Erdoğan kaçıncıdır Rum tarafını uyarıyor! Güney Rum yönetimin Doğu Akdeniz’de Türk tarafını dışlayarak tek başına hidrokarbon yataklarına ulaşmasına çatıyor.. Bu gazda Kıbrıs Cumhuriyetini oluşturan iki devletten biri olan Kuzey’deki Türk devletinin de hakkı olduğunu savunuyor, tek yanlı araştırmaların vahim sonuçlar doğurabileceğinin uyarsını yapıyor.
Politika gereği zaman zaman devletlerin “ulusal çıkarları” için bu tip uyarılarda bulundukları bilinen gerçektir. “Dikkat et” hatırlatmasından “ayağını denk al” uyarısına kadar politik çerçeve içinde olagelen bu çağrılara da artık Trump’tan Putin’e kadar alışmışlığımız vardır…
ANCAK söz konusu Erdoğan olunca bir lase durup düşünmek gerekir! Çünkü “uyarmışsa” ve uyarıları karşılık görmemişse “söylediğini yapan” Amerika’yla bile çatışmayı göze alacak “kararlılıkla siyasi irade sahibi” olduğunu çoktan öğrenmiş bulunuyoruz…
Buna karşılık hem Yunanistan hem Rum tarafı, Türkiye karşısında sadece Kıbrıs’da, Doğu Akdeniz’de değil; Ege Denizinde de “siyasi gevezelikler” yapmaya devam ediyorlar!
BUNLARDAN birisi de Rum tarafının kendini hâlâ 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin adadaki tanınmış tek devleti olarak (maalesef) dünyaya kabul ettirmiş olmasıdır! Nitekim aradan geçen yarım asra karşılık KC’ni yıkan taraf olmasına karşın, kendini bu Cumhuriyetin tek temsilcisi olarak kabul ettirmiş üstelik BM’lerle AB üyeliklerini de bu “sahipliğinin” yüzü suyu hürmetine kapmıştır! Şu anda da tüm adanın sahibi olarak “Cumhuriyet haklarını” tek taraflı olarak elinde tutmaktadır!
DÜŞÜNÜN ki 1963’den beridir KC’den kovulmuş Türk halkı kendi vatanında Rum’un “tek tanınmış devlet” iddiası nedeniyle “tanınmamış,” coğrafyasının esiri olmaya mahkûm edilmiş bir siyasi topluluk olarak var olmaya çalışmaktadır!
BM’lerle AB’nin bu insanlık dışı siyasi gasptan, çiğnenen haklardan utanması gerekmektedir ama sanki Kıbrıs sorunu 1974’de başlamış gibi, üstüne üstlük Türk tarafı bir de “işgalcilikle” suçlanıp, Kuzey’in mahkûmu haline getirilmiştir…
RUM’un hidrokarbon yatakları olayı bu “haksızlıklarla gaspların” son halkasıdır.. Ve “kaçıncıdır diyoruz Erdoğan uyarmaktadır!” Ki hatırlatalım: Kıbrıs Kardak kayalığı değildir!
**********
TEMİZ, ŞEFFAF VE DÜRÜST YÖNETİM
Dün gelip geçen hükümetlere karşın yılların değişmeyen “bozuk düzenlerinden” söz ettimdi.
Kıbrıs Türk halkı onca “fantastik” siyasi partilerine karşın, “siyasallaşma” konusunda başarılı olamadı! Çünkü her devrede “hükümeti” oluşturan siyasi parti veya partilerin iktidarda kalabilme çabalarıyla, muhalefet partilerinin iktidara taşınma çabalarını oluşturan politik ve sosyoekonomik argümanlar; devletin çıkarlarını değil, siyasi partilerin çıkarları gözetti? “Popülizm” bu siyasi tutumlardan kaynaklı politikalar nedeniyle oluştu!
Dolayısıyla 43 yıl sonra bile hemen her yıl iktidara gelip giden siyasi partiler evvel emirde “temiz toplum, şeffaf toplum” demeyi alışkanlık haline getirmişlerse hiç şaşırmıyoruz!
Oysa “işin sırrı” şuradadır: Daha önce galiba yazdıktı: Mesela Kant şöyle der: “Öyle hareket et ki senin hareketlerinin kanunu ayni zamanda diğer insanların hareketleri için de bir kanun ve prensip olsun…”
Ee, şimdi ve “Allah için” diyerek itiraf edelim: “Erhürman Koalisyon hükümeti iktidara gelirken halka verdiği ilk mesaj neydi? “Yolsuzlukların üstüne gidecek, hesap soracağız!” Kimden? İktidarı devraldığı Özgürgün’lü UBP hükümetinden, bizzat Özgürgün’den!
Başa dönüyorum. Bilirsiniz “balık baştan kokar!” Bu devleti kuran ağabeylerimiz, liderlerimiz evet “politikacılardı” ama “çirkin” değillerdi! Evet politika yaparlar birbirlerine çelme takarlardı ama “yıkmazlar, toplumda yara açmazlardı!”
Oysa son dönemlerde her gelip giden koalisyon hükümeti arkasında “enkaz” bırakıyor! Bu nedenden dolayı sorunlar katmerleniyor, içinden çıkılmaz hale geliyorlar…
Mesela şu çevre kirliliğine bakın! Kim temizleyecek, nasıl temizleyecek?
Şu Trafiğe bakın! Hangi hükümet üstesinden nasıl gelecek?
Şu çarpık yapılaşmalara bakın! Bundan sonra kim nasıl düzeltecek ki!
Ne var ki olanlar olmakta silsile halinde biriken sorunlar toplumun alnı şakkına yüz karası gibi oturmaktadır!
Mesela son dönemlerde peşi peşine gelip giden hükümetlerin en büyük sorunu olan “Eğitimle Sağlık” daha iyiye mi gidiyor yoksa beter mi oluyor?
Onca büyük tartışmalara neden olan arazi spekülasyonları, rant ekonomisi azalıyor mu çoğalıyor mu? Mal Tazmin Komisyonu sorunu da madalyonun diğer yüzünde sırıtıyor! Ki son zamanlarda el birliği ile yakında büyük sorun oluşturması için “hazır hale” getirmeye çalışıyoruz!
Kısaca şunu söylemek istiyoruz. Devlet yönetmek tabi ki zordur. Fakat “dürüst, temiz, hakçasına haklının yanında olmak ve hukukun üstünlüğüne inanmak, inanıp öyle çalışmak hiç de zor değildir…
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (HER HALDE SIRA POLİSE GELDİ!)
KKTC’de iki kurum kaldıydı yozlaşmayan, vıcıklaşmayan, siyasilerle mütegallibeye kurban edilmeyen..
Birisi “polistir” diğeri “yargı..” Yıllardır Polisi sivile bağlamak için uğraşıyorlar nasılsa başaramıyorlar!
Yargı ise öteden beri en güvenilir, fiskelik şaibesi olmayan kurumumuz…
Fakattt! Ne yaptılar ettiler “teker teker ve ayrı ayrı “halledemedikleri” bu iki kurumumuzu önce karşı karşıya getirip sonra “siyasi tartışma ortamına çekerek” bir taşla iki kuş vurmayı başardılar! Yakında “polisin sivile bağlanması” bu kez hükümet kanadıyla resmen gündeme gelirse şaşmayın!”
































