Demokrat Parti Lefkoşa Milletvekili…
UG kanadından…
UBP’de de “aykırıydı…”
Şimdi DP içerisinde de eleştirilerini saklamıyor.
“Serdar Denktaş beni böyle kabul etti” diyor sohbetin bir yerinde.
Zorlu Töre’den bahsediyorum…

Dün yaklaşık 50 dakikalık bir sohbetimiz oldu.
Çok sayıda konuya battık çıktık.
İlk kez bu kadar samimi sohbet yaptık.
Geçmişte kendisi aleyhine, kendisini kamuoyu önünde açıklama yapması gerektiren çok yazı kaleme aldım.
Töre, milletvekili adayı oldu…
Vekil oldu…
Bakan oldu…
Sonra yine vekilliği döndü.
UBP içerisindeki kavgalarda muhalif vekiller arasında yer aldı.
Erken seçim ile birlikte, “kavga verdiği” birçok isim sandıkta kalırken, o yine Parlamento’da…
İki kez halkın onayını almayı başardı.
Bu bir “imaj” yazısı değildir.
Bunu belirtelim… Sohbetimizin içerisine yolculuğa çıkalım…
Benimsemedi, eleştiriyor
Zorlu Töre, CTP-DP koalisyon hükümetine karşı çıkmadı.
Hatta bu sürede Serdar Denktaş’ın da isteği ile koalisyonla ilgili tek bir söz etmedi. Ta ki hükümet programı ortaya çıkana kadar.
“KKTC’ye sahip çıkması gerekirdi” diyerek, DP’yi eleştiriyor.
Özellikle, hükümet programında “BM anlaşmaları kabul edilir” mutabakatını ise DP’ye hiç yakıştırmadı.
“BM kararları içerisinde Kıbrıslı Türklerin egemenliğini, eşitliğini, Türkiye’nin adadaki varlığını kabul eden tek bir karar yok. DP buna nasıl evet der?” diye soruyor Töre…
Israrla bu konudaki eleştirilerine devam edeceğinin de altını çiziyor.
“Hiç hükümete güvenoyu vermemeyi düşündünüz mü?” sorusuna da net yanıt veriyor: “Asla…”
Kıbrıs sorunu kapsamında görüşlerini Meclis kürsüsünde de söylemeye devam edeceğinin altını çizen Töre, “Konu Kıbrıs Türkü’nün egemenliği oldu mu susmayacağım. UBP milletvekili iken de susmadım, bu süreçte de devam edeceğim. CTP’yi anladım ama DP bu konuda KKTC’ye daha fazla sahip çıkabilirdi. Koalisyon protokol görüşmeleri sırasında genel başkanı bu konuda uyardım. Bana, devam eden müzakere sürecine uygun bir ifadelendirmenin protokolde yer alacağını söyledi. Bunu görememenin üzüntüsünü yaşadım” dedi.
“Faşist de değilim, sağcı da değilim, aşırı milliyetçi de değilim…”
Üst başlığı oluşturan bu cümle Töre’ye ait…
Hükümet programı konusundaki sohbeti tamamlayınca, bu kez, kendisini nasıl konumlandırdığını irdelemek istedim.
Zira, “Kafatasçı, aşırı sağcı, gerekirse Kıbrıs’ta savaş çıksın, Rum’u denize dökelim” imajına sahip.
Bu konuda “gerçekten” ne düşündüğünü, kendisini nasıl “ifadelendirdiğini” sordum.
Bakın ne dedi:
“Atatürkçüyüm… Ben milliyetçiyim. Türk’üm… Türk milliyetçisiyim. Aşırı milliyetçi değilim. Sağcı da değilim. Faşist de değilim… Milliyetçiliğin tanımı bellidir. Ben de o tanıma uygun olarak Türk milliyetçisiyim… Gerici değilim… Uluslararası kültürlere saygılıyım. Ama Türk kültürünü, örf ve adetlerini de herkesin iyi bilmesi gerektiğini savunurum. Uluslararası kültüre saygı duymanın ana kuralı, kendi kültürünü iyi bilmek ve ona göre yaşamaktır.”
Soyer’in söylediği içine batmış…
Kendisini tanımlarken Töre, Meclis kürsüsünden, kendisine bakarak, Ferdi Sabit Soyer’in bir konuşmasında, “Atatürk opera da dinlerdi, tamam mı Zorlu Bey…” demesini unutamamış hiç…
Bunu Soyer’in kendisine, “Gerici” demek için kullandığını belirten Töre, bakın yıllar sonra buna nasıl cevap veriyor:
“Sayın Soyer kürsüden bana, ‘Atatürk opera da dinlerdi tamam mı Zorlu Bey’ diye seslendi. Bunu hangi maksatla söylediği açıktı.
Peki, Ferdi Bey benim oğullarımdan birinin opera sanatçısı olduğunu biliyor mu? Ben mi operaya karşıyım… Ben mi Atatürkçüyüm ama gericiyim? Bunu övünmek maksadıyla söylemiyorum. Beni bilenler, mütevazı olduğumu da teslim eder.
Bir oğlum Türkiye’nin önde gelen opera sanatçıları arasında, diğeri ise tiyatro sanatçısı. Allah herkesin çocuklarını bağışlasın. 5 çocuğum var. İkinci evliliğimi yaptım. İlk evliliğimi yaptım, eşim doğumda yaşamını yitirdi. İkinci evliliğimi yaptım, dört çocuğum daha oldu. Beş evladımı birbirinden ayırmam, sağ olsun eşim de her annenin yapmadığını yaptı ve tüm çocuklarıma eşit davrandı. Bunları bir tartışmaya zemin olsun diye söylemiyorum ama basmakalıp sabit fikirlerle, ötekileştirilmeyi de kabul etmiyorum.
Ben hangi konuda ne düşündüğümü hiç gizlemedim. Sanırım Ferdi Bey de fikirlerimiz uymasa da, duruşumla ilgili bana saygı duyar. Ben de kendisine saygı duyarım. Sorduğunuz için, bunu da söyleme ihtiyacı hissettim.”
“Arabama Rum alıp gezdirdim…”
Töre, Aynannalı…
Larnaka bölgesinde kalan bir köy…
Töre’ye köyüne gidip gitmediğini de sordum. Aynanna güzel köy…
Töre, “En az 10 defa…” cevabını verdi…
“Hiçbir Rum ile el sıkıştınız mı? Sohbet ettiniz mi?” sorusunu sordum. Aldığım cevabı sizle paylaşıyorum:
“Elbette. Rumca konuşmayı biliyorum. Rumca konuştuğum için de Rumlarla arkadaşlık edebiliyorum. İç içe yaşayamayacağımı biliyorum Rumlarla. Ama yan yana yaşayarak, diyaloglar kuruyorum.
Ben 8 yaşımda, Aynanna’dan göçmen oldum. Vuda’ya gittik. Sonra Goşşi’ye… Derken Aynanna’ya geri döndüğümüzde genç bir adamdım. 6 ay sonra ise yeniden göç etmek zorunda kaldık. 10 kardeştik.
Aynanna’da bir hanemiz ve 12 nüfusumuz vardı. Şimdi, 40 haneli bir aile olduk. Kardeşlerim, çocukları, benim çocuklarım.
Aynanna ziyaretimde papazla tanıştık. Uzun uzun sohbet ettik. Bana ‘Eviniz yıkılmadı, gelecek misin?’ diye sordu. Kendisine şimdi 40 hanemiz olduğunu anlattım. Aynanna’da şimdi 40 hane yok.
Papazla uzun ve samimi bir sohbet yaptık.
Hatta 10 yıl sürgünde yaşadıktan sonra köyümüze geldiğimi söylediğimde papaz bana, ‘Siz 10 yıl çektiniz, Türkiye geldi biz 40 yıldır çekiyoruz’ dedi.
Rumlarla diyalog kurmayı reddetmiyorum elbette. Hatta arabama alıyorum, Kuzey’de gezdiğim Rumlar da oldu. Bu adada artık savaş çıkmaz. Buna inanıyorum. Ama yan yana yaşamayı öğrendik. Yan yana yaşarken kavga etmemeyi öğrendik.”
Herkesin bir hikayesi var…
Töre ile ilk kez, siyaset dışında da konuşma şansımız oldu. Farklı sorulara, samimi yanıtlar verdi, ben de paylaşmak istedim…
Herkesin, bildiğimiz o görüntüsü ve imajının altında, farklı hayatlar var.
Töre ile Vuda’ya göç ettikleri dönemde, sokaklarda bol bol oyun oynadığı Hasan Erçakıca’yı da konuştuk.
Hatta sözleştik. Erçakıca ve Töre’yi de alarak, Güney’e geçeceğiz.
Erçakıca da kabul ederse…
Uzun bir gün, güzel bir haber olur belki…
































