Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

RUM’UN AKDENİZ’DEKİ MÜNHASIR EKONOMİK BÖLGESİ KRİZE DÖNÜŞEBİLİR Mİ?

Rum tarafı sürünüyor! Ve doğrusu “ateşle oynuyor.” Çünkü ortam müsait! Artı bölgedeki savaşlar etkileşimleriyle bozulan psikolojiler sonucunda artık Doğu Akdeniz’de kıyısı bulunan ülkelerin birbirlerine efelenmeleri işten bile değil!
Nitekim bir süredir Rum tarafı Mısır, İsrail ve Lübnan’la tek taraflı anlaşmalar yaparak Kıbrıs’ın güneyinde Ekonomik Münhasır Bölge oluşturduğundan beridir, Türkiye’yi de kapsamına alan yeni bir “tehdit unsuru” haline gelmiştir!
Türkiye “Rum’un tek yanlı MEB oluşturup bu parsellerde sismik araştırmalar yapıp doğal gaza ulaşmasını, yeni yeni sondajlara girişmesini başından beridir “kabul edilemez” olarak tanımlamaktadır. Bu nedenle Rum tarafı yeniden 9. parselde araştırmalar yapmaya başlar başlamaz Türk savaş gemileri bölgeye gitmiş, ardından da her zamanki gibi “Rum tarafı korku çığlıkları” atarak AB ile BM’yi ayağa kaldırmıştır!
Bu bağlamda Rum cephesindeki son gelişmeler, şöyledir: “Rum tarafı Münhasır Ekonomik Bölgesi’ni çevresel olarak haritalandırmak için çalışmalara başlamıştır. Bu çalışmalar “BM Deniz Hukuku Sözleşmesi” maddeleriyle kalıcılaştırılmak istenirken, Mısır, Lübnan ve İsrail ile devletlerarası hukuk içinde anlaşmalar da yapmıştır! Şimdilerde ise Güney Kıbrıs MEB’in sınırlarını haritalamak için çabalamaktadır! Rum tarafına göre bu haritaların hazırlanıp BM’lere sunulmak istenmesi, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Rum’a yönelik muzırlığını önlemek içindir!
OLAY NEDEN KRİZE DÖNÜŞMÜŞTÜR. Bir süre önce Rum Ekonomik Münhasır Bölgesi’nde 2,3 ve 9. parsellerde sismik araştırmalar yapmak için çalışmalara başladığında Türkiye de KKTC ile yaptığı iki ülke işbirliğine dayalı anlaşma ile Münhasır Ekonomik Bölge hakkında araştırma yapacağını açıklamıştı. Bunu da Nevtex’de yayımlamıştı. (NEVTEX: “Bir Denizin Seyyar Servis Tanıtım Numarası…” Arama, kurtarma, radar, meteoroloji, etkin yansıtıcı, vesaire… Amaçlarında uluslar veya uluslararası çalışmaları içerir.)
Yani Türkiye daha önce de yazdığımız gibi aynen Güney’in “hakkımdır” diyerek “Doğu Akdeniz’deki Ekonomik Münhasır Bölgesindeki çalışmalarına” paralel olarak KKTC’nin de ayni parsellerde sismik araştırma hakkı olduğu gerekçesiyle ve bunu Nevtex’te ilan ederek faaliyete geçti…
BİLİYORSUNUZ: RUM İÇİN KKTC KORSAN DEVLET, TÜRKİYE DE İŞGALCİDİR! Öyle de olunca bakın kırk yıldır neler olmakta dolayısıyla son olaylara olumsuz yansımaktadır:
Güney adanın tek tanınmış devleti, Kuzey Türkiye tarafından işgal edilmiş korsan devleti!
Güney AB ve BM üyesi, Kuzey ambargolar altında hava ve deniz ulaşımına kapalı!
Güney Her türlü uluslararası yardım ve anlaşmalara açık, Kuzey ise kendi bölgesinin esiri durumunda!
Güney: Akdeniz’de Münhasır Ekonomik Bölge oluşturma hakkında, Kuzey ise kendi kıyılarından öteye gidememekte.
Güney denizlerdeki parsellerinde araştırmalar yapabilme hakkında, Kuzey uzaktan bile bakamamakta…
Türkiye de diyor ki: Ben KKTC’yi tanıyorum. İş ve güç birliği anlaşmaları da yapıyorum. Artı Güney’i de tanımıyorum! Dolayısıyla KKTC ile sismik araştırma da yaparım helva da…
İşte size bundan sonra da siyaset sahnemizde Rum’la tartışacağımız bir yeni olay daha!

**********     
HÂLÂ “AMA NE BİÇİM DEVLETTİR BU BEEE” DEDİRTİYORUZ!

Görüldüğü üzere Kıbrıs Türk halkı ve Yönetimi “karada ve denizde” Rum’la mücadele ediyor! Buna “içte ve dışta” diyelim. Ya havada? Sakın, “işte orada yoğuz” demeyin! Batırdığımız KTHY ile de varız arkasında bıraktığı “işsizler ordusunun açtığı yaralarla da varız!” CAS çalışanlarının sorunları hâlâ giderilmiş değil.
Buna karşılık Öğretmenler Sendikaları yeni işe başlayan öğretmenlerin Tek Sosyal Güvenlik Sistemi kapsamında maaşa bağlanmalarının mücadelesini vermekte, bunu da “ayni işe ayni maaş” formülü ile ifade etmektedirler!
Öte yandan geçen gün Mağusa’da “Gelir ve Vergi Dairesi Motorlu Araçlar ve Ehliyet Birimi” çalışanları, “personel yetersizliğinden dolayı” greve gittiler!
Bu birimi her Mağusalı gibi iyi bilenlerdenim. Ve hemen vurgulayayım: “Bu Devlet Birimine ki çok önemli bir işleve sahiptir, ayrıca devlete her gün torbalar dolusu para kazandırmaktadır, ne zaman uğramak zorunda kalsam içim kararır! Sonra da kafam karışır! Zaten bu devlet insanların içlerini karartıp, kafalarını karıştırmak için özellikle “ilan” edilmiştir! Ki yurttaş ne zaman çaresizliğe düşse karşısına geçip ağlasın diye! Konuyu biraz açalım:
BİR: Devlet kurduk ama ne “sistem” oluşturabildik ne de “biçim” verebildik!
İKİ: “Sistem” oluşturamadık çünkü “hukukun üstünlüğüne” inanmadık! Sistemi Partizanlıkla popülizme yedirdik! O zaman Kamu Görevlileri de “hukuksuz kalan memleketi” yüceltecek görevliler değil, tepe tepe kullanacakları bir “çiftlik” esamesine soktular! Nitekim hâlâ “e devlet” oluşamıyor!.
ÜÇ: “Sistemi” oluşamayan devlete “model çizip biçim verseniz” ne yazar? Nitekim Mağusa’nın en yoğun devlet dairelerinden olan Vergi ve Motorlu Araçlar Ruhsatlarının verildiği Dairenin “binası” İngiliz döneminden kalmadır! Çalışanlar odalarında balık istifi gibidirler! İç karartıcı kasvet verici bu eski konağı hiçbir “dilde” tarif edip, anlatıp tanıtmak mümkün değildir!
DÖRT: Sistemi olmayan, “biçimi” çarpık böylesi devlet binalarında çalışmak bir kâbusken bir de buna “personel eksikliğini” uladınız mıydı, varın vahameti siz tasavvur edin!
BEŞ: Kısaca devlet kurduk ama bu devleti şekillendirecek “devlet dairelerini” oluşturamadık! Eğreti binalarda, antika olmaktan başka işlevi kalmayan konak bozması evlerde devletçilik oynamaya devam ediyoruz! (Lefkoşa’da az çok bu konuda bir iyileştirme var. Fakat Mağusa’da dökülüyorlar!)
ALTI: Sorunu bağlayalım: Kırk yıldır Kuzey’deyiz! Gönül isterdi ki gelenler görenler, elleyenler, hizmet bekleyenler; uğruna onca mücadele verilen “bağımsız ve egemendir” denilen bu devletin “sistem, biçim ve görünümü” karşısında “kırk bir kere maşallah” desinlerdi! Oysa yerlisi ziyaretçisi hâlâ “ama ne biçim devlettir bu beee!” Demeye devam ediyorlar!

**********       
KISACA TAKILDIĞIM: (SAĞLIKTA DA GÜZEL İŞLER OLUYOR!)

Ülkede iki önemli ve büyük sorun vardır demeye 1974 Barış Harekâtından önce başladıktı. Altlarını da kalınca çiziyorduk ki her daim gözümüzün önünde olsunlardı. Öyle de oldular çünkü “asla çözüm” bulmadılardı! Üstelik yanlarına diğer sektörleri de alarak!
Bu iki sorundan birisi “Eğitimdi” diğeri “Sağlık!” Hâlâ iki büyük sorundurlar çünkü her ikisi de “bizatihi insanın kendisidirler.” Hem “aklı” hem “sağlık afiyeti” ile!
Dolayısıyla 40 yılı aşkın süredir “sistem” lafları en çok bu iki kurum için söylenir ve aranır… Ki halka dönük ilk açık oturumlarımızı Mağusa Fikir Sanat Kulübü’nde yönetirken, “Sağlık sorununu” iki kez halkın huzurunda tartışmıştık… Galiba 1980’lerde falandı…
Ne var ki sağlık da eğitim de “sorunları” ile devam ediyor! Etmesi de olağandır çünkü her ikisi de en çok devlet ilgi ve eforunu isteyen “müesseseleridir.” Oysa bu fukara devlet bunu başaramadığı içindir ki Sağlığın da Eğitimin de altında kalmıştır! Buna karşılık:
SAĞLIKTA YENİ DÖNEM: Geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanı Ahmet Gülle ki bakan olalı beridir can’ı gönülden çalışmakta olduğuna inananlardanım, 2015’de uygulamasına geçilecek “Genel Sağlık Sigortası” konusunda, “bu bir devrim olacaktır” açıklamasını yapıyor. Bu “devrim” nitelikli “Sigortanın” en önemi ayağı da ilk kez “sistem” yoksunu KKTC’de, “özel muayenehanelerin aile hekimliğinin yerlerini alması” oluyor… Gülle’ye göre özel muayenehaneler yeniden yapılandırılacak ve KKTC’nin hemen her bölgesinde yaygınlaştırılacaklardır… Olay, henüz çalışma ve araştırma aşamasındadır.          Öte yandan TC ile Genel Sağlık Sigortası’nın nasıl kurulacağı hususunda hem fizibilite raporları hazırlanıyor hem de TC’nin Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan görüşler alınıyor…
Kısaca bir ilk olarak eğer bu sistem hayata geçirilirse, ilk kez KKTC’de “hastanelerdeki randevulu sistemden” sonra “halkın sadece kamudan değil, özel’den de hizmet alabileceği” bir yeni sistem daha oluşacaktır.
Burada dikkati çekmek isterim. TC ile ilişkiler çok önemlidir. “Bu devasa ülkenin bilgi ve becerilerinden hele Sağlık konusundaki tecrübe ve devrim nitelikli sistemlerinden yararlanmamız gerekir. (Aynı şeyi yazık ki eğitim konusunda söyleyemiyorum!)
SONUÇTA: Dün de yazmıştım. Bu memlekette güzel işler de oluyor… Eksiğimiz, hâlâ birbirimizi “yemeği” “güzel işler yapmaya” tercih etmemizdir!