmayan bir yapıya sahibiz! İki gündür de hep şunu düşündüm durdum; acaba birisi çıkıp da yaptırım gücü olarak sokaklara inme çağırısı yapsa, yolardaki çalışma başlatıncaya kadar kimseni evlere girmeyeceğini önerse kızgın vatandaşın buna tepkisi ne olurdu? Birkaç yüz kişi belki gelir belki gelmez ama iş lafazanlık yapmaya gelince devam ederdi… Bu soruyu kendimize sormak gerek!”…

DİPTEKİLER

Ak Değil, Kapkara Bir Deniz: Afrodit’in doğduğu bu küçük güzelim Akdeniz, aç kurtların saldırısı altında. Önce Rumlar ve Avrupalı ortakları doğal gaz için delmeye başladı, ardından Türkiye, “ben de varım” diyerek işe koyuldu. Şimdi sıraya Suriye ve Rusya dahil oldu. Güzelim Akdeniz petrol uğruna delik deşik ediliyor. Yakında Akdeniz değil kapkara bir deniz olacak…

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı