Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Rumlar Akıncı’dan mucize bekliyor

 

Bu Rum dostlarımız, Ortodoks dininin etkisinden olacak, mucizelere çok inanıyorlar. Okullarında, polis karakollarında, devlet binalarında bile, mucize yaratıcı olarak düşündükleri İKONLARDAN, yığınla görebilirsiniz. Geçmişte, Talat Cumhurbaşkanı olarak seçildiğinde, Talat’tan da mucize beklediler. Ancak hayatın katı kuralları, mucizeleri daima geri plana itmektedir.
Şimdi sıra Akıncı’ya geldi.
Akıncı’nın seçilmesiyle birlikte, konuştuğumuz her RUM DOSTUMUZ, Akıncı’nın Kıbrıs Sorununda büyük ilerlemeler yapacağını ifade etmektedirler.
Kıbrıs Türk çözümcü güçlerinin şimdi işleri daha da zor.
Çözümün, bir denge olayı olduğu ve her iki tarafın liderliklerinin yanı sıra, halkaların da bu sürece aktif olarak katılması gerektiğini, herkese daha yüksek sesle anlatmalıyız.
Akıncı, her iki tarafın uzlaşması için, empatinin çok önemli olduğunu vurgularken, bunu sadece Türk toplumu için söylememektedir.
Rum toplumunun da, 1955’lerden başlayarak ve özellikle 1963-74 sürecindeki, Rum politikalarını inceleyip, özeleştiri yapmasının gerekli olduğu, her Türk ferdinin beyninin bir köşesindedir.
Yüzleşme ve özeleştiriler yapılmadan, bir taraftan mucize beklemek, özde, pasifizmdir.
Bu adada, gerçek bir çözüm ve barış olacaksa, toplumsal hatalarımızdan dersler çıkartarak, geçmişe değil, geleceğe doğru adımlar atmamız kaçınılmazdır.
1974tten sonra, Rumların yaşadığı travma ile hepimiz ve özellikle ilerici Türkler, yüzleşmek zorundayız.
Aynı şekilde, 1963’ten sonra, DİLLİRGA SAVAŞLARI ile yok edilmek istenen bir Türk bölgesi ve insanlarının dramı ve Dillirgalı Türklerin topraklarının, evlerinin hala Rum işgali altında olması gerçeğiyle de TÜM RUM TOPLUMU yüzleşmek zorundadır.
Köfünye olayları ve 1974’e kadar olan süreçte yağma edilen 100’den fazla Türk köyü, tartışılmadan, iki toplum arasındaki güvensizlik nasıl giderilebilir.
Akıncı’nın salı günü İstanbul’da vurguladığı gibi, yönetimde EŞİT ORTAKLIK, Kıbrıs sorununun çözümünde kilit kelimedir.Ancak, biz Türkler de, yönetimde söz sahibi olmak isterken, 1974’ten sonraki süreçte, YAĞMALADIĞIMIZ RUM MALLARI ile ilgili yanlış politikalarımızı terk etmek zorunda olduğumuzu KAVRAMALIYIZ.
Kıbrıs sorunu, dış karışmacılığın yarattığı bir sorundur.
Bu dış karışmacılığın yarattığı alt-üst oluşlarda, her iki toplumun, hatta Ermenilerin, Maronitlerin ve diğer azınlıkların İNSAN HAKLARI da azgınca TALAN EDİLMİŞTİR.
Yönetimi paylaşmak ve insan haklarını dikkate alan yeni bir düzen yaratmak, bu uğurda mücadele, TÜM KIBRISLILARIN birincil görevidir.