Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SADECE HAYAL ETTİM

Dün iki ayrı haber vardı. İkisi de gıda güvenliği konusunda…
Biri, Değirmenlik Belediyesi’nin, Türkiye Cumhuriyeti finansmanıyla, Çukurova Üniversitesi tarafından yürütülen “Rekabet Gücünün Artırılması Mali Destek Programı” kapsamında, işletmelere verilecek bir eğitim semineri…
Diğeri de, Avrupa Komisyonu’nun 24 Şubat’ta düzenleyeceği, gıda güvenliği konulu panel.
Bu panelde de, AB’nin gıda güvenliği politikası, AB’deki en iyi uygulamalar; veterinerlik ve ziraat uygulamalarında gıda güvenliği ele alınacak. Komisyon’un sloganı, çiftlikten çatala..
Bunlar son aylarda yapılan, kimbilir kaçıncı panel, kaçıncı seminer.
Ancak neden bu kadar üzerinde duruluyor sizce?
Çünkü bu ülkede, dünyada günden güne kısıtlanan gıda üretiminin, mükemmel bir şekilde yapılabileceği olanaklar var. Biz farkında olmasak da, olanlar var…
İklim, özellikle erken ürün için fırsatlar sunuyor. Ben hatırlarım, geçmişte KTHY’nin uçtuğu günlerde ve de ABAD kararından önce, buradan giden narenciyeyle Londra piyasasını elimizde tutmaktaydık. Londra’da bir çok marketin maydonuzu buradan giderdi.
Bunun dışında, pazarı dar olmakla birlikte, değeri yüksek “niş” denilen ürünlerimiz var. Nar gibi, harup gibi. Buna daha nice yenilerini ekleyebiliriz.
Çünkü artık her türlü ürünü dört mevsim üretebileceğimiz suya kavuşmak üzereyiz.
Ambargonun olmadığını, direk uçuşların yapıldığı bir günü hayal ettim ve muhteşem bir üretim potansiyeliyle bir anda kalkınabileceğimizi düşündüm.
Bence bizim dışımızda yapılan planlamaların içinde bu var.
Olası bir anlaşma durumunda, Türkiye’den gelen suyun yaratacağı mucizeden yararlanma düşüncesi, bir çok merkezin buralara ilgisini arttırıyor.
Adamlar şimdiden bizim gerekli planları yapıp, üretime geçmek için hazır beklediğimizi sandıklarından, işin gıda güvenliği tarafına eğiliyorlar.
Tabii düşüncelerim şu an için hala hayal.
Ama neden olmasın, iklim tamam, su tamam, siyasi sorunu aşmaktan başka engel kalmadı.
Onu da aşmanın bin bir türlü yolu var.
Yeter ki, biz üretim için başkalarının duyduğu heyecanı duyabilelim, kendimizi o günlere hazırlayalım.
İşte su neredeyse bir kaç güne akmaya başlayacak. Ama biz neyle karşılaşacağımızı hala bilmiyoruz. Haydi biz bilmeyelim de, çiftçi, üretici biliyor mu? Yoksa onlar da hala teşviklerdeki değişiklikleri protesto etmekle mi meşguller…
Toprak analizlerinin sonuçları çıktı mı?
Nereye ne ekileceği belli mi?
Çiftçi eğitildi mi?
Tohum, ürün saptaması tamam mı?
Bilmiyorum.
Ben sadece hayal ettim….

 

YERİN KULAĞI VAR
OLMADI SAYIN BAŞBAKAN:

Meclis Danışma Kurulu, sağlık gibi önemli bir konuda yapılacak yasa değişikliğini hazırlamak üzere  partilerin de bilgisine getirerek, bir geçici Komite kurulmasını önerdi. Başbakan’sa, çıkıp, “İlk defa böyle bir komite kurulduğunu görüyorum. Başbakan olarak haberim olmadı. Bunu doğru bulmuyorum” diyerek, olayı dinamitledi. Daha sonra Tufan Erhürman’ın açıklamasından da öğrendik ki, Meclis’in böyle bir yetkisi var ve yakın geçmişte de örnekleri var.  Zaten gecikmiş bir çalışmanın, sivil toplumu da katarak hızlandırılması, kendisi de bir süre önce Ad Hoc Komite kurulacağını söylemiş olan Başbakan’ı niye rahatsız etti, anlamadık… 

HALK DA BÖYLE DÜŞÜNÜYOR:
Demokrasi sadece iktidar değil. Muhalefet de ülke yönetiminde, en az iktidar kadar sorumluluk sahibi ve saygın bir konum. Çığlık çığlığa erken seçim diye sokağa çıkanlar kadar, şükür ki, sağduyu sahipleri de var. Meclis’in duayeni Hüseyin Angolemli, müzakerelere işaret ederek, bu dönemde erken seçim olmaması gerektiğini söyleyen bir muhalefet vekili. Angolemli, “Türk tarafı seçime giderse, masadan kaçmaya çalışıyorlar, diyecekler” diyor. Daha iki yıl önce seçime giden ve en büyük iki partiyi iktidara getiren halk da eminim böyle düşünüyor…
 
DENYA’LILAR ÜZGÜN:
Dün yakılan camiyi yakından görmek için Denya’ya gittik. Beklentilerin aksine köy halkı bu olaydan oldukça rahatsız. Olayı “deli işi” olarak değerlendiren köy papazı, adada barış rüzgarlarının estiği bir dönemde, böylesi bir olayın kendi köylerinde meydana gelmesinden oldukça rahatsız. Bu bir nebze de olsa içimizi rahatlattı. Yanan caminin tamiri için, kaymakamlık, hummalı bir tamirat başlatmış. Hedef, iki hafta içerisinde caminin eski haline döndürülmesi…

YAZMADAN EDEMEYECEĞİM:
Denya 500 civarında nüfusun yaşadığı tipik bir köy. Ancak en dikkat çekici yanı, köye girer girmez farkedilen temizlik oluyor. Yolları ve kaldırımları inanılmaz derecede temiz ve düzenli. Bir muhtarın bunu başardığını duymak ise, hayli ilginç geldi bana. Bizim köylerle kıyaslayınca, ister istemez kıskanıyor insan… 

BAŞKA ÇARESİ YOK:
“Ortaklığa Yeşil Işık” dün bir gazetenin manşet haberiydi. DPUG Genel Başkanı Serdar Denktaş, “İcraat yapabileceğimiz bir formül çıkarsa karar veririz” değerlendirmesinde bulunmuş. Siz bakmayın böyle konuştuğuna, başka çaresi yok. Çünkü  iktidar ortağı olamazsa, sadece koltuk değil, partisi de altından gidebilir…

REFORM ŞART:
Üretici, batarız, biteriz diye feryat ediyor ama, Tarım Bakanı Erkut Şahali tam tersini söyleyerek, tarımsal reform kapsamında küçükbaş hayvancılık desteklerinde yüzde yüze yakın bir artış sağlanacağını savunuyor. Kim haklı, kim haksız bilmiyorum ama, ülkede tarım konusunda gerçek anlamda bir reformun yapılmasının şart olduğudur…

ZİRVEDEKİLER
AB Uyum Yasaları Komitesi:
Bizi utandırdılar. Daha dünkü yazımızda, tabela dernekleri maskaralığına son verilsin, yasa değişikliği bir an önce Meclis’e gelsin derken, “Bakalım bu tantanada  Genel Kurul’a gelecek zamanı bulabilecek mi” diye de endişemizi belirtmiştik. Dün tasarı Meclis Genel Kurul’una geldi, 4 saat kadar tartışıldı, önerilerle düzenlendi ve değişiklik hem de oybirliğiyle yasalaştı. Artık top, kaymakamlarda. Uygulanmasına ve derneklere gerekli uyarıların yapılmasına derhal başlanmalı. İrade ortaya konunca engel kalmıyor. Keşke tüm diğer düzenlemeler de böyle ardı ardına geçebilse… 

DİPTEKİLER
Derelere Dökülen Milli Servet:
Ne büyük çelişki anlamıyorum. Devlet teşviği veriyor, alabildiğine büyük baş hayvancılık yapılıyor, üretilen sütün sadece yüzde 30’u satılıyor. Bu rakamı veren bizzat Hayvancılar Birliği’nin Başkanı. AB’nin yeni Tüzüğü de hellim üretiminde ağırlığın,  koyun ve keçi sütü olmasını gerektiriyor. Yeni uygulamaya baktım, inek sütüne verilen teşvik devam ediyor, bir de üstüne üstlük arttırılmış. Sonuçta olacak olan, derelere dökmek. Oysa dökülen, milli servet, bunun hesabını yapan yok…