Köşe Yazarları

RUM YÖNETİMİ İLE AB KUMPASI! 


Dün Güney’in “altın vatandaşlık” marifetlerinden söz ettimdi.. Bu konudaki yazımı gönderdikten sonra elimin altındaki gazetelere yeniden göz attığımda küçük bir habere tosladımdı:

“Güney’de üç yıllık yabancı yatırımların parasal miktarı 9.2 milyar avroyu aşmış!”

Tabi haberin kafamda oluşan ilk çağrışımı bu büyük büyük kazancın nedenini anında cevapladı ki içselliğimden, “işte o altın vatandaşlıklar” dedim kendi kendime   Yani “Güney’de yatırım yap, vatandaşlığı kap!”

Sonrası ise çok kolay! “Vatandaşlığı kapanlar otomatik olarak Avrupalı olmaktalar ki  vizesiz, sorgusuz sualsiz gir çık, çık gir uyuşturucudan kara para aklamaya varıncaya dek yollar açık!

MADALYONUN tersini çeviriyorum. Akdeniz’de sırtını AB’ye dayamış küçük adaların, komşuları olan büyük ülkelere yamanmaktan başka çareleri yoktur! Kıbrıs da öyledir, kayalıklardan ibaret Mağusa ilçesi kadar olan Malta da öyledir, ötekiler de!

Ne var ki 28 ülkeli bir büyük  federasyon olan AB’nin 80 milyonluk Almanya’sı ile  nüfusu bir milyon bile olmayan Güney Rum yönetiminin oyları “karar alma aşamasında” bire bir eşit olmakta!                                     Güney’in  bu “oy” fırsatını Yunanistan ile birlikte Türkiye ve KKTC aleyhine tepe tepe  kullandığı   bilinen gerçek!

Başka? “Altın vatandaşlık” dağıtıp AB’i kara paraların aklandığı cennete dönüştürmek de marifetleri!

ÇOK kısaca 44 yıldır bu adada kiminle çözüm için müzakere masalarına taşındığımızı bir de bu AB prespektifi açısından değerlendirmek durumundayız..

Ki buna şimdilerde “Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarının  hakçasına paylaşımı sorunu da ulandı!”

Yani  Kıbrıs sorunu daha çok “Haziran aylarını” yer yutar da bana mısın bile demez!

**********

KURUMLAR ÇÖKERKEN DEVLET DE BATIYOR!

Erhürman koalisyon hükümeti hiçbir şeycikler yapmamışsa, “uyuyan devi uyandırdı!”

En basitinden insanların ağızlarında sakız gibi çiğnenip tükürüldükçe etrafa pisliklerinin saçıldığı “yolsuzluk ve dolandırıcılık olaylarının,” sonunda Meclis’e kadar gelmesini başarabildi..

Ki medyada haberleri bircik bircik salınmaya başladığında kimseler çıkıp da “Ooo demek ki öyle miymiş” demedi! Çünkü bilinenlerdi!

     BU da şu demek olmalı: “Demek ki yıllardır “cezalandırılması gereken suçlulara fiske bile kondurulmazken,  bu ülkede devlet kademelerini de saran “yolsuzluklar” meşru hale getirildiydi ki “yapanlara”  artık “işini bilen açıkgözler” deniyordu!

Haliyle namus erbabı da  “budalalıklarına doymasınlar” sınıfının bu nedenle  sınıfta kalanlarıydı!

OLAY’ın  kapısı Çaluda ile açıldı! Önceleri “hepsi bu kadar mı” dedikse de geçen gün baktık medyada salınıyor: Şöyle ki  “Maliye Bakanlığına bağlı Teftiş ve İnceleme Kurulu,” kendisine ulaşan “yolsuzluk” ihbarları üzerine denetime tabi tuttuğu 23 “kurumdan” 21’inde yolsuzluk olduğunu saptadı..

Fakat işte o sorun! Bu dosyalardan sadece bir tanesinin yargı süreci tamamlandı…

ANCAK  şunu bir kez daha gördük. “Maalesef kurumlarımız  çöktü!”

Bunun tek sorumlusu da siyasi partiler! Seçimlerde kendilerine oy devşirecek  devlet görevlerini “kullanırlarken” dolayısıyla    “kurumların” yozlaşıp parça körçe olmalarına çanak tutmaları!

Sonuçta yaratılan zihniyet ise şu olmakta: “Devlet malı deniz yemeyen domuz!”

Ki tekrar edeyim: Yıllar önce bu memleketin devlet dairelerindeki memurları mensubu oldukları siyasi partilere hizmet ilkesi oranında hizmet veriyorlardı!

     ŞÖYLE  ki “muhalifseler” iktidarı yıpratacak oranda görevlerini kötüye kullanarak!..                                                      İktidar partisine mensup olanlar ise (sanmayın ki yurttaşa hizmet ilkesinde)   sadece partililerine kıyak çekmek için  çalışıyorlardı!

ŞİMDİ durum çok mu değişti sanırsınız? O  21 kurumun neden yolsuzluk iddialarına karıştığı için haklarında soruşturma yapıldığına dair medyada ayazlanan açıklamalara bakın, şaşırırsınız!

İnsan babasının işyerinde çalışsa bu kadar yolsuzluğa tevessül etmez,  edemez!

Ancak bu konuda suçun” derecelendirmesi” olmaz ama birinci derecede suçlu olanlar, “iktidara gelip giden hükümetlerdir!”

Eğer onlar.. Yani devletin kaderini yüklenen hükümetler..                        Kendilerine, “suç sayılacak” türlü çeşitli alavere dalavereyle her konuda menfaat sağlayan memuran takımına prim verip sırtlarını sıvazlamasalar!..                      Seçimlerde (siyasi partiler olarak da) memurları peşlerine takıp konvoylar oluşturmasalar!..                               Propagandaları için kapı kapı dolaştırmasalar!..                                                Atama vaatlerine karşılık oy dilenciliği yapmasalar,  falan…

Bu ülkede “kurumlar” bu kadar yıpranmaz, pisliğe batmaz, batarlarken devleti de batırmazlardı!                                                                       **********

ŞİMDİ ANLADIK MI?                   

   (Yukarıda kaldığım yerden devam ediyorum.)  Niçin bu ülkede “yönetim sistemi değişikliğine” gerek olduğunu anladık mı!           Çünkü  kimselerin içinden çıkamadığı “uzay formülleri” gibi seçim sistemi icat edilmesine karşın sandıktan hükümet kuracak iki partiyi bile çıkarmak mümkün olmadı!                                                                    Oysa hedef neydi? Bölgeciliği de bertaraf ederken tek başına  hükümet kuracak parti çıkarmak!

SADEDE geleyim:  Otonom Türk Yönetimi dedik olmadı! Federe Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dedik olmadı! KKTC dedik beter oldu ama gene olmadı!

Eee! Her olmayan işte bir hayır olmalı. O zaman son çarede “Başkanlık Sistemini” başlayın düşünmeye!

 



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı