Rusya pazarı için yakalanan şans inşallah heba edilmez. Havadis Gazetesi’nin manşetine taşıdığı haberi okuyunca inanın heyecanlandım.
Rusya’nın geçen yıl sadece Türkiye’den 1.8 milyarlık ithalat yaptığını düşünürsek, şu an için yılda ortalama 120-130 milyon dolar ihracat kapasitesi olan ülkemiz için Rus pazarının büyüklüğünü anlayabiliriz. En basit hesapla Türkiye’nin Rusların talebine rağmen karşılamadığı %10-15’lik açığı bile KKTC’ye kaydırmamız halinde, yıllık ihracatımızın ikiye katlanacağını görebiliriz… Bu rakamlar birçoğumuza bugün için hayal gelebilir belki. Gerçekte, siyasi şartlar değiştiğinde, bu rakamları artırmak bile mümkün. Bu hayalin gerçeğe dönüşmesi ya da bir hayal olarak kalması ise tamamen bizim elimizde…
Öncelikle pazarlanabilecek ürün çeşitleri konusunda ciddi bir çalışma yapılmalı, ürün kalitesi ve standartlar konusuna dikkat edilmelidir. Ve en önemlisi konuya, sadece odalar ve STÖ’ler değil devletin sahip çıkması gerçeğini kabullenmeliyiz… Yıllardır ürün fazlası diyerek sokaklara döktüğümüz sütler, domates ve diğer ürettiklerimiz için ayağımıza gelen bu fırsatı, geçmişte olduğu gibi kendi ayağımıza kurşun sıkarak heba etmemeliyiz… Üretici ve örgütler, devlet ile uyum içerisinde olası engelleri ortadan kaldırmak için ortak bir çalışma yapmalı, hatta sadece bu konuyla ilgili devletin de içinde olacağı komisyonlar kurulmalıdır…
Yıllardır kör- topal giden ekonomimiz bir anda ayağa kalkar, yeni iş sahaları ve istihdam alanları açılır. Rus pazarı Kıbrıs Türkü için yeni ve büyük bir pazar. Bu pazardan pay almak, sadece ekonomik olarak değil, Kıbrıs konusunda da önemli bir figür olan ve Rum tezlerini savunan Rusya’nın, soruna bakışını bile değiştirme imkanı verebilir… Hani o kimsenin beğenmediği Tayvan örneğindeki gibi.
Sanırım bir yıl önce, Havadis ekibi olarak Çamlıbel’deki domates üreticilerini ziyaret etmiş ve Türkiye’den gelecek suyla ilgili düşüncelerini dinlemiştik. Üreticilerin ortak düşüncesi, “Bugün ürettiklerimizi bile satamazken, yarın suyun gelmesiyle birlikte daha da artacak olan üretim kapasitesi ile biz ne yaparız. Satamadıktan sonra daha fazla üretmenin kime ne faydası olur ki” yönündeydi. O gün için bu kaygılarına katılmamak elde değildi. Ama bugün bu şartlar değişti. Yetiştirdikleri ürünleri bırakın dökmeyi, daha da çok üretmeye başlayacaklar. Daha çok üretim de, daha çok para, daha çok işgücü demektir…
Ancak ortada duran tehlikeyi de göz ardı etmemeliyiz. Sulama tekniklerinden tutun da, kullanılan ilaçlar, ürünün toplanması ve hatta ambalajı bile ihracat için önemli kriterler… Yıllarca gönderdiğimiz portakalların, patateslerin gümrüklerden nasıl geri çevrildiğini unutmamalıyız. Sadece bir üründe bile yaşanacak aksilik, tüm pazarı kaybetmemize neden olacaktır. İşte bu nedenlerdir ki, bu iş sadece üreticinin inisiyatifine bırakılmamalıdır. Devlet de olayı sahiplenmeli, üzerine düşenleri zaman geçirmeden yapmak için kolları sıvamalıdır…
“Bu ülke bizim, biz yöneteceğiz, kendi kendimize yeter bir devlet olacağız” diyorsak, o zaman işte size fırsat…
YERİN KULAĞI VAR
SÜRPRİZ İSTİFA:
Milli Eğitim Bakanı Mustafa Arabacıoğlu’nun sürpriz istifası kafaları karıştırdı. Arabacıoğlu’nun istifasıyla birlikte siyasi kulislerde iddialar da ardı ardına gelmeye başladı. İstifaya, sadece eğitimde yaşanan eksikliklerin neden olmadığı, kaynak konusunda da Maliye ile sorunlar yaşadığı iddia ediliyor. Ayrıca son günlerde parti içinde yaşanan bazı huzursuzlukların da Arabacıoğlu’nun istifasına neden olduğu konuşuluyor… Kabul edilse de edilmese de istifa, hükümet ve parti içi sorunların baş edilmez bir noktaya geldiğinin ispatı.
ORGANİZE İŞLER:
CTP, Cumhurbaşkanı adayını açıkladı. Doğal olarak memnun olan da, olmayan da olacak. Ancak, bazı eski siyasilerin TV ekranlarında boy gösterip, “Talat’a haksızlık yapıldı, Talat aday olmalıydı” söylemlerini anlamakta zorlanıyorum. Dün Talat’ı yerden yere vurup eleştirenlerin, bugün ona sahip çıkma gayreti, sanki de planlı bir organizasyonun parçası gibi duruyor…
SU İÇİN AMERİKA’YI KEŞFETMEK GEREKMİYOR:
Suyun dağıtımı ve idamesi konusu hala netleşmezken, sesi duyulanlar sadece özelleştirme karşıtları. Artık bu ülkenin neden battığı konusunu açık açık konuşmakta yarar var. Her türlü hizmet, her türlü kaynak, ekonominin tüm unsurları devlete bağlı olduğunda, gördük ki, devleti yönetenler bu olanakları siyaseten kullanıp, kaynakları kurutmaktan çekinmediler. Elektrik de böyle, su da böyle, havacılık da böyleydi, tarım da… O nedenle suyun, elimizde patlamaması için rasyonel bir sistem kurulması şart. Hem halkı koruyacak, hem de rantabl olacak. Kuru kuruya devletçiliğin zamanı geçti. Umarım hükümet edenler de ideolojik saplantılar yerine, dünyanın uyguladığı bir yöntemi benimserler…
NÜFUS NASIL ARTSIN:
Türkiye yetkililerinin her KKTC ziyaretinde, “nüfusunuzu artırın” telkinleri pek işe yaramıyor. Bence bu talebi yaparken, son iki yıldır uygulamada olan “Göç Yasası” ile nüfus nasıl artırılır onun formülünü verseler daha iyi yaparlar. Yıllarca üniversitede dirsek çürüten bir genç, zar zor bir iş buldu diyelim, aylık 1500 lira ile bırakın çocuk yapmayı, evin giderini bile karşılayamaz. Gelir düzeyinin arttığına bakmak yetmez. Önemli olan gelir dağılımındaki adaletsizlik…
ŞAŞKINA DÖNECEK:
BM Genel Sekreteri’nin yeni Kıbrıs Özel Temsilcisi Eide, dünyaca tanınan bir politika kurduydu. Ancak gelir gelmez “Çözülemeyecek bir şey görmüyorum” diyerek, Kıbrıs’ın gerçeklerini bilmediğini gösterdi. Yine de öğrenmekte geç kalmayacak anlaşılan. Rumlar daha ilk konuşmalarından itibaren saldırıyı başlattılar. Sebep, Temsilci’nin taraflara dengeli davranması. Sanırım Eide epey şaşırmıştır…
SİZ NE YAPTINIZ:
Narenciye sektörü ile ilgili devletin sınıfta kaldığını söyleyen UBP milletvekili Kemal Dürüst, sektördeki olumsuzlukların devam etmesi halinde Güzelyurt’tan göçün durdurulamayacağını söylemiş. İyi de yıllardır milletvekilliği ve bakanlık yapan birisi olarak, seçim bölgesi Güzelyurt için kendisi ne yaptı acaba? Aslında hepsinin de birbirinden farkı yok. İktidardayken susup, muhalefet olunca konuşuyorlar…
ZİRVEDEKİLER
Mustafa Arabacıoğlu: Milli Eğitim Bakanı Arabacıoğlu, sistemdeki sıkıntıları ve mevcut mevzuatı aşamadığı gerekçesiyle görevinden istifa etmiş. İstifanın da erdem olduğunu hatırlatan Arabacıoğlu’nu kutlarız. Bu istifa, konusuna vakıf olmayan ancak, sırf o koltukta oturmak adına makam işgal edenlere örnek olur inşallah…
DİPTEKİLER
Su Hattında Fare: Yenidüzen’in haberini okuduğumda gözlerime inanamadım. Haberin devamında, belediye başkanının da olayı kabul ettiğini gördüğümde, iyice dehşete düştüm. Girne’ye su veren boruya fare kaçmış. Belediye de klorlamış, tamammış… Hala daha suyu Su Dairesi işletsin, yok belediyelere verelim diyenleri dinleyin de yine tamamdır. Doğru dürüst iş yapacak bir firmaya mı verirsiniz, konsorsiyuma mı veririsiniz, verin… En azından yeni döşenen borular temiz kalsın. Devlet de yapabilirse denetim görevi yapsın. İnsan gibi yaşayalım artık…
































