Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Rumlar hakkımızda senaryolar üretiyor, biz sele kapıldık gidiyoruz…

Güven arttırıcı önlem mi dersiniz, adım adım çözüm mü dersiniz, yoksa parça parça mı, sanki bütünlüklü çözümün yerini alacak formüle yaklaşıldığı anlaşılıyor.

Daha önce de bu konuda bir yazımda, bunun belki de en iyi yol olacağını, ancak karşılıklılık ilkesi olmadan hayata geçmeyeceğini, o nedenle şu an için çok gerçekçi görünmediğini yazmıştım.

Müzakereleer bittikten sonra ortaya çıkan Maronitlerin dönüşü, Maraş’ın açılması tartışmaları, bu adımların Türk tarafında tek yanlı olarak atılacağına işaret etmekteydi.

Ancak dün Kathimerini gazetesinin bir haberi ne yalan söyleyim beni şaşırttı.

Kathimerini diyor ki, “KKTC’nin Maraş’ı da açacağına dair bilgiler üzerine Rum Yönetimi’nin cevap olarak; ‘Maraş’ın yasal sakinlerine iadesine bağlı olarak Kıbrıslı Türklerin AB ile serbest ticareti için Mağusa limanının yasal kullanıma açılması’ önerisini yeniden masaya koyması bekleniyor”…

İşte bu yeni haber…

Rum Dışişleri Bakanı Yoannis Kasulidis  de “Türkler Maraş’la ilgili harekette bulunmak istiyorlarsa gelip bizimle görüşmeleri gerekir. Maraş BM’nin idaresine verilsin ve yasal sakinleri, güven yaratıcı önlem olarak geri dönsün. Buna karşılık vermeye hazırız” diyor…

Kathimerini’nin “Maraş’a karşılık Mağusa limanı” iddiası sanırım Kasulides’in bu açıklamasına dayanıyor…

Burada trik nokta, BM’ye devredilme meselesi. Rumlar şu anda yapmaya hazırlandıkları şikayette, Maraş’ın BM’ye devrini istiyorlar. Aksi olursa, müdahale edeceklerini sızdırıyorlar…

Kathimerini’nin haberinde, Türk tarafının B planına ilişkin sansasyonel başka iddialar da var.

İddia diyoruz, çünkü geçmişteki açıklamlardan hareketle senaryolar yazmışlar.

Gazete diyor ki, “B planı, Serdar Denktaş’ın dediği gibi, Cebelitarık modeli olacak”.

Arşive baktık, gerçekten de Serdar Denktaş, 26 Mart 2017’de Kathimerini’ye yaptığı açıklamada Cebelitarık modeline benzeyen bir modelden söz etmiş.

Cebelitarık modelinden kasıt, KKTC’nin dış politika ve savunma politikasının Türkiye tarafından yönetileceği bir model…

Serdar Denktaş’ın geçmişteki o röportajında KKTC’nin geleceği için bir referandum yapılmasından söz etmiş. Şimdi onu almışlar, ‘gündemde bir referandum var’ demeye getiriyorlar. Referandumda da, sözde “Kırım modeli mi Transdinyester modeli mi diye sorulacakmış…

Kırım modeli, Kırım halkının referandumla Rusya Federasyonuna bağlanması.

Transdinyester ise, Moldova’nın doğusunda, Rus ve Ukrayna ağırlıklı nüfusun kurduğu, BM üyeleri tarafından tanınmayan bir ülke. Rus ağırlıklı nüfus, yaşanan yokluk nedeniyle, Rusya ile birleşme istiyor, devlet yönetimi de Rusya’dan “bizi ilhak edin” talebinde bulunmuş. Ancak AB de olayın içinde. Onlar, Moldova’ya bağlanmalarını istiyor, böylece ülkeyi Avrupa Serbest Ticaret Anlaşması’na katmak istiyor. Böyle bir model…

Ha, bir de serbest ticaret konusu var. Serdar Denktaş Mart’taki söyleşisinde,  “şu ana kadar Türkiye ile serbest ticaret anlaşması yürürlüğe konamadı. Bu, Türkiye’nin AB ile olan gümrük birliğinden kaynaklandı. Şayet müzakereler biterse, 600 bin kişilik kapalı piyasadan kurtulup, 85 milyon kişinin bulunduğu piyasayla ilişki kurulabilecek” demiş. Gazete, şimdi artık KKTC’nin serbest ticaret bölgesi yapılması ihtimali olduğunu da iddia ediyor…

Bunlar Rum tarafında bizim kendi geleceğimizle ilgili olarak tartışılan komplo teorileri…

Adamlar oturuyor, geçmişteki demeçlerden alıntılarla yorum yapıyor.

İşin tuhaf tarafı, konunun öznesi olan Kıbrıs Türkü, sele kapılmış gibi gidiyor.

En azından Kathimerini gazetesi kadar bile fikir üreten, tartışan yok…

 

 


 

 

YERİN KULAĞI VAR

KAFALAR KARIŞIK:

Maraş konusunda bir bilgi kirliliği olduğu kesin. Kimilerine göre Maraş, açılacaksa Türklerin kontrolünde açılacak, kimilerine göre ise, Güvenlik Konseyi’nin 550 sayılı kararına göre BM kontrolünde açılacak. Belli ki Maraş konusunda da amaç, her iki kamuoyunda ve BM ve AB içerisinde  tartışılmasını sağlamak. Böylece atılacak adımın nasıl bir tepki topladığını görmek belki de.

 

KARŞI ATAK:

Türklerin Maraş adımına karşı, Rumlar karşı atağa hazırlanıyor. Türklerin, Maraonitlerin köylerine dönmesi kararı ile Maraş açılımının, “Rum göçmenler arasında anlaşmazlık çıkarmayı hedeflediğini” iddia eden Rum sözcü  Hristodulidis, hükümet olarak buna karşı eylem hazırlıklarının olduğunu açıkladı. Belli ki komşu hazırlıksız akalanmış, panik yaşıyor…

 

TANIŞMIYORLARMIŞ:

Federasyon eşit taraflar arasında görüşülür diyen Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Denktaş, bundan sonrası için müzakerelerin vakit kaybı olacağını kaydetti. Denktaş, “Anlaşıyor ki Rum tarafının iki kesimli federasyonu ile bizim iki kesimli federasyon tanışmıyor. Arada müthiş bir ayrılık var” değerlendirmesinde bulundu. Şartlar ve aykırılıklar bu kadar net iken bu ikilinin, bu saatten sonra da biraraya gelip tanışacaklarını hiç sanmıyorum…

 

İHTİYACIN 8 KATI:

İnşaat Taşeronları Birliği Başkanı Osman Amca, “son 3 yılda 6328 inşaat yapıldığını, ihtiyacın ise 800 olduğunu” iddia etti. Bu hesaba göre neredeyse ihtiyacın 8 katı, bir başka hesapla 5528 adet ihtiyaç fazlası inşaat yapılmış. İyi de bu kadar çok inşaat yapanlar bunu bilmiyorlar mı? Tabii ki biliyorlar ama, talep var ki yapıyorlar. Bizim için değil, dışarıdan gelen talepler için… Bir de bu kadar çok nüfusa yetecek altyapıyı da yapsalar, kimsenin şikayeti olmayacak…

 

TÜZÜKLER BAHANE, MESELE OTORİTE BOŞLUĞU:

Bakanlık, çevre ve ses kirliliği konusunda suçu Tüzüklere atmıştı biliyorsunuz. Sibel Siber Başkanlığında toplanan Meclis Çevre Komitesi, çevre sorunlarının; denetim yetersizliği, tüzüklerin güncellenmemesinin yarattığı yetki karmaşası, otorite boşluğu ve ceza uygulamalarında caydırıcılık olmamasından kaynaklandığını belirledi. Yani suçlu Tüzüklerin kendisi değil, mesele yetki ve otorite eksikliği. Otorite olmayınca, denetim de yapılmıyor doğal olarak.  Tüzükler sadece bahane… Komite’nin çalışmalarına hükümet partilerinden hiç bir miletvekilin katılmaması da zaten otoritenin durumunu yansıtıyor.

 

NEDEN KORKUYORSUNUZ:

Kamyonları sebep olduğu kazaların ardı arkası kesilmiyor. Gün geçmiyor ki, bunların yaptığı kazalar haber olmasın. Bir çoğunun evraklarının eksik, şöförlerinin yetersiz ve ehliyetsiz olduğu polis kayıtlarında mevcutken, hükümetin bu konuda hala kalıcı bir karar üretememesini anlamak mümkün değil. Önlem almak için neyi bekliyorsunuz veya kimden korkuyorsunuz.  Bu kamyonların hangi saatlerde yolda olacakları, hız limitinin ne olacağı belli, ama bugünün devlet yönetimi o kuralların ihlaline göz yumuyor. Bu kadar basit…


 

ZİRVEDEKİLER

Akın Aktunç: UBP’nin Lefkoşa Belediye Meclis Üyesi Akın Aktunç sosyal medyada bir duyuru yaptı. Başkan Mehmet Harmancı’ya destek verdiği için aleyhine faaliyet yürütüldüğünü, kendisinin uğraşının Lefkoşa halkına hizmet olduğunu savundu. Partizanlığın nasıl gözleri kör ettiğine güzel bir örnek. ‘Sen bizim partiden seçildin, o halde, başka partiden gelen başkana yardım etmeyeceksin, aksine takoz koyacaksın’. Maalesef bu çirkinlik yeni değil. Hep vardı da, Sayın Akın Aktunç kadar cesur biri çıkıp, bunları deşifre etmemişti…
 

 


DİPTEKİLER

Yavaş ve Derinden: Lapta bölgesinde açılacak olan ve “muhafazakar” ailelere hizmet edeceği iddia edilen, “İslami değerlere uygun”, “alkolsüz” otel günlerdir kamuoyunda tartışılıyor. Otelle ilgili olarak, “herkesin demokratik hakkı, dileyen dilediği gibi yaşar” sözleri aslında acizliğimizin bir göstergesi. Evet herkes inandığı şekilde yaşayabilir ancak, bu işin sonunun nereye varacağının yakın tarihimizde örnekleri çok. Bugün kullandıkları o “demokratik haklar”, yarın sizin yaşam tarzınıza müdahale edecek noktaya geldiğinde inanın çok geç olacak. İran bunun en somut örneği…