Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Rum tarafının yeni muzırlıkları

Geçen hafta Rum tarafının kavgaya sürünme sürünürcesine sürekli yeni olaylar yarattığından söz ettimdi. Bu konuda  Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarını  mevcut münhasır ekonomik bölgelerinden ötelere kaydırarak Kuzey Kıbrıs’ı içine alan alanda da araştırma yapmaya hazırlanması, son muzırlıklardan biridir..

       BU  muzırlığını da  “ben tüm adanın devletiyim” iddiası üzerine oturtarak meşru kılmak istiyor!  Bu meşruiyetini de kuzey’e de sarkacak ve KKTC bölgesini içine alacak yeni deniz sınırlarını Yunanistan’la çizmek girişimiyle birlikte fiiliyata geçirmek istiyor!

Oysa çok iyi biliyor: “Türkiye bu konuda başında  beridir ödün vermeyeceğini açıklıyor, hidrokarbon yataklarından  Türk tarafının da yararlanma hakkı olduğunu söylüyor. Artı Rum tarafının Kuzey denizini kendi MEB’i içine alacak şekilde yeniden tespit etmesine ise hiç asla sessiz kalmayacağının sinyalini veriyor!

RUM tarafı elbet Türkiye’nin bu tutumunu biliyor. Buna karşın MEB’lerinde yer alan  14.15.16.17. parsellerinde faaliyet gösterirken, Kuzey denizine de girerek Türkiye ile KKTC arasını kendi egemenlik bölgesi olarak sınırlandırmaya çalışıyor!

Bu girişiminin tehlikesini de bildiğinden, daha şimdiden “bizim Türkiye ile savaşacak halimiz yoktur” diyerek, hem AB’nin hem de BM’lerle İngiltere’nin dikkatini çekerek “ne kadar çaresiz olduğunun imajını çakmaktadır!

Şunu da Ekleyelim: Biliyoruz ki yada bilmemiz gerekir ki bu adadaki Rum liderliği ile kilisesinin:

Bir:  Türk tarafıyla bir çözüm aktı imzalaması için hiç acelesi yoktur!

İki: Çünkü uluslar arası arenada adanın tek devleti olarak kabul görmektedir!

Üç: Bu avantajını zaten AB ve ABD’de son zamanlarda imaj kaybeden Türkiye’nin aleyhine kullanacağı siyasi kampanyalar oluşturup yanına “Türkiye’den korktuğu”  yaygarasını da ekleyerek dünya kamu oyunu yanıltmayı başarmaktadır!                                Dört: Hedefi olası çözümü tamamen Türkiyesiz bir statüye bağlamaktır.. Ondan sonrasının da kolay olacağını sanmakta, yıllar itibarıyla tüm adanın egemeni haline geleceğini tasavvur etmektedir.                         ASLINDA bu tasavvurlar Doğu Akdeniz’de Kıbrıs adasına kadar uzanan büyük bir bölgeyi Rum-Yunan ikilisi olarak Helenizmin egemenlik alanı içine almayı hedeflemektedir… Hem de Türkiye’ye ve Kıbrıs’taki Türk halkına rağmen!


 

   HÜKÜMET KRİZİNE DEVAM

Seçim formülleri aranırken önce “hükümet kurmayı” kolaylaştıracak sistemler üzerinde mi çalışılırdı?  Yoksa seçmenlerin anlamakta zorlandığı için hatırı sayılır iptallerle katılımların düşük olacağı bu nedenle  siyasi iradenin hatırı sayılır oranda seçimlere yansımasını  engelleyecek sistemler mi aranırdı?

Bu hatanın bedelini seçimler sonunda  “yarattığımız hükümet kurma krizi” ile ödemeye devam ediyoruz! Ki hükümet kurulsa da yürümeyeceği aşikârdır!                                      Bu seçim sistemini çok tartıştık. Mustafa Arabacıoğlu çok yaşasın. Seçim öncesi bu sistemin ne menem bir ucube olduğunu çok anlatıp yazdıydı da  kimse iltifat etmediydi uyarılarına..

Şimdi geldiğimiz yere bakın: “Hükümet kurulsa bile çalışamayacak! Çalışamayacağı için de en geç bir yıl içinde yeniden seçime gidecek…

Ötesine  gelince: Bakıyorum da Koalisyonu oluşturabilecek  siyasi partilerimiz kasıldıkça geriliyor, gerildikçe kopacak hale geliyorlar! Neymiş? Seçim öncesi yemin billah etmişler memleketi kötü yönettiği için  UBP’den hesap soracaklar. Bu nedenle UBP ile hükümet kurmayız demekteler!

Gerçi UBP’siz alternatif de vardır ama hem Meclis’te azınlık hükümeti esamesine düşecek hem sürekli UBP’nin muhalefet zılgıtını yiyerek çalışamayacak!

       Diğer  bir olay da şudur. Hukukun üstünlüğü her zaman en yüce değer olmalıdır. Kabul! Ancak soralım: “Bu ülkede CTP koalisyonundan bugünlere gelirken hiç mi mahkeme’i küpraya kalmaması gereken mesela “devleti zarara sokma” gibi olumsuz olaylar yaşanmadı? Kimin elinde battıydı mesela KTHY’ı.. E şimdi o şaibeli olayı atlayarak  Tahsin Ertuğruloğlu’nu havaalanı inşaatı nedeniyle mahkemelik yapmak “adaletin tecellisi mi olur?”

Olay nedir: Bakın bu ülkede “bir iki liderimiz dışında “büyük devlet adamları” yetişmedi..  Mevcut siyasilerimiz “bizden insanlardır.” Devlet becerileri, büyük deneyimleri, artı uluslar arası arenalarda boy gösterirken dünyasal olanları yoktur!

Adlarını saymama gerek yoktur. Son dönemlerde KKTC’yi sırtlayıp hukukun üstünlüğü temelinde  ileriye götüren, tutun ki iki üç yöneticimizden  ötesini görmek mümkün olmadı. Pekala memleket hep yerinde mi saydı? İşte sorun da budur. Büyüdü ama nasıl büyüme? “UBP’i mahkemelerde süründüreceğiz” diyenler de işte bu gerçekleştirilen “büyümenin” o “nasılını” dürtüyorlar ortaya çıkarsınlar diye…

 


KISACA TAKILDIĞIM: KIB-TEK’İN TASARRUFU!

Kıb-Tek “Sosyal Sorumluluk Projesi” kapsamında geçen yıl başlattığı “enerjide tasarruf”eğitimlerinde 536 öğrenciyi ulaşmayı başarmış.

Tabi bunun bir giderler maliyeti olacak da ne gereği vardı diyeceğiz: Kıb-Tek zaten ve bizatihi o tasarrufu yıllardır güneş battıktan sonra akşamları sokak lambalarından anayollardakilere  kadar bütün ışıkları karartarak yerine getirmektedir.. Çocukların öğrenmesine ne hacet!


(Dün benden kaynaklanan bir mail hatasından dolayı göndermem gereken yazımın yerine bir gün önce yayınlanan “Denktaş’la” ilgili yazımı gönderdimdi. Özür dilerim… Toplum liderimiz Dr. Fazıl Küçük’ü de bir kez daha  saygı ve rahmetle  anarım. )