Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Rum tarafı zamana oynuyor (Oysa ”zaman” artık Kuzey için de gülüyor!)

Rum tarafının görmek istemediği dolayısıyla anlayamadığı bir gerçek vardır ki büyük olasılıkla çözüm aşamasında “umduğunu” değil “bulduğu” ile yetinmek zorunda kalacaktır.
Nitekim dün yine sorunu dilime dolayıp çekiştirirken bir yerde şunu yazdıydım: “Olası bir çözümde bir taraf çok üzülecek!” Bu “taraf” da müzakerelerden kaçmakla “zaman kazandığını, “geçen zamanın” da kendi lehine olduğunu zanneden Güney’dir! Şimdi Rum tarafının her halde “taktik” olarak kullanmaya çalıştığı bu iki olaya bakalım:
MÜZAKERELERDEN KAÇMA: Sadece “kaçma” değil, öncesi tüm BM’ler çıkışlı çözüm planlarından da kaçan Rum tarafıdır! (Bizimkilere sorarsanız Denktaş’tı! Hatta bir ara Talat’ı bile oyun bozuculukla suçladılardı! Şimdilerde Eroğlu’nu da ikinci Denktaş ilan ediyorlar!) Niçin kaçtığı da artık çok iyi biliniyor. “Tek ada egemenliği, tek devlet dolayısıyla kendi çoğunluğunun ağırlığında bir federal sistem…” Oysa mümkün değil! Kuzey’de tek bir siyasi parti bu “Tek Devlete ve Rum çoğunluk egemenliğine dayalı federe sistemi” kabul etmez! Siyasi eşitliği olmayan, iki bölgeliliği içermeyen çözüm hayaldir! Yani artık “herkes yerli yerine dönsün” yok! 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarına dönüş de yok! Bu bir realitedir. Güney ise geçen Şubat’ta müzakereler başlarken çözümü, “tek devlet, tek yurttaşlık, tek uluslar arası temsiliyet esası üzerine oturttuydu. Sonra da siyasi eşitliği izole etmek istedi. Ardından da “değişmeyecek Rum başkan” ısrarı ile çoğunluğuna dayalı federal sistemin kapısını araladı! Tabi tutmadı!
ZAMANA OYNAMAK: İşte tutmayan bu stratejik hesaplar nedeniyle “müzakerelerden kaçmayı” oynuyor! Ve zannediyor ki geçen süre içinde destekçisi olan AB’yi arkasına alarak amacına ulaşacaktır… Oysa bakın “akılıca kullandığını sandığı o “zaman” içinde neler oluyor!”
Kuzey gitgide imar iskânı, kentleşme süreci, altyapı yatırımları ile “dünü” aşarak “yarına” doğru koşuyor.
Dış ülkelerde gitgide itibar görüyor. Daha yakın zamanda KKTC Dışişleri Bakanı Özdil Nami AB ülkelerini dolanmış, KKTC’yi yüceltecek başarılı ilişkilerde bulunurken kazanımlar elde etmiştir.
Dün 1 milyon turist hayal iken bugün gerçek olmuştur.
Artık Rum’un mülkü 1974’lerde bıraktığı mülk değildir. Köylere varıncaya kadar “yenilenmiş,” toprakları ekilip biçilmiş, iskân alanları devasa apartmanlarla doldurulmuş, bağlar bahçeler kurulmuştur…
Ve KKTC artık durmuş oturmuş anayasası, seçimleri, devlet organları, çok partili demokratik yapısı ile “sorunları da olsa” bir devlettir ve gitgide bu devlet Kıbrıs’a gelen ülke liderleri ile yabancı misyon şefleri tarafından ziyaret edilerek üst düzey temaslarda bulunulmaktadır…
Artı, Rum tüm adanın tek devlet oluş iddiasına karşın MEB’lerine egemen olamamakta, Kuzey’le paylaşıma gitme zorunda bırakılmaktadır!
RUM TARAFI KUZEY’İ ARTIK BÖYLE KABUL ETMELİDİR. Bunun için de gözlerini açıp görmesi, kulaklarını daha iyi duymak için temizlemesi, vicdanının sesini dinlemek için yüreğindeki Türk düşmanlığını silmesi ve adanın tek hakimi olmadığını anlaması için aklına mukayyet olması gerekmektedir!

Bir yanda borç harç öte yanda bekleyen kalkınma planları…
“Gayri Safi Milli Hasıla” “bir ulusun bir yıl içinde ürettiği mal ve hizmetlerin fiyatlarla değerlendirilmesidir. Ekonomistlere göre GSMH’la hesaplamaları çok zordur çünkü bir “üretimin” içinde pek çok başka katkı unsurları da vardır ki onların da bir değerlendirme hesaplamaları vardır…
“Ekonomistlerden” özür dilerim! Böylesi uzmanlık anlatımları çapımı aşar! Benim söylemek istediğim Maliye Bakanı Zeren Mungan’ın Bütçe Görüşmeleri sırasında yaptığı şu açıklamadır: “KKTC insanın Gayri Safi Hasılanın bir buçuk katı kadar borcu vardır!. Ekonomideki risk büyümeye devam etmektedir…”
Anladığım kadarı ile bu şu demektir: “2015 yılında yüzde 4.1 oranında büyümesi ön görülen KKTC çok ironik bir ifadeyle borçla büyüyor! İnsanlar “borçla yaşıyorlar!”
Sadece İnsanlar değil! Bizatihi Devletin uçan kuşa borcu vardır! Belediyeler müzmin borçlar sınıfına kazınmışlardır! Başta Elektrik kurumu ile Telekomünikasyon zaten hep borçludurlar! Sosyal Sigortalar, ekonomik sektörler, kredi kartı kullanıcıları, sonunda mazbata mağduru olanlar, vesaire!..
NEDEN BORÇLANMAYI BU KADAR SEVDİK? Tabi kalkıp da “nasılsa ödemeyeceğimizden dolayı” demeyeceğim! Fakat sonuçta öyle oldu! Borçlanma “yiğidin kamçısı olarak” muamele görürken, alacaklılar da “budala yerine” kondular! Mazbata olayı tipik örneğidir! Bu “borçlanma” olayının bir yüzü.
Öteki yüzünde şu vardır: Bu ülkeyi “memur” yani “kamu görevlileri” memleketi yaptılar. Sonuçta da “aylık hep kapının ardında” oldu! Özel sektör gelişirken işte bu “kapının ardında” olan ve her ay tıkır tıkır ödeneceği hesapları yapılan “aylık maaşlara” yöneldi! 1963’den beridir bu olay ayni minval üzerine devam etmektedir… Hatta tırnaklık üretim yapılmadan “tüketim” teşvik edilmektedir! Çünkü Türkiye parayı göndermekte bu para da “kamu görevlilerine” üleştirilmektedir…
ÜLKE ÇAPINDA KALKINMA PLANI: Dün gazetelerde haberini gördüm. “Yılların sorunu olan kaynakların değerlendirilmesi, sağlıklı ekonomik büyüme, kalkınma, tarihi yerlerin değerlendirilip korunması, çevre sorunlarının giderilmesi gibi müzmin sorunlar meğer 25 yıldır “Ülkesel Fizik Plan” dedikleri binlerce sayfalık bir rapor halinde Bakanlar Kurulundan onay bekliyormuş!
Nitekim bu konuda verilen bilgilerde 2026’ya kadar 12 yıllık dönemi kapsayan bir eylem planı ön görülüyor. Hatta bu konuda Şehir Planlama Dairesi Müdürü Ertan Öztek “şimdi bu planın uygulamaya başlanmasının tam zamanıdır. Daha fazla gecikirse ekonomik gelişme olacak ama çarpık bir şekilde gelişecek” diyor…
Ve tabii yara bir kez daha neşterleniyor. Bir yandan yüzde 4.1 oranında büyüme hedefi gözetilirken öte yandan GSMH’nın bir buçuk katı da kamu borcu oluşuyor! Bir yandan ekonomik kalkınmanın model ve sistemler yokluğunu sürdürürken hâlâ sermaye düşmanlığı yaparak “devletçilik” peşinde koşan bir hükümet, öte yandan 25 yıldır bekleyen tüm KKTC’yi kapsayacak “Devlet Planlama Dairesi” kadrolarının görmezlikten gelinen çalışmaları…
PEKALA DAHA BAŞKA NE YAPIYOR HÜKÜMET! Maşallah icraat çok! Bir yandan DAÜ’nün Rektörü ile uğraşıyor, ertesi gün yağan yağmurla birlikte sellerin alıp götürdüğü Lefkoşa’nın alt yapısı ile! Bir yandan batırdığı sektörlerin işsizlerini ortalarda bırakıyor, öte yandan köylüye çiftçiye olan borcunu ödemiyor! ADSL’le çöküyor çaresizlikle kıvranıyor!.. Sonra memleketin gençlerini yollara salıp “vicdani ret” dedirtip, Mersindeki Nükleer santral için bağırtıyor! Ardından da memurları ödemek için Ankara’dan para istiyor!

***********
Kısaca takıldığım: (Okul aile birlikleri buluşmalı…)

Dün şu uyuşturucu belasına devam edeceğim dediydim. Yazımı da “çözüm ailelerin içinde başlamalıdır” diyerek bitirdiydim. Yine “aile” diyorum. Bu sorunu “eğitim öğrenim” düzeyimize karşın çözemedik. Yine iddia ediyorum: “Okullarla aileler buluşmazlarsa sadece “uyuşturucu” gibi korkunç sorunlarla değil, “sağlıklı nesiller” yetiştirmek de mümkün olmayacaktır! Çünkü:
Okullar sadece “öğrenimden” ibaret değillerdir!
“Eğitimi” eksik olan öğrencinin “öğrenimi” ne kadar başarılı olursa olsun “hayata karşı dayanaksız ve sağlıksız” olmaya mahkûmdur.
“Eğitim” ailede başlar okulda devam eder. Birinde eksik kalırsa diğerinde işe yaramaz!
“Eğitimle öğrenim” birlikte özümlenmez, birbirlerini tamamlamazlarsa öğrenci yönünden “başarıdan” söz edilemez!
Okul-Aile Birlikleri “iş birliği” yapmaz, iç içe geçmez, veli-öğretmen ilişkilerini en üst düzeye çıkarmazlarsa “okul çağındaki öğrenciler ne ailelerinin yüzlerini güldürürler ne okullarının…
Başarı “indi’dir! Ne tek başına “öğrenimden” ibarettir ne de tek başına eğitimden! Yazık ki KKTC sadece öğrenimden ibaret bir “eğitim sisteminin” sarmalındadır!