Bizim taraftaki ‘’anlaşma yanlısı’’ olanların ne dediklerini her vesileyle gazetelerde okuyoruz.
En büyük dertleri kendi deyimleri ile bizim taraftaki ‘’statükocular’’ ile Rum tarafındaki ‘’faşistler’’.
Rum tarafında ‘’anlaşma yanlısı’’ olanların ne dediklerini takip edip niye anlaşma yanlısı olduklarını anlamaya çalışıyor muyuz emin değilim. Gelinen noktada Kıbrıs Türkü adına bunun büyük bir eksiklik olduğunu düşünüyorum.
****
Rum tarafında yayınlanan Rumca gazetelerin basın özetlerini ve İngilizce yayınlanan gazetelerin de internet sitelerini özellikle anlaşma yanlısı olanların ne dediklerini anlamak adına yakından takip ediyorum.
Okuduklarımı tek bir cümle ile özetlemeye çalışsam, Rum tarafındaki anlaşma yanlısı olanların ortak söyleminin korku ve endişeye dayalı olduğunu söylemek olur.
Kıbrıs Türkleri ile politik eşitliğe dayalı bir devlet kurma isteği ile konuya yaklaşmıyorlar.
Anlaşma yanlısı olmalarının öznesinde anlaşmanın zoraki bir hal almış olması var. Kıbrıs Türkü ile birlikte ortak bir paydayı inşa etme isteği söylemlerinin içinde yok. Söylemlerinde Kıbrıs Türkü ve politik eşitlik yok.
Kendi aralarındaki didişmede, anlaşma yanlısı cephe ‘’bu sefer de başarısız bir sonuç çıkarsa bunun Kıbrıs için ne anlama geleceğini ‘’Ohi’’ cephesi düşündü mü’’ diye soruyor.
Bu soruya da kendileri cevap verip sıralıyorlar.
‘’İşgal altındaki’’ bölgenin tamamen Türkiye’nin bir vilayeti olacağını ve Türkiye ile 320km bir sınırlarının olacağını ifade ediyorlar. Enteresandır ayni söylemi Ruma tarafında bu savın iyice pekişmesi için hafta başında Akıncı da tekrarladı.
Bizi bu durumda herhangi bir sınır çatışmasında kim koruyacak hiç düşündünüz mü diye de endişeyle ‘’hayır’’ cephesine soruyorlar.
Hidrokarbon rezervlerini kime ve neye güvenerek kullanabileceğiz diye işin ‘’ekonomik’’ yönünü özetliyorlar.
Bu şekilde devam edersek toprak ve mülkiyet konusunda herhangi bir şey elde etmek mümkün mü diye de anlaşma karşıtlarına onların planlarının ne olduğunu ve daha ne kadar süre beklemeleri gerektiğini soruyorlar.
Bu şartlar altında, bir çözüme ulaşamamak en büyük kâbusumuz olmuyor mu diye de anlaşma karşıtlarına eleştirilerini sonlandırıyorlar.
****
Sizi bilmem ama ben bunları okuduktan sonra olası bir anlaşma olması durumunda çok daha tedirgin oluyorum.
Rum tarafındaki anlaşma isteyenlerin, anlaşma isteme sebeplerinde yukarıda sıraladığım gerekçelerin ön plana çıkması, bizim taraftaki ‘’anlaşma yanlıları’’ da normal karşılıyor mu?
Kendi içimizde karşılıklı olarak bilindik ‘’anlaşma dilenciliği’’ ve ‘’statükocu’’ suçlamaları söyleyerek didişmek yerine Rum tarafındaki anlaşma yanlısı cephenin konuya nasıl yaklaştıklarını madde madde sıralayarak kamuoyuna aktarmak Kıbrıs Türk basını için çok daha önemli bir görev haline gelmedi mi?
Gelinen noktada, yanı başımızdaki komşunun içindeki anlaşma yanlılarının kafasının içine girmekte büyük fayda vardır.
Size trajikomik gelecek ama olası bir anlaşmanın bizim için en büyük sigortası onlar olacaktır. Garantörlük anlaşmasını mümkün olduğunca kendimizi koruma ve caydırıcı bir unsur haline getirmek için elimizden geleni yapalım ama yine de günlük olarak en büyük sigortamız Rum tarafındaki bu evet cephesi ve onların niye evet dediği olacaktır.
Onlara güvenip güvenemeyeceğimizi anlamak için evet deme gerekçelerini anlaşma öncesinde anlamamızda büyük bir fayda vardır.
Özellikle politik eşitlik ilkesi ile ilgili görüşlerini anlamakta çok büyük bir fayda vardır.
Aksi takdirde biz kiminle neyin anlaşmasını yaptık diye dövünüp durur beğenmediğimiz bu günleri çok ararız.
Bilmem anlatabildim mi?
































